|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
1949 yılında, yani bundan yarım asır önce, Adana'nın Kozan kazasında Büğelek isimli haftalık bir gazete yayınlıyordum. Gazetenin yayına başlamasından birkaç hafta sonra, üzerinde yabancı damga bulunan bir mektup aldım. Mektup vaktiyle Kozan'da yaşamış bir Ermeni tarafından Paris'ten postalanmıştı. Ermeni hemşehrimiz mektubunda, kendisinin Kozanlı bir Ermeni olduğunu, Ermeni mübadelesi dolayısıyla Kozan'dan ayrıldığını, Adana idadisinden mezun olduğunu yazıyor ve sınıf arkadaşlarının isimlerini sayıyordu. Mektubuna bir de şiir eklemişti. Ayrıca diyordu ki, gazetenizi okuyunca vatan hasretim canlandı. Onun için bu şiiri gönderiyorum. Bunu yayınlarsanız çok memnun olurum. Bu şiiri gazetemizde yayınladık. O zaman bunun altına bir not koymuşuz. Orada diyoruz ki: -Kozan, 4-5000 nüfuslu küçük bir kasaba. Üstelik Adana ve civar kazalarla irtibatını sağlayacak yolu da yok. Yağmur yağdığı zamanlar, civarıyla bağlantıları kesilir. Böyle bir kasabada çıkan bir gazeteyi, Paris'te yaşayan bir Ermeni, okuyabiliyorsa, bunun üzerinde durulması gereken bir manası vardır. Dikkatli olmamız gerekir. Aradan geçen yarım asırda bu ve buna benzer olayların üzerinde durmamışız. Bunları önemsememişiz. Ermeniler, bu konuda çalışma yapmışlar, iddialarına bütün dünyayı inandırmışlar, biz bu propagandanın meyvelerini gördüğümüz zaman, ayağa kalkıyor ve hiddetleniyoruz. Bilelim ki Ermeniler'in soykırım iddiasının bu kadar yaygınlaşması, son birkaç yılın ürünü değildir. Paris'teki Ermeni hemşehrimiz neden Kozan gibi küçük bir kasabada yayınlanan haftalık bir gazeteyi takip ediyor? Bunun sebepleri arasında, onun vatanı kabul ettiği topraklara özlemi var. Ayrıca, Kozan kasabası, eski ismiyle Sis, Ermeniler tarafından kurulmak istenen Kilikya devletinin başşehri. Vatan hasreti duyanlarla, burası için siyasi emeller peşinde koşanların gayreti birleşince, 1949 yılı şartlarına göre, başarılması güç bir şey gerçekleştiriliyor ve Büğelek gazetesi, Paris'te takip edilebiliyor. Kendimize şu suali soralım: 1949 yılından beri Ermeni soykırımı iddiaları üzerinde dursaydık, bunu ciddiye alsaydık, bu iddialar ortaya çıkmaz mıydı? Kesinlikle söyleyelim ki, gene gelirdi. Fakat biz, sadece yanılarak buna inananların eline, gerçekleri açıklayan bir takım belgeler verebilirdik. Ermeniler'in 1915 yılında yapıldığı iddia edilen soykırım iddiası gerçekte nedir? Kesinlikle söyleyelim ki, bu iddia, Avrupa ve Amerika'da yaşayan Ermeniler tarafından Türkiye'ye yöneltilmiş uluslararası bir terör hareketidir. Bunu böylece ve doğru teşhisten sonra, bundan çıkaracağımız gerçekçi sonuçlar vardır. Evvela, her terörde olduğu gibi, bu iddianın savunucusu olarak, kendilerine çıkar sağlayan bir sektör oluşmuştur. Bu sektör mensupları, bütün Ermeni cemaatını adeta esir almıştır. Bu iddialara inanmayanlara baskı yaparlar... Aidat adı altında bunlardan haraç alırlar. Ermeniler'in bu davranışına karşı yapılacak hareket, teröre karşı mücadele için ne yapılıyorsa, onu yapmaktır. Türkiye'nin bu konuda yanlışları olmuştur ve bu yanlışlar devam etmektedir. Bütün terör uzmanlarının vurguladığı bir nokta vardır: Terörün en büyük gayesi, medyatik olabilmektir. Terör uzmanları der ki, terörle medyanın ilişkisini kesin, terörün belini kırarsınız. Oysa biz, Avrupa Parlamentosu'nda, bir raporun içerisine yerleştirilmiş bir fıkrayı, medyatik hale getirerek, bütün dünyaya duyurmuşuzdur. Diyebiliriz ki, Ermeni militanlar, Türkiye'ye soykırım iddiasını kabul ettirememişler, fakat onun Türk kamuoyunda medyatik hale gelmesini başarmışlardır. Ermeni soykırımı iddiası ilk defa mı ortaya atılıyor? Veya bu konuda yapılan propagandalar sadece Fransız Parlamentosu'nun ve Avrupa Birliği Parlamentosu'nun aldığı bu iki karardan mı ibarettir? Medyatik hale gelmemesi için, bildiğim olayları burada zikretmeyeceğim. Sadece bir misal vereceğim: Kızılhaç teşkilatı İsviçre'de bir soykırım müzesi kurmuştur. Bu müzede iki hadise anlatılır: Birisi, Hitler Almanyası'nın Yahudiler'e karşı uyguladığı soykırım... Diğeri, Ermeniler'in iddia ettiği sözde soykırım. Bu müze o kadar çirkindir ki, bir Türk olarak değil, bir insan olarak bile görmeye tahammül edemezsiniz. Bu müzeyi kuran, bizim Kızılay'ımızın da ortak olduğu uluslararası bir kuruluştur. Gerek Kızılay'ımız ve gerekse İsviçre'deki temsilcilerimiz, bu müzenin açılmasına mani olmaya çalışmışlar, başarılı olamamışlardır. Fakat bir şeyi başarmışlardır: Bu müzenin medyatik olmamasını... Gidin sorun: Böyle bir müzenin İsviçre'de olduğunu kaç İsviçreli bilir? Müzeyi senede kaç kişi gezer? Daha daha Avusturya'da, Yugoslavya'da ve hatta Slovenya'da buna benzer neler neler vardır? Dua edelim ki, bu misaller, bazı magazin gazetecilerimizin gözüne ilişmemiş olsun. Bazı parlamentoların aldığı karara karşı olan tepkilerimiz de çok yanlıştır. Fransız Parlamentosu'nda, Ermeni soykırımı kanunu kabul edildiği zaman ne yaptık? Fransa ile olan ticari ilişkilerimizi askıya aldık. Bu kararı alanlar, Fransız milletvekilleri idi... Cezalandırmak istediğimiz, Fransız iş adamları. Politikayı bilenler şunu iyi bilmelidirler ki, Fransız milletvekilleri için Ermeni oyları, Türkiye'ye mal satan, ticaret yapan, iş adamının menfaatinden daha önemlidir. Seçmen, milletvekilinin velinimetidir... Her şeyidir. Onları bu davranışlarından vazgeçirmenin metotları ayrıdır. Kısaca diyebiliriz ki, o milletvekilleriyle kurulacak diyalog veya orada bulunan, Fransız vatandaşı Türkler'in devreye girmesi, sonuç alacak teşebbüslerdir. Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin seçmeni olan bir milyona yakın Türk kökenli seçmenin sesini neden duyuramıyoruz? Neden bu vatandaşlar tarafından kurulmuş örgütleri harekete geçiremiyoruz? Hepsi, uydurma soykırım iddiasının sahibi gibi. Bütün dünya Ermenilerini suçlama hatasına da düşmemeliyiz. Birçok Ermeni insanı Ermeni militanları tarafından esir alınmıştır. Yukarıda da söylediğimiz gibi, bunlar aidat veya yardım adı altında haraç ödemektedirler. Bunları da, bu baskılardan kurtarmak, bizim milli menfaatimiz gereğidir... Ermenistan devletiyle olan ilişkilerimizi şekillendirirken, onları tecrit etmenin mi, yoksa diyalog kapılarını açık tutmanın mı faydalı olacağı konusu iyice değerlendirilmelidir. Ermenistan halkını, devlet idarecilerini, dünyanın çeşitli yörelerinde yaşayan Ermenileri, militan Ermeni lobilerinin tasallutundan kurtarmak, belki de, Karabağ'daki Ermeni işgalinin sona ermesi kadar önemlidir. Fransa'da, Amerika'da, Ermeniler lehine çıkarılan kanunlara, dikilen abidelere karşı biz de kanun çıkaralım, biz de abide dikelim diyenler olacaktır. Mesela, biz de İstanbul'a, Amerika'daki Kızılderililerin soykırımını simgeleyen heykeller dikelim; Fransızlar'a karşı onların Cezayir'de yaptığı katliamları anlatan abideler dikelim diyenler olabilir. Ermeni soykırımı iddiasını, yani sizler de yapmadınız mı? der gibi bir davranışla karşılamak gayeye nasıl hizmet eder? Böyle birer abide diksek, Amerika ve Fransız kamuoyu ne derece ayaklanır? Üstelik Adana Yenice'de, Fransızlar'ın orada yaptıklarını simgeleyen bir abide diktik. Her yıl, Adana'nın kurtuluş yıldönümü olan 5 Ocak'ta orası ziyaret edilirdi. Bu abidenin varlığından kaç Fransız'ın, kaç Ermeni'nin ve hatta kaç Adanalı'nın haberi vardır? Kısaca söylemek gerekirse, Ermeni soykırımı iddialarının dinamikleri, Amerika ve Fransa diasporasındaki militanlar, bu konuyu ekonomik ve siyasi çıkarları için istismar edenler, Ermeni oyuna muhtaç politikacılardır. Biz bunların davranışlarına karşı aşırı duyarlılık göstermek suretiyle onlara medyatik olma dinamiğini de veriyoruz. Burası Türkiye'nin yumuşak karnı görüntüsünü vererek Türkiye aleyhine çalışan çevrelere koz da veriyoruz. Büyük devlet olmanın gerektirdiği ağırbaşlılıkla, her dinamiğin karşısına ölçülü ve münasip tedbirler ve tepkilerle gitmeliyiz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |