T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Boynu bükük yaşıyoruz

Bu seçim kampanyasının konusu şimdiden belli oldu: Tayyip Erdoğan... Daha kampanya başlamadan AK Parti liderinin Amerika'da okuyan çocukları tartışma gündemine taşındı; kampanya iyice derinleştiğinde başka Erdoğan çeşitlemeleriyle karşılaşacağımıza emin olabilirsiniz...

Türkiye'de, sistem, insanları sistem dışı uygulamalara yöneltecek biçimde dizayn edilmiştir. İşadamı, sanayici, tüccar, esnaf, serbest meslek erbabı vergisini tam vermez... Verecek olsa işini devam ettiremez de ondan... 100 milyonun üzerinde vizite ücreti alan, geceyarılarına kadar hasta kabul eden ünlü doktorları, her dâvâsından milyon dolarlar kazanan ceza avukatlarını 'vergi rekortmenleri' listesinde göremezsiniz. Dilimler o kadar yüksek tutulmuştur ki, vergisini namusluca vermeye kalkan sadece devlete çalışır. Bir kere vergi kaçıran kaçırmaya alışır.

Aynı durum dev işletmeler için bile söz konusudur. Son zamanların yaygın sporu sigorta primleridir sözgelimi. Her gece Laila'larda, Reina'larda eğlenen işadamları, anlamsız biçimde yükseltilmiş sigorta primini ödememek için fabrika ve işyerlerinde kaçak işçi çalıştırırlar. Ekonomik krizden beri, binlerce işçi, vaktiyle sigortalı çalıştığı fabrikada çalışmaya devam ettiği halde çalışmaz (veya ayda birkaç gün çalışır) gösterilmeye başlanmıştır. Bir işçiyi kaçak çalışıran fabrikatör, bir süre sonra, buna alışır ve uygulamayı herkese yayar ...

Ödediği ücreti kuruşu kuruşuna bordrosuna işleyen işyeri yok gibidir. Bir çok büyük holdingte, çalışanlara, bir bordrodan ödeme yapılır bir de zarf içinde... Çalışana ödediğini tam göstermeyen patron, aldığı her mal için fatura istemeyecektir doğal olarak. Bu yüzden, her malın bir faturalı bir de faturasız fiyatı oluşmuştur piyada. Girdiğiniz mağazada, "KDV'sini ödemesem kaça olur?" diye sormazsanız, yüzünüze bön bön bakıldığını görürsünüz...

Taşınmaz malların tapudaki değerleri, yüksek emlâk vergisini tam ödememek için, sürekli düşük gösterilir. Kim olursanız olun bu kural değişmez. Trilyonluk arsalar birkaç milyardan muamele görür; milyon dolara satın alınan villaların kâğıt üzerinde gülünç bir değeri vardır. "Emlâk vergisini düşürüyoruz, herkes mâmelekini gerçek değerinden göstersin" vaadine kananlar, ertesi yıldan itibaren düşürülen verginin birkaç misline çıkarıldığı gerçeğiyle çarpılmışlardı. Devletin bu tür uygulamalarına alışık olanlar ise, ki vatandaşların büyük bölümünü onlar oluşturmaktadır, vaadlere kulak tıkadıkları için 'artema' uygulamasından kârlı çıktılar.

Devlete olan yükümlülüklerini tam anlamıyla yerine getirmeyen, sigorta priminden kaçmak için kaçak işçi çalıştıran, yüksek emlâk vergisi yüzünden sahip olduğu mallarının değerini gizleyen, vergi matrahı yükselmesin diye çalıştırdığı kişilere ücretlerini zarf içinde ödeyen patronların, bu 'seküler günahlar' yüzünden, devlet karşısında boyunları eğiktir. Aldıklarını ispat edemeyecek durumdaki çalışanların da öyle. Bu yüzden ara sıra 'mâlî milât' uygulamaları yapılır (veya yapılamaz) bizde; bu yüzden "Nereden buldun?" yasası konulamaz (veya konulur da uygulanamaz).

Mevzuatı sebebiyle, Türkiye, bir 'vergi kaçırma cenneti'dir. Buna karşılık, devletlülar, istedikleri kişiyi mahvetmek için, kendi bıraktıkları boşlukları ara sıra kullanırlar.

1994 yerel seçimi öncesinde, Tayyip Erdoğan'ın oturduğu apartmanın 'kaçak' olduğu keşfedilmişti, hatırlayacaksınız. O bölgedeki diğer apartmanlar da 'kaçak' statüsündeydi oysa... Şimdi de, Tayyip Erdoğan'ın, çocuklarını, ABD'de hangi parayla okuttuğu sorgulanıyor... "Ben destek oluyorum" diyen işadamları çıktı, ama bu defa o cevaplarda çelişki aranıyor. Oysa, Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz da birer çocuklarını ABD'de okuttular, birer çocuklarını daha orada -lisede- okutuyorlar... Kimse onlara dönüp aynı soruyu sormuyor...

Bu 'anlamlı' tartışma devleti rasyonel çizgiye çekmeye yarar mı acaba? İstediğini güç duruma düşürmek için irrasyonel bir vergi sistemi kurmuş, sigorta primlerini, emlâk vergisini ödenemez miktarlarda tespit etmiş, kullanılabilir arazileri imara açmayarak kaçak inşaatı kural haline getirmiş bir ülkenin başı önde vatandaşları olmaktan kurtulup herkesin başı dik dolaşacağı 'çağdaş bir ülke' haline gelme yolunda adımlar atılır mı?

Tayyip Erdoğan ve arkadaşları işte bu yolda politikalar üretmeli.


26 Ağustos 2002
Pazartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED