|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kanseri savaşarak yendim
Kanser denildiğinde bugün bildikleriniz ile, geçmişte söyledikleriniz arasında epey fark oldu mu? Kimse, kendini çok yakın hissetmeden kanserle ilgili detaylı bilgiye sahip olamaz. "Damdan düşenin halini, damdan düşen anlar" denir ya. Kanser olmadan önce belki başkalarını "anlamak" için birşeyler söylemişizdir ama yeterli olamaz. Kanser, insanı anında ölümle yüzleştiriyor. Bu da travmatik bir tehlikeyle karşı karşıya bırakabiliyor insanı. Kanseri yenebilmek için sadece ilaç kullanmak da yeterli değil. Sofistike bir hastalık kanser. Sadece bir nedenden değil, birçok sebebe bağlı olarak insanı yakalayabiyor. Çevre şartları, stres, beslenme ve tabii ki kalıtım. Rutin bir kontrol ile değil, şaşırtıcı bir hikaye ile kanser olduğunuzu öğrendiniz... Oturduğum evin sahibi Rusya'daki oğlunun geleceğini ve benim çıkmamı istediğini söyledi. Böyle durumlarda kimseyi oyalamayı düşünmem. Kısa sürede bir ev aradım, buldum. Eşyaları taşırken, göğsümü çok şiddetli bir şekilde çarptım ve çürüyeceğinden endişe ettim. Ertesi gün, göğsümdeki tümörün dışa vurduğunu ve sertlik meydana getirdiğini farkettim. Allah'ın bir lütfu bu, çünkü tümörü erken yakalamış oldum. Ailemde de kanser vakaları görülmüştü, o yüzden duyunca çok şaşırmadım. Kanser, Türkiye şartlarında bir "gazeteci hastalığı" olarak tanımlanabilir. Türkiye'de hem entelektüel hem de gazeteci olmak, kanser olmak için yeterli. Doktorlar, "herşeyi öğrenme alışkanlığı" kazanan bir gazeteciye, kanser olduğunu daha net söyleyebiliyorlar mı? Teşhisi gizlemek, Türk doktorlarının eski bir geleneği. Bunda, kişinin kendini ölüme her zamankinden daha yakın hissetmesinin etkisi var. Kanserli hasta, ölüme en yakın hastadır çünkü. Bu korku nedeniyle hasta yakınları da gerçeğin gizlenmesinden yana. Oysa söylenmesi gerekir. Doktorlar, benim öğrenme hakkımı ihlal etmemeli. Ben testleri doktorlarla birlikte inceledim. Bir taraftan saçlarınız dökülüyor, bir taraftan izleyici karşısına çıkıp başka şeylerden bahsediyordunuz? Çalışma şartlarınızda, planlarınızda bir değişiklik olmadı mı? İşlerimi ertemeleyi düşünmedim. Hastalık hayatımın bir parçasıydı. Kabak kafayla da çıkabilirdim ekranlara ama ben kadınlığın bir simgesi olarak gördüğüm ve çok sevdiğim saçlarımın yerine peruk takmayı uygun gördüm. Perukla çıktığım için seyirciler saçlarımın döküldüğünü anlamıyorlardı. Bedenini sevmek bizim geleneklerimiz arasında. Kültürümüz güzel yüzü sevmek üzerine tarikatlar bile üretmiş. Ruh ve beden bütünlüğüne önem veriyorum ben de. Göğsünüzü aldırmak yerine, daha ağır olan kemoterapi ve radyoterapiyi tercih etme nedeni neydi? Ben öncelikle bir kadınım, bu benim için çok önemli. Kadın olarak hayata bakmayı, yaşamayı tercih ediyorum. Kadınlığım ne ideolojimin, ne de mesleğimin ardında kalmadı hiçbir zaman. Evli değilim ve eşim tarafından göğsüm alındığı için dışlanma endişem de yoktu. Organlarımdan ayrılmak istemedim sadece. Zihnim ve bedenimle bir bütünüm ben ve öyle kalmasını istedim. Bunda göğsü alınan kadınların dışlandığına dair genel yargıya karşı bir tutum da hissediliyor... Ne yazık ki "göğüs kanseri" denildiğinde Türk medyasının aklına bir yığın çıplak kadın geliyor. Bu çarpıklığı şöyle özetlemek mümkün; "Türk medyasında kanserde meme var, kanser yok; batı medyasında kanser var, meme yok." Kitabınızda "Gazeteci kanser olursa" başlıklı bir bölüm var. Gazeteci kanser olursa, tedavi yolları, yeni çıkan ilaçlar gibi gelişmeleri geniş kitlelere daha iyi yansıtmaz mı? Daha önce de gazeteci kanser olmuştu ama hiçbiri bunu açıklamak istemedi. Ben bunun mahrem değil, toplumsal bir hastalık olduğuna inanıyorum. Kitabın Timaş'tan yayınlanması ile gördüğümüz ilgi konuyla ilgili yayınların azlığını bir kez daha gösterdi. Okuyucuların, kitapta, duygu ve bilgi paylaşabileceekleri bir tat bulmalarını istedim. MUTFAĞIMDA OT EKSİK OLMAZ "Çocuğuma doğduğundan beri zaten cola içirmem. Çevreciliğin yaygın olmadığı yıllarda bu "absürd" olarak yorumlanıyordu. Hastalıkla beraber, bitkilerle daha fazla ilgilendim. Biz zaten Rodoslu'yuz, ot kültürümüz hayli geniş. Mutfağımızın baş yiyeceği otlardır. Benim asıl sorunum mutfakla değil, stresleydi." KANSER OLDUĞUMA İNANMADILAR
"Kanserin seyahat acentelerindeki gibi 'özkoç', 'hakiki koç' gibi tarifeleri yok. Kanser, geldi mi geliyor. Kemoterapi ilaçları, radyoterapi radyasyonu hep gerçek. Bu şekilde söylentilerin çıkmasının sebebi, özellikle kadınların, hastalıkları ile sevgi toplamak, hasta olduklarını bildirmek, kendilerine verilmeyen ilgi ve sevgiyi çocuklarından eşlerinden almak gibi alışkanlıklarıdır. Kanseri 'kullanan' çok kadın gördüm. Bu yüzden hasta yakınları da çok çekiyor. Ben yaşadığım acıları yansıtmam. Bu yüzden bana hep 'hasta gibi durmuyorsunuz' dediler.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv Bilişim| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |