T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İlk MGK

Acaba Ak Parti hükümetinin yer aldığı ilk MGK'da neler konuşuldu, nasıl konuşuldu? Bu konuda resmi açıklamalar dışındaki bilgileri hep ihtiyatla karşılamak gerekiyor. Çünkü MGK toplantıları gizli ve üyelerin dışarıya bilgi vermeleri yasak. Resmen sorulduğunda da üyeler size sadece bu yasağı hatırlatıyor. Ancak, MGK toplantıları hakkında spekülasyonların önü de alınamıyor.

Bu son MGK hakkında da hem öncesinde hem sonrasında yaptığı yayınla dikkati toplayan gazete Milliyet oldu. Milliyet, MGK öncesindeki manşetinde "asker üyelerin başörtüsü konusunu gündeme getireceklerini" yazdı. MGK sonrasında konu yine Milliyet'in manşetinde ve "İşte ilk MGK" ifadeleriyle yer aldı. Manşetin altında ise şu ifadeler yer aldı: "Komuta heyeti anayasa teahhüdünü sordu: Yeni arayış mı var? Hükümet yanıtladı: Hayır, biz Cumhuriyet'e gönülden bağlıyız."

Böyle bir yayın karşısında ilk akla gelen şey, "acaba bu haberlerin kaynağı kim?" sorusu oluyor. İkincisi de, "MGK'dan böyle bir görüntü vermenin Türkiye'nin imajı açısından anlamı ne?" sorusu...

Haberlerin böyle bir kurgu içinde verilmesinden hükümetin pek hoşlanmayacağı açık olduğuna göre bu haberlerin kaynağının hükümet kanadı olmayacağı düşünülebilir. O zaman geriye, ya "gazetecinin oturup kurgu yapması" ya da "diğer üyelerin bilgi sızdırdığı" ihtimali kalıyor ki, birincisi "medya etiği" açısından sıkıntılı, ikincisi, "MGK'nın hükümet dışındaki üyelerinin konumu" açısından...

Başbakan Abdullah Gül, son MGK'da alınan bir prensip kararını Sabah ekibiyle yaptığı sohbette şöyle hatırlatıyor: "Burada konuşulanlar zaman zaman dışarıda çıkıyor. Onun için hepimiz dikkatli olalım." Önemli bir karar hiç şüphesiz. Ve Milliyet'e yansıyan manşet haber, bu prensip kararının daha ilk günden delindiğini gösteren ilginç bir örnek teşkil ediyor. Acaba sayın Gül, Milliyet'in haberini okuduğunda sırf bu bilgi kaçağı açısından ne düşünmüştür?

Bir de tabii "Sayın Gül ve diğer hükümet üyeleri, bu haberlerin kurgu boyutu açısından ne düşünmüştür?" sorusu var. Aynı sorunun, askeri kesim açısından sorulması da mümkün, belki gerekli.

Haberlerin kurgusunun, "Askeri kesimde, Ak Parti iktidarına yönelik bir kuşku bulunduğu", "Askeri kesimin sivil iktidara karşı kuşku besleme hakkına sahip olduğu" ve "MGK platformunu bu kuşkuları seslendirmek, bir anlamda hesap sormak için zemin olarak kullandığı", "Hükümet kanadının da gerilime yol açılmaması adına bu kuşkuları önemsediği, içselleştirdiği, hesap sormayı normal karşıladığı ve gereğini yaptığı" şeklinde olduğu kolaylıkla anlaşılıyor.

Benzeri bir kompozisyonun Meclis Başkanı - Komutanlar ilişkisinde de yansıtılmak istendiği biliniyor. O haberler de şöyle yansımıştı medyaya: "Komutanlar Arınç'ın başörtüsü ile ilgili tavrına karşı tepkiliydiler. Bunu bir biçimde ortaya koymak istiyorlardı. Başkanı ziyaret etmek bile istemiyorlardı. Ancak makama saygısızlık olur diye bundan vazgeçtiler ve 3 dakikalık ziyaretle tavırlarını ortaya koydular."

Haberin yansıyış biçimi, böyle bir tavrın, yani gerekirse komuta heyetinin Meclis Başkanı'nı bile te'dibe yönelebilecekleri, bunun son derece normal hatta duruma göre gerekli olduğu biçimindeydi. Hatta sayın Arınç'ın "Böyle bir şeyi nasıl düşünebilirsiniz? Ben Meclis Başkanıyım, onlar komutan" şeklindeki sözleri bile "Bu ne cür'et!" edası içinde yadırganmıştı. Beklenen Meclis Başkanı'nın da bu te'dibi kabullenmesi, hatta hazmetmesi idi.

Bunların tamamının problemli bir nitelik arzettiği şüphesiz. İşin özü gelip, "Türkiye'de askerin rolü"nde odaklaşıyor. Ve verilen imaj, "Askeri otorite, hükümet dahil, Meclis Başkanı dahil herkesi denetliyor, 363 milletvekili ile de Meclis'e gelseniz askeri denetim altındasınız. Askerin yasal çerçevede hükümete karşı sorumlu olması, fiili planda tersine işliyor. Asker soruyor, Başbakan cevaplıyor. Medya da asker rolünü pekiştirme misyonuna gönüllü talip." çerçevesine oturuyor.

Böyle bir imaj basına yansıdığında, askeri kesimin suskun kalması, buna karşılık sırf hükümet, sırf sivil kadrolar tarafından yapılan "böyle bir şey yok" tarzındaki açıklamalar, imajı değiştirmeye kafi gelmiyor. Hatta sivil kanadın açıklamaları, zaafı daha da derinleştiriyor.

Böyle bir imajın AB ile ilişkilerde "Türkiye'de askerin rolü" konusunun gündemde olduğu bir dönemde ne anlama geldiğini değerlendirmek zor olmasa gerek.

Ayrıca böyle bir imaj, hükümetin vatandaş nezdindeki itibarı açısından da sıkıntılı bir durum ortaya çıkarıyor.

Aynı sıkıntının sandıkta ülke yönetimi için irade beyanında bulunan seçmenin, askerin duruşuna yönelik değerlendirmesinde de ortaya çıkacağı muhakkak.

Ve medya: Medyanın ulaştığı bir haberi kamuoyu ile paylaşmasında kınanacak bir şey olamaz. Ama, habere katılan yorumun, yani sivil iradeyi gölgeleyen, askeri tavra sistemin en başat rolünü veren çizginin, medyanın sivil karakteri ile bağdaşmadığını pek ala söylemek mümkün.

Sonuç olarak "İlk MGK" ile ilgili medya yansımalarının Türkiye açısından pek sağlıklı olmadığı açık.

Bu noktada hiç kuşkusuz, konunun her tarafının ciddi bir özeleştiriye ihtiyacı olduğunu ifade etmek gerekiyor. Hem de bu imajı ortadan kaldırmak için Başbakan Gül inisiyatifinde atılacak bir müşterek adıma... Başbakan'ın bu yetkiye sahip olduğunu biliyoruz.


2 Aralık 2002
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED