Yeni Safak Online...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Hepsi o malûm 'ruh hali' yüzünden...

Gazete "Çok şey anlattılar!" diyor. Bu cümlede söylenmek istenen bir tesbitten ibaret değil tabii ki; gazete aslında "Adama böyle anlatırlar!" demek istiyor. Ne acı, "gazetecilik ahlakı" açısından ne acı bir tablo... Hatırlayanlar vardır belki on kez yazmışımdır; bu ülkede, gazeteciler başta olmak üzere "aydın" kesimi genellikle yedek subay olarak yaptıkları "askerlik görevi"nden bir türlü terhis olamıyor! Sanmayın ki bu sözünü ettiğim "kesim"in dışında kalanlara "favör" yapıyor ve onların "sivil", daha doğrusu "civique" bilinçlerini apayrı bir yere koyuyorum. "Aydınlar"dan söz etmem, bu sıfatı taşımaya niyetli olanlardan tarif gereği başka tavırlar beklenmesinin meşru olduğundandır. Yani sonuç olarak, hayatının geri kalan bölümünde bir türlü "terhis olamayan", "tezkeresini aldığına" kesin olarak bir türlü aklı yatmayan bir toplumun, "aydın"ı ya da "halk"ıyla "sivil bilince" layıkıyla ulaşmasına imkan var mı? Bu sonucun tabii ki ülkemize has nedenleri var; "ağır" ama "çok ağır" geçirilen bir "vatani görev" insanlar üzerine o derece yoğun etkiler bırakmaktadır ki, "saadet devrine" dönebilmek haklı olarak çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bir ya da iki yıl (ve hatta iki ya da üç ay!) zarfında öyle bir dünyayla karşılaşılmaktadır ki, hele ruhunuzda biraz da yatkınlık varsa, bu "dünyayı", dünyanın tamamının "böyle" olduğuna kesin bir biçimde iman etmiş olarak terkediyorsunuz.

Bu mesele inanın çok mu çok önemli bir mesele. "Militarizm", öyle söylendiği gibi çok mu çok özel durumlara has, çok mu çok özel şartlarda sözü edilecek bir kavram değildir. "Militarizm" herşeyden önce bir "ruh hali"dir; insanı, istemese bile farkında olmadan kuşatır, yoğurur, duygularını tanzim eder ve tabii ki heyecanlandırır... Yüksek rütbeli bir subay (mesela bir general) gördüğümüzde ister istemez heyecanlanmamız bu yüzdendir; elimizin ayağımızın dolaşması bu yüzdendir... Yüksek sesle bir "komut"la karşılaştığımızda yüreğimizin "pır pır" etmesi bu yüzdendir... Zengin apoletli ve de "asık yüzlü" bir kişiyle karşılaştığımızda, kendi halimizdenken bizi mutlu eden "küçük" ilgilerimizin hepten silinmesi bu yüzdendir... Bu öyle bir "ruh hali"dir ki, bu şartlanmışlık karşısında gazeteci de dayanamaz, o an çözülüverir ve pat diye "Çok şey anlattılar!" başlığını yapıştırıverir! (Ragıp Duran'ın bu durumu pek güzel olarak "Apoletli medya" diye nitelediğini de hatırlayalım.) "Civique bilinç" açısından bugüne kadar hepsi hepsi zaten iki adım yol gitmiş olan gazeteci karşılaştığı bu görüntü karşısında iki dakika bile direnemez, o an çözülüverir... Çünkü "bilinçaltındaki" (aslında burada bu kavramı kullanmak da doğru değil, çünkü kahramanımız "o günler"i her sohbette iştahla dile getirdiğinden "bilinçaltı" araya girebilecek zaman bulamamıştır!) "o günler" neredeyse dakikası dakikasına bilincini kaplayıverir. Çünkü gazeteci de hatırlamaktadır ki, bir gün olsa bile içinde yer aldığı birliğe de "teftişe" gelinmiş ve bu "teftiş" sırasında herşey bambaşka olmuştur; kirli fanilalar temizleriyle değiştirilmiş, postallar bir gün içinde yenilenmiş ve "O" gelince ortalıkta alışılmışın dışında bambaşka bir hava esmiştir... Kahramanımıza "Hey, neler düşünüyor neler karalıyorsun, kendine gel!" dememizin hiç mi hiç yararı yoktur; kahramanımız artık "gerçeği" görmüş, bu dünyanın nasıl yürüdüğüne gözleriyle şahit olmuş ve artık iki ay öncesinden bambaşka birisi olmuştur... Ne yazık, ne kadar yazık, ama ne yaparsınız ki "bu hayat" böyle..

"Çok şey anlattılar!" başlığını epeyce doğru yorumlayan TBMM Başkanı Arınç'ı yalnız bırakmayalım. Tamam, Arınç da belki "fazla" konuşuyor (yine gazetecilere), gözlerini fazla sık "yaşartıyor" ve "fakirlikten geldiğini" belki yersiz hatırlatıyor. (Bu arada: Gazetecilere, bir zamanlar bile olsa "fakir" olduğunuzu hatırlatmayacaksınız; bu ülkede gazeteciler "fakir" sevmezler!) Ama Arınç, herşeye rağmen şu temel hukuk ilkesini doğrusu iyi savunuyor: "Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Suçun da açık unsurları belirlenmelidir." Bana sorarsanız, Arınç, değerli bir hukukçu olarak bu yolda, ama sadece bu yolda konuşmalı ve gerekiyorsa ısrar ve "inat" da etmelidir... Arınç'ın sadece bu yerinde tespiti gönülleri fethetse, yeter de artar bile! Bu "fetih" o kadar önemli ki, gerisi yalan... Olacaksa zaten bu olacak; yani nihayet Türkiye de "hukuk" yoluna girecek...


2 Aralık 2002
Pazartesi
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED