T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

AŞKIN GRAFİK HALI

MÜ Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri ve öğretim görevlileri Grafik Tasarım Dersi'nde çıtayı yükseltmek için birbirlerine duru, sade aşk mektupları yazdı. Bizi ve herkesi anlatan mektuplar...

Kimi, "Şimdiye kadar olmadığım gibi aşığım sana. Bu benim için yeni bir duygu. Belki de yaş meselesi. Gelip onu öldüreceksin diye korkuyorum. Adeta içimdeki bu muazzam mahluk yanlış bir bakışla devrilebilir. Herşeyden büyük olan insan tek bir kurşunla yıkılmıyormu?" diye yazmış sevgisini, kimi de Sevgililer Günü'nde, Moda sahilinde "Karayel, Güneş ve aşk imgesinden oluşan mahkemenin" kararıyla aşk hayatını bir yıl süreyle askıya almış. Bu ilginç ilanı aşk teknikleri, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin öğretim görevlileri ile öğrencilerinin Birmot Alfa Romeo Ortaköy Mağazası'nda önceki gün açılan "Aşk Mektupları Sergisi"nde yeralıyor. Serginin fikir babası öğretim görevlisi Mehmet Ali Müstecaplıoğlu, sadeliği, saflığı ve duruluğu gerektiren Grafik ve Tasarım Dersi'nde başarı sağlamak için bu yola başvurduklarını söylüyor.

Aşk insanın en saf hali

İnsanın en saf, doğru ve sade halinin aşık hali olduğunu belirten Mehmet Ali Müstecaplıoğlu, kendi branşlarının da böyle bir duruluğu gerektirdiğini söylüyor. Müstecaplıoğlu'na göre, saflığı ve duruluğu yakalamanın en kolay yolu, aşk mektuplarından geçiyor.

Serginin adı aşk mektupları olsa da sergilenen metinler, günümüzün elektronik haberleşme yönteminden uzak değiller. Birer e-mail'i andıran bu küçük, sevgi iletileri için Müstecaplıoğlu, "Aşkı anlatmanın en doğru yolu" diyor. Çünkü ona göre, kişi karşısındakine sevgisini, dolambaçsız, net bir şekilde iletebildiği sürece amacına ulaşmış demektir.

Bu yüzden, "Modernizmin aşkı öldürdüğü fikrine katılmıyorum. Çünkü önemli olan amaçtır. Araşlar dönemlere göre değişir" diyor. "Ne söyleyeceksen, net olarak söyle" sloganını şiar edinen, Müstecaplıoğlu, okullarda kompozisyon derslerinde öğretilen "giriş, genişleme, sonuç" formülünün de aslında yanlış olduğunu söylüyor. Amerika'da bu formül yerine öğrencilere öncelikle ne istediklerini net bir şekilde ortaya koymalarının salık verildiğini anlatan Müstecaplıoğlu'na göre bizim Doğu'da iletilmek istenen mesaj çoğu zaman yerine ulaşmıyor. "Bu yüzden bence Mecnun da Leyla'ya ulaşamadı" diyerek ilginç bir yargı ortaya atan Müstecaplıoğlu şunları söylüyor:

"Projeyi başlattığımızda biz de çok zorlandık. Doğulu toplumuz, kolay değil ki. Öğrenciler çok zorlandılar ilk başta. Ama sonra, sadece kimin yazdığı açık, kime yazıldığı ise gizli kalmak şartıyla yazabildiler" diyor. İşte bu mektupların kime yazıldığı konusu da serginin en geyik taraflarından biri. Çünkü, sergiyi gezen erkek öğrenciler, çok beğendikleri ve kimin tarafından yazıldığını bildikleri aşk mektupları için, "Bak bu benim için yazılmış" diyerek, sergideki kız öğrencilerin deyimiyle "kendi kendilerine gelin güvey oluyorlar". Bu ilginç sergi bir ay boyunca Ortaköy Alfa Romeo Mağazası'nda gezilebilecek.

AŞKI ANLATMANIN EN DOĞRU YOLU MEKTUP

İnsanın en saf, doğru ve sade halinin aşık hali olduğunu belirten Mehmet Ali Müstecaplıoğlu, kendi branşlarının da böyle bir duruluğu gerektirdiğini söylüyor. Müstecaplıoğlu'na göre, saflığı ve duruluğu yakalamanın en kolay yolu, aşk mektuplarından geçiyor. Serginin adı aşk mektupları olsa da sergilenen metinler, günümüzün elektronik haberleşme yönteminden uzak değiller. Birer e-mail'i andıran bu küçük, sevgi iletilerini görmek isteyenler, Ortaköy Alfa Romeo Mağazası'na uğrayabilirler.

 
OYMUŞ KÖŞEDEKİ ESMER ÇOCUK
Ah Le Yar, Nazlıcan, Kaldırımlar, Allah Korusun, Varlığın Yeter, Hazan Oldu, Cemalim, Naze... gibi sayısız bestesini başka başka seslerden dinlediğimiz Yücel Arzen'in albümü "Kimseler Bilmez" çıktı.
İtalyan sinemasının muzip muhalif sesi Nanni Moretti
21. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin bu yıl Ustalara Saygı bölümünde ağırladığı isimlerden biri İtalyan sinemasının yaramaz çocuğu Nanni Moretti. Son olarak kendisine Cannes'da Altın Palmiye'yi kazandıran "Oğul Odası" adlı filmiyle dünya çapında yankı uyandıran yönetmenin politika ile mizahı kendine has bir biçimde harmanladığı, saygın festivallerde ödüller almış altı önemli filmi Festival programında... Bu yıl, dünyada olduğu kadar Türkiye sinemalarında da en çok ilgi gören filmlerden biri olan "Oğul Odası"nın yönetmeni Nanni Moretti, filmografisinden seçilmiş altı filmlik bir toplu gösteriyle 21. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin konuğu oluyor. 1995 yılında yine Festival kapsamında gösterilen "Palombella rossa/Kızıl Güvercin" (1989) ve "Caro diario/Sevgili Günlüğüm" (1993) başta olmak üzere, Moretti'nin "Sogni d'oro/Altın Düşler" (1981), "Bianca" (1984), "La messa e finita/Ayin Bitti" (1985) ve "Aprile/Nisan" (1998) adlı yapıtları Ustalara Saygı bölümünde seyirci karşısına çıkacak. Nanni Moretti, geçen yıl Cannes Film Festivali'nde kendisine Altın Palmiye ödülünü kazandıran "Oğul Odası"nda, eski filmlerinden farklı olarak dramatik yanı ağır basan bir öykü anlatıyordu. İstanbul Film Festivali, yönetmenin dünya çapında tanınmasını sağlayan, hiciv ve politika yüklü eski filmlerini sinemaseverlere sunarak zincirin eksik halkalarını tamamlıyor.
11 Mart 2002
Pazartesi
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED