|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'nin Avrupa Birliği macerasında önemli bir dönüm noktası olan "Kopenhag Zirvesi"ne şunun şurasında on gün kaldı. AK Parti lideri Tayyip Erdoğan'ın Avrupa'da cumhuriyet tarihinin en büyük lobicilik faaliyeti sonucunda Türkiye, Kopenhag zirvesinde tarih almaya bir adım daha yaklaştı. Üstelik Erdoğan, ziyaret ettiği 14 AB ülkesinden sekizini de tarih verilmesine ikna etmiş durumda. Buna paralel olarak Abdullah Gül hükümetinin başlatacağı reformlar ve uygulama Türkiye'nin kaderini belirleyecek. Muhtemelen Tayyip Erdoğan, 12 Aralık zirvesinden önce "Tarih için tarih" diyen Almanya ve AB Dönem Başkanı Danimarka'ya bir ziyaret daha gerçekleştirecek. Bu müthiş diplomatik atak, Türk dış politikasının önünde yeni imkan açan aktif bir dönem. Gördüğünüz gibi işler hiç de kötü gitmiyor. Hele 28 Şubat depremiyle ekonomik ve toplumsal dengeleri altüst olmuş bir Türkiye'den bugünlere geldiğimizi düşünürsek yeni gelişmelere muhteşem bile diyebiliriz. Ama gelin görün ki, Türkiye korkularını bir türlü aşamıyor ve sanki paranoyalarına geri dönmek için can atıyor. Son bir hafta içinde eski "gerginlik günleri"ni adeta geri getirmeyi amaçlayan gelişmeleri korku ve dehşetle izliyoruz. Meclis Başkanı Arınç'ın Cumhurbaşkanı Sezer'i başörtülü eşiyle birlikte uğurlamaya gitmesinin neredeyse derin bir rejim sorunu olarak sunulması doğrusu bu ülke için büyük talihsizlik. Bir tarafta Türkiye'yi içeride ve dışarıda yeni hedeflere götürmek için yola çıkmış yeni bir ekip var, diğer tarafta ise "laikçi damarları" kabaran Batı karşıtı korku cephesi... Türkiye'nin AB'ye giriş sürecinin en önemli kilometre taşlarından birisi olan "Kopenhag zirvesi" 12 Aralık'ta. Ancak, ülkede bugüne kadar hep "gerginlik"ten beslenen bazı çevreler eski alışkanlıklarından henüz vazgeçmiş değiller. Her gün "Avrupa karşıtlığı" ile yatıp, 28 Şubat özlemiyle kalkanlar bilmeli ki, demokrasilerde halk tribünlerde değil, bizzat işin sahibi ve sorumlusudur. Demokrasi ve insan hakları çerçevesinde, farklı görüşlerin kendilerini ifade etme imkanlarının kaldırıldığı, özgürlüklerin soldurulduğu bir Türkiye, kesinlikle sözün hükmünün tükendiği ışıksız ve "kapalı" bir Türkiye olacaktır. Eğer, bütün gayretlere rağmen Türkiye'nin "AB umutları" solar, Avrupa karşıtları kazanırsa, Türkiye sadece "AB rotası"ndan çarketmekle kalmayacak; aynı zamanda yalnızlığa ve içine kapanmaya devam edecektir. Şimdi Türkiye için Avrupa Birliği'ne giden yolda, "play-off"a kalma umudu doğmuş gibi gözüküyor. En azından şimdilik sarı ışık yakılmış durumda. Bundan sonra "yeşil ışık" yanar mı, yanarsa Türkiye'nin "şahinler"i rotayı değiştirmek için önümüze yeni "korku duvarları" çeker mi henüz bunlar çok net değil. Söylemeye ödüm kopuyor ama bakarsınız "derin devlet"in korkuları yüzünden Türkiye yeni bir "yol kazası"na daha uğrayabilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |