|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Orgeneral Kılınç'ın açıklamalarını yorumlarken, dün, şöyle demiştik: Bu ülkede siyasi partiler, aktörler, kişiler günün birinde "esas"tan önce "usûl"ü önemsemeyi öğrenirlerse, "söz ve eylemlerin doğruluğunu-yanlışlığını" tartışmadan önce, "hukuki meşruiyetini" tartışmaya girişirlerse, hükümetler yetkisini aşanlar karşısında "sinmek" yerine onları "görevden alma cesareti" gösterebilirlerse, bilin ki o gün Türkiye AB'ye girmekten daha büyük bir iş becermiş olacaktır... Aslında demokratik rejimler, demokrat zihinler için son derece sıradan işlemler, kendiliğinden tavırlardır, bunlar. Ama bizde ne yazık ki hala beklenti, temenni düzeyinde kalıyorlar. Ama bu doğaldır... Çünkü bu ülke, "devlet"in hukuk, "çıkar"ın "kural", "esas"ın "usûl" üzerine tahakküm kurduğu; ilkelerin milli, dini, etnik, siyasi, cemaati faydalara göre durmaksızın yenilendiği; dolayısıyla kaba güç ilişkilerinin at koşturduğu bir siyasi kültür tarafından kuşatılmıştır. Kılınç bombasının yarattığı "parça tesirleri"nde de bu tablo bir kez daha ortaya çıktı... Siyasi mevcudiyetlerini "öteki" ilan ettikleri Batı karşısındaki duruşlarına bağlayan, siyasi dillerini AB karıştı "geleneksel bir milli ve dini tedirginlik" üzerine kuran Saadet Partisi ve MHP gibi siyasi partiler hem bu nedenle hem kendi dar siyasi çıkarlarından hareketle, Kılınç'ın açıklamasının arkasında durmaktan, bu açıklama üzerinden "Silahlı Kuvvetler'in siyasi rolünü meşrulaştırmak"tan öte bir adım atamadılar. İkinci gün yaptığı bir açıklamayla, "AB dışında siyasi model yok" dese de, AK Parti bile, ilk gün, AB'ci görünmemek, kimliğini hatırlatmak nedeniyle olsa gerek, olup biteni "İran merkezli" yorumlamayı tercih ediyor; Erdoğan bir siyasetçinin atması gereken ilk adımın ne olduğunu unutuyor, Kılınç'ın açıklamasına şeklen karşı durmayı aklına getiremiyordu. Bu, "derin toplumu temsil eden" siyasi partilerin, "yerellik ile demokrasi", "yerel değerler ile demokrat zihniyet" arasında bağ kurma "işlevi"nden ne derece uzak durduklarının, hala "popülist ve refleksif politikalar"ı tercih ettiklerinin açık bir göstergesidir. Çünkü olup biten "şeklen" 28 Şubat mantığından hiçbir şekilde farklı değildir. Askeri bürokrasinin siyaset üzerine vesayet kurma girişimlerine, işine gelmediği zaman hayır demek, işine geldiği zaman evet demek, 28 Şubatçıların ve 28 Şubat'ın tersten doğrulanmasından başka şey değildir. Beklediği siyasi faydaya göre ilkelerini değiştirenler, bunu huy haline getirenler hemen her zaman, kazandıklarını sandıkları anlarda bile kaybederler. Zira bir kurallar ve ilkeler düzenini değil, hep alta kalacakları kaba güç ilişkilerini davet ederler. Ve taşıyıcı olamazlar... Nitekim bu son olayda da olamadılar, onlara rağmen yayın organları, kanaat önderleri, diğer siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları büyük bir çoğunlukla, Kılınç'ın açıklamasına, "esas" üzerinden olsa da, tavır aldı. Evet, bu açıdan tahminimiz doğru çıktı. Üç gün önce bir değerlendirmede, "Kılınç'ın açıklamaları TSK'nın izlemek istediği yolu açan değil, tıkayan bir işlev görecektir. Zira İran ve Rusya merkezli, Batı'dan uzak duran bir eğilimin merkez basın, merkez sivil ve ekonomik güçler tarafından destek görmesi mümkün değildir" demiştik. Öyle oldu... Ve pek iyi oldu... Zira bu durum, bundan sonra açılacak AB ve demokrasi karşıtı kampanyaları daha zor hale getirecektir. Siyasi sorumluluk taşımayan kurumların yönlendirme kabiliyetini dolaylı da olsa, AB konusunda da olsa, zedeleyecektir... Ancak bu durumu abartmak pek de doğru olmaz. Yaşanan, değişim karşıtları ile değişim yanlıları arasındaki "çatışma"nın duraklarından birisiydi. Bu çatışma devam edecektir ve devletin asli güçleri çatışmanın merkezinde yer almayı sürdürecektir. Merkez basın ve güçler eski yerlerine hızla dönecektir. Nitekim şu gözden kaçırılmamalı: Gerek basın gerek siyasi partiler soruna esas açısından yaklaştılar, Türkiye'nin yalnızlaştırılması ve AB'den uzaklaştırılmasına karşı çıktılar. Ama usûle ilişkin bir tepki göstermediler, askeri bürokrasinin siyasi alana müdahalesine karşı duran olmadı. Hatta, Kılınç'ın açıklaması münferitleştirilmeye çalışıldı. Şimdilerde merkez basında Kılınç'ın açıklamaları başka türlü sulandırılmaya çalışılıyor. MGK Genel Sekreteri'nin sözlerinin TSK'nın politikası değil, tespiti olduğu söyleniyor ve bu tespite de gizliden gizliye hak veriliyor... Evet, demokrasiye doğru yolumuz uzun... Ve unutmayın, asli olan her zaman usûl.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |