T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Başbakan Abdullah Gül'ün bir resmi ve hürriyetlerin üzerindeki şal

Tek parti yönetimi zamanında, CHP'nin ileri gelen yöneticilerinden rahmetli Başbakan Nihat Erim, demokrasi ve hürriyet isteyenlere karşı şu cevabı vermişti:

-Biz gerekirse, hürriyetlerin üzerine "bir şal" örtmesini de biliriz.

Bu söz Nihat Erim'in lakabı haline gelmişti. Geçen 60 yıl içerisinde Türkiye'yi yönetenlerden hiç birisi böyle bir şal örtmeyi düşünmedi. Ancak bu gün görüyoruz ki, Türkiye'mizde, 21. asrın başlarında, "hürriyetlerin üzerine değilse bile, ülkemizin üzerine kendiliğinden örtülmüş durumda.

Sonu gelmeyen bir tartışma

Ülkemizin üzerine örtülmüş olan bu şal, "türban" kılığına bürünmüştür. Bu konuda ülke ikiye bölünmüştür. Bir taraf demektedir ki, "türban irticaın bir simgesidir. Serbest bırakıldığı taktirde, bu yolla laiklik ortadan kalkacaktır."

Diğer taraf demektedir ki, "türban takmak, insan haklarından birisidir. Bunun yasaklanması demokrasiyle bağdaşamaz."

Bu tartışmalar yani "türban meselesi" adeta demokrasimizi esir almıştır.

Esaretten kurtulabilme

60 sene evveline baktığımızda, türban konusu var mıydı? Veya bu kadar aktüel miydi? Altmış seneyi bırakalım, 30-40 sene evvel bu konu böyle alevlenmiş miydi? Hayır... O haldebu neden böyle oldu?

Türban giyenlerin sayısı mı arttı? İstanbul Üniversitesi Rektörü'nün ifadesine göre, 70-80 bin mevcudu olan üniversitede, olsa olsa 200-300 kişi türban takıyor. Hangi kuruma bakarsak bakalım, türban takanlarla takmayanların oranı aşağı yukarı böyle... Bir yandan, türbanlıların adedi bu kadar azsa, laikliği kaldırmaya bunların gücü yeter mi?

Diğer taraftan, bunların zaten sayısı az. Onlar da türban takmayıversinler de diyemeyiz. Türban takmak bir hürriyet meselesi ise, binlerce kişinin hakkı kadar, bir kişinin veya bir azınlığın hakları da o kadar mukaddestir.

Ortada olan şudur: Kendinizi, bir gölün kenarında oturuyor farz edin. Gölde kurbağalar vardır. Onun kenarında rahat rahat uyurken birisi gelip de; "Bu kurbağa sesinde nasıl uyuyorsunuz" dese, onların seslerini işitmeye başlarsınız ve uykunuz kaçar. Taaaa ki, yeniden bu sese alışıncaya kadar.

Ülkemizde yaratılan ortam biraz da buna benzemektedir.

Konunun yurt dışında algılanış biçimi

Türban tartışmasını sadece içimizde yapabilsek mesele yok. Fakat bu tartışma, yurt dışına taşmış ve aleyhimize yapılan yayınlar, milli haysiyetimizi rencide edecek boyutlara ulaşmıştır.

Bu konunun ne kadar hayati önemi olduğunu anlatmak için, birkaç gün önce, Paris'te yayınlanan, çok tutulan mecmualardan birisinde yayınlanan Abdullah Gül'e ait bir fotoğraf ve bunun altına konulan yazıyı misal göstermek isterim.

Bu fotoğraf, Başbakan Abdullah Gül'ün Çankaya Köşkü'nden çıkarken yaptığı açıklama sırasında çekilmiştir. Bu fotoğrafta, arka planda Atatürk'ün resmi görünmektedir.

Bu fotoğrafın altında şu satırlar yer almaktadır:

"Yeni başbakan türban'ı savunanlardandır... Atatürk'ün resmi önünde adeta ona meydan okumaktadır... Türkiye'deki İslamcılar, Atatürk'ten, onun inkılaplarının 'rövanşını' almışlardır.

Bu yazının milli haysiyetimize ne kadar dokunduğu ortadadır. Bu yazıyı yazanlar, sadece Başbakan Abdullah Gül'e değil, onun şahsında Türk seçmenine hakaret etmektedir. Milli konularda hassas olan kamuoyumuz, medyamız neden bunun üzerinde durmamıştır?

Acaba bir mucize mi gerekiyor?

Aramızda, "o mecmuanın yazdıklarını neden garipseyelim" diyenler olacaktır. Aynı şeyleri, uzun yıllar başbakanlık yapmış Sayın Bülent Ecevit söylemiyor mu? Muhalefet partileri söylemiyor mu? Bazı medya kuruluşlarının sunucuları, yazarları söylemiyor mu?

Evet söylüyorlar. İşte bütün mesele de burada.

Türkiye'de, elbette böyle tartışmalar olacaktır. Fakat bu tartışmalar, milli haysiyetimizi zedeleyecek duruma gelmişse, tartışmanın üslubunu sorgulamak gerekmektedir.

"Kimse bu konudaki fikrini açıklamasın" diyemeyiz. Ama bu tartışmanın, bölünmelere sebep olmasını da kimse istemez.

El ele, kafa kafaya vererek buna bir çare bulunması gerekiyor. Bunun suçlularını aramak boşunadır. Tabir caizse, birisi, bir kuyuya taş atmıştır. "Biz bu taşı nasıl çıkaracağız? İşte bütün mesele buradadır.

Dediğimiz gibi, türban konusu, demokratikleşme yolundaki gayretlerimizi bloke etmiştir. Bugün ülkemizin üzerine "bir şal örtülmüş" durumdadır. Bunu örtenlerin de, kaldırmak isteyenlerin de kendilerince haklı iddiaları olabilir.

Unutmayalım ki, politika, haklı olmak sanatı değil, aynı zamanda haklı çıkmak sanatıdır da...

Acaba diyorum, bu kronik hale gelmiş sorunun halli için bir mucize mi gerekmektedir?


2 Aralık 2002
Pazartesi
 
CEVDET AKÇALI


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED