|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Başörtüsü", bu millet için bir hayat-memat meselesidir. Burada "başörtüsü" sözcüğünü "paranteze alarak" konuşuyorum; çünkü "başörtüsü", sadece bir bez parçasından ibaret değildir. Eğer öyle olmuş olsaydı, yaklaşık 15 yıldır "başörtüsü"nü yani "İslâm"ı kamusal hayattan kovmak için bu kadar barbarca, militanca, faşistçe ve hayasızca bir savaş yürütülmezdi. "Başörtüsü", aslâ bir bez parçası da, basit bir simge de değildir; simgeden çok daha güçlü temsil kabiliyeti olan, bu milletin müslüman kalıp kalamayacağını gösteren bir metafordur. "Başörtüsü ile mi müslüman olunuyor? Başörtüsü takmayanlar müslüman değil mi?" gibi sorular, geri zekalı kişilerin sorabileceği sorulardır. Ben orada değilim. Başka bir yerdeyim. Ayrıca başörtüsü takmayanların müslüman olmadığını söylemek de, cinayettir; bu da bir başka gerzekliğin alâmetidir. Peki, hem "başörtüsü"nün bu millet için bir hayat-memat meselesi olduğunu, hem de başörtü takmayanların müslüman olmadığını söylemenin cinayet olduğunu söylemek bir çelişki değil mi, diye bir soru sormayacağınızı umarım. En azından entelektüel melekeleri gelişkin, birinci sınıf bir okuyucu olan bu sütunun okuyucularının böyle bir soru soramayacağını biliyorum. "Başörtüsü"nün müslümanlığın metaforu olması ne demek, öyleyse? Herşeyden önce, bu ülkede yaklaşık 15 yıldan bu yana "başörtüsü"ne karşı vahşice, militanca, fanatikçe ve faşistçe "topyekûn bir savaş" yürütülüyor. Bu savaş, başörtüsünün hiç de bir bez parçasından ibaret bir nesne olarak görülmediğinin, dolayısıyla bu milletin müslümanlıkla ilişkisini temsil ettiğinin en somut ifadesi, göstergesi ve kanıtıdır. İkincisi, "başörtüsü", bu ülkenin insanlarının kentleşme sürecinde kitlesel olarak İslâmîleşmelerinin veya İslâmî duyarlığın ve bilincin kitleselleşmesinin, kitlesel / kentsel bir patlamaya dönüşmesinin adı, adresi ve metaforudur. Bu ülkenin kentleşmesinin ve "çağdaşlaşma"sının İslâmî duyarlık ve bilinç ekseninde hayata geçirilmesinin, hayat bulmasının ve hayatiyet kazanmasının "ad"ıdır: Başka bir deyişle, kırsal'a hapsedilmek istenen Müslümanlığın kırsal'a hapsedilmesinin mümkün olmadığının en somut ifadesidir. İslâm'ın her hal ve şartta canlılığını, diriliğini, dinamizmini koruyabileceğinin telaffuz edilmesidir. Müslüman toplumların İslâm'la ilişkilerini sakatlamak ve sıfırlamak; Müslüman ülkeleri seküler dünya sistemine daha fazla bağımlı hale getirmek ve Müslümanların yeniden tarihsel bir yürüyüşe soyunmalarını imkânsızlaştırmak amacıyla İslâm dünyasında uygulanan ithal (veya duruma göre ihraç edilen) seküler ideolojilerin ve sistemlerin hedeflerini gerçekleştiremediğinin ve iflas ettiğinin bir başka (tersinden) göstergesi ve kanıtıdır. Kentleşme sürecinde belirginleşen ve "bedenleşen" "başörtüsü" fenomeni, İslâm'ın kırsal değil, şehir-merkezli bir teori ve pratik olduğunun dile gelmesi ve dile getirilmesidir. Çünkü İslâm tüm diğer seküler ideolojilerin aksine, ben-merkezli de, ırk-merkezli de olmayan yegâne evrensel dindir, dünya tasavvurudur. Kentleşme süreci hızlandıkça, Müslüman toplumların müslümanlıkla ilişkisi daha da artacak ve bu süreçte "başörtüsü" en belirgin ve en güçlü metaforlardan biri haline gelecektir. Başörtüsünün kentsel bir fenomen olması, kentte üretilen, kullanıma ve dolaşıma sokulan siyasi, ekonomik ve kültürel iktidar aygıtlarının zamanla İslâmîleşeceği, İslâmî anlam haritaları tarafından tanımlanacağı, belirleneceği, yönlendirileceği anlamına gelir. Sadece İslâm tarihinin değil, dünya tarihinin yapılmasında kilit roller üstlenen Türkiye gibi müslüman bir toplumda, kentleşme sürecinin hızlanması, başlangıçta sekülerleşme süreçlerini hızlandırabilir ama zamanla bu seküler kentleşme süreçleri, sekülerlikten çok daha güçlü, derinlikli, kuşatıcı ve kucaklayıcı anlam haritalarına sahip olan müslümanlık tarafından "teslim alınacak", dönüştürülecek yani İslâmîleştirilecektir. Bugün "başörtüsü" fenomenine (dikkat: başörtüsüne değil, başörtüsü fenomenine) karşı verilen savaş, İslâm'a karşı (yani toplumun ve dolayısıyla kentin ve iktidar aygıtlarının zamanla yeniden ve çok daha "çağdaş" ve bilinçli şekillerde İslâmîleşeceği korkusu ile) yürütülen bir savaştır. Dolayısıyla başörtüsü fenomeni, bu milletin Müslümanlıkla ilişkisini daha güçlü şekillerde kurabileceğinin dile getirilmesidir ve bu milletin İslâm'la ilişkilerini daha güçlü şekillerde sürdürebilmesi açısından bir hayat-memat meselesidir. Bu açıdan bakılınca, "başörtüsü"nün yani "İslâm"ın bu ülkenin birincil meselesi olduğu kolaylıkla görülebilir. Eğer bu ülke, İslâm'la ilişkilerini sıfırlamaya kalkışacak olursa, bu ülkenin dünyaya söyleyebileceği hiçbir esaslı SÖZ ve İDDİAsı olamayacak ve kalmayacaktır. Bu ülkenin dünyaya bir şeyler söyleyebilmesi, hatta varlığını sürdürebilmesi, İslâm'la ilişkilerini sakatlaması ya da sıfırlamasıyla değil, aksine İslâm'la ilişkilerini muhkemleştirmesi ile mümkün olabilecektir. İşte o zaman, Türkiye, Müslüman toplumları seküler ideolojiler yoluyla her bakımdan Batı'ya bağımlı hale getiren, kendi kaynaklarını Batılıların kullanmasına yol açan vahşî, zorba, patetik ve barbar dünya düzeninin ömrünü kısaltmakta kilit rol oynayabilecektir. Bu nedenle "başörtüsü" deyip geçmeyelim. "Başörtüsü" mücadelesi, bu ülkenin hayat-memat mücadelesidir. Bu mücadelenin başarıyla ve yılmadan sürdürülmesi bu ülkenin ayakta ve hayatta kalabilmesinin en temel "şart"larından biridir ve birincil meselesidir. Dünkü Zaman gazetesinde Diyarbakır'dan Saadet Partisi'nden milletvekili adayı olan İnci Sevim'in Meclis'e girdiği takdirde başını açacağına ilişkin bir haber vardı. Rezalet bir şey bu! Başını açacak kişinin aday gösterilmesi, buraya kadar anlatmaya çalıştığım nedenlerden ötürü bir cinâyettir. Eğer Meclis'e başörtülü girmek imkânsızsa, başörtülü aday göstermeyin, arkadaş! "Başörtüsü", "İslâm"ın metaforudur ve bu şekilde davranarak İslâm'la dalga geçmeye kimsenin hakkı yoktur. Saadet Partisi'nin bu cinâyeti derhal önleyeceğini ummak istiyorum. Tekrar ediyorum, "başörtüsü", bir bez parçası demek değildir. Bu ülkenin varlığını sürdürebilmesi sürecinde bir hayat-memat meselesinin adı ve metaforudur. Bu mücadele, yılmadan sürdürülmeli ve yeni Meclis'in birincil görevi, "başörtüsü"ne özgürlüğünü kazandırmak olmalıdır, vesselam.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |