|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İstanbul'da, İmam Hatip Lisesi öğrencilerine yönelik başörtüsü gerekçeli sindirme, bezdirme ve giderek gelecek karartma operasyonu esnasında ortaya çıkan nâhoş manzara ve ayıplı tablolar, ülkenin bugünü ve yarını adına son derece ürkütücü, kaygı ve dehşet verici olmakla birlikte, şahsen bana hiç de yabancı, yadırgatıcı, alışılmadık gelmedi. Aksine, biraz düşününce, ağırlıklı olarak İmam Hatip Liselerini hedef alan ve altında "28 Şubat toplum mühendisliği" imzası bulunan bu trajik filmi, yaşadığım şehirde daha önce defalarca seyrettiğimi hatırladım. Evet, çok değil, daha 4 yıl önce ve tam da bu günlerde –eğitim yılının 2. döneminin başlangıcında yani–, şimdi İstanbul'da İmam Hatip öğrencilerine karşı söz konusu edilen kâbus dolu harekâtın kimi farklılıkları dışında aynıyla bir benzerini, Bursa'da yaşamış ve mübarek Ramazan ayında, binlerce aile ocağının yangın yerine dönüşüne tanıklık etmiştik.. Ancak, İstanbul'daki iç karartıcı sahneler ile buna mukabil sözüm ona çözüm arayışlarının, dokusu ve niteliği itibariyle hem daha vahim ve çocukların rûh sağlığını tümüyle çökertici, hem de yapay ve takiyye kokusu yayan türden oluşu bakımından, sindirilmesinin çok daha zor olacağını sanıyorum. Nedeni şu: İstanbul İmam Hatip Liselerinde uygulamaya konulan başörtüsü yasağına karşı sökün eden 'doğal' tepkileri kırmaya yönelik girişimlerin, kurum dışından ve kurum içinden olmak üzere, iki ayrı zeminde hareket alanı bulduğu görülüyor. Milli Eğitim bünyesi dışından gelen ve daha bugünden, "Devlet"in çocuklar nezdindeki 'güvenirliği'ni fazlasıyla sarsacak ve onları küstürecek 'şiddet' içerikli uygulama, İstanbul polisinin marifetiyle gerçekleşiyor. Polis; sayısı, robocopları, panzerleri, otobüsleri... ile meseleyi oldukça abartıyor! Gerçi Bursa'daki olaylarda da itiş-kakış yaşanmış, çığlıklar atılmış, coplar konuşmuş, gözaltına almalar vukû bulmuştu ama; hiç olmazsa Bursa polisi, sırayı dînî inancı ve edinmek istediği mesleğin gereği olarak başörtüsüyle okumak isteyen 13 yaşındaki öğrencilerin başörtülerine el uzatıp, çocuklara 'kelepçe' takmak aşamasına getirmemişti.. Belki artık yeterince 'tecrübe' kazandığından olacak; İstanbul polisi, tepki toplayan tavrıyla yetki ve sorumluluklarını aşıyor ve "Hukuk devleti" normlarını hiçe sayan örnekler veriyor. Polis, çocuk yaştaki gençlere karşı hiç de 'medenî' bir tutum takınmıyor, 'nazik' davranmıyor; çocukların sivil savunma reflekslerini âdeta bir 'terör' eylemi sayarak, onlara birer 'terörist' muamelesini revâ görüyor.. Dolayısıyla, Türkiye'yi, maalesef bir kez daha İnsan Hakları konusunda 'özürlü' ülkeler sınıfında üst sıralara yerleştirecek 'başarı'lara(!) adını yazdırmış oluyor.. İçişleri Bakanı, İstanbul polisinin 'şiddet' içeren bu yaklaşımını gözden geçirmeli ve derhal buna bir son verdirmelidir! Kurum içinden gelen ve muhtemel sonuçları itibariyle "Devlet"in 'itibar'ını çocuklar ve velileri nezdinde iki paralık edecek palyatif 'teklif' ise, İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey imzasını taşıyor. Yeni Şafak'ın verdiği habere (7 Mart) göre; "İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey'in, müdür ve öğretmenleri başlarını açmamakta ısrar eden öğrencileri peruk takmaya zorlamaları konusunda uyardığı" anlaşılıyor. Kim bilir, her hâlde bu iş için de "ikna odaları" hazırlığı başlamıştır müdürlükte.. Nasıl olsa, konunun uzmanları, birkaç yıldır sarfettikleri yoğun mesai ile, bu hususta fazlasıyla 'tecrübeli' sayıyorlardır kendilerini.. Peki ama, "Saçını aç, peruk tak!" dayatması, acaba köklü bir çözüm olabilir, millet için bir eziyet ve başlı başına bir zillet hâlini alan ve maddî/manevî bir kangren biçimine sokulan "başörtüsü sorunu"nu daha boyutlu toplumsal çatışmalara dönüşmeden ortadan kaldırabilir mi? Hiç sanmıyorum! Hele hele, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 'kıl' fetişizmi sürdüğü müddetçe, asla!.. Zira, "Devlet"in 28 Şubat mantığıyla hareket eden Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu husustaki uygulamaları, vatandaşa güven verecek samimiyet ve sağduyudan uzak, oportünist, günü kurtarmaya dayalı ve hatta iki yüzlü örneklerle doludur.. Yine, Bursa örneğini vermek istiyorum. Bu sütunda da yazdım; geçtiğimiz günlerde, Bursa'daki okullarda görev yapıp da "kurum içinde" peruk takan öğretmenler, hiçbir yasal dayanağı ve yönetmeliklerde yeri olmadığı hâlde, Bursa Milli Eğitim Müdürlüğü, müfettişler ve okul müdürlüklerinin yıldırıcı baskılarına maruz kaldılar ve "Meslekten men!" cezası öne sürülerek, peruklarını çıkarmaya zorlandılar. Oysa, daha önce Bursa'da da, hiç değilse 'başörtüsü yerine peruk' formülüne sıcak bakılıyor, öğretmen ve öğrenciler zimnen teşvik ediliyor, bu konuda güvenceler veriliyor ve hiçbir sorun yaşanmayacağı varsayılıyordu.. Bugün ise, gelinen nokta ortada.. O hâlde; dünyanın gözü önünde oluşturulan çirkin sahneler karşısında, sûret-i haktan görünüp, şimdilik vaziyeti kurtarmaya çalışan ve açıkçası "Ölümü gösterip sıtmaya râzı etmek" kurnazlığına baş vurarak, öğrencilere "peruk" teklifiyle çıkan Balıbey'e, siz olsanız inanır mısınız? İşte buraya kalın harflerle yazıyorum: Milli Eğitim'in "peruk" teklifi, al-dat-ma-ca-dır!.. Ayrıca, hatırlatmak isterim ki; bu ülkenin Milli Eğitim Bakanlığı'nı, "Kızlara başörtüsü yalnız evlerinde serbest!" diyebilecek kadar totaliter mîzaçlı ve şefkat, merhamet, hoşgörü, iyi niyet vbg. vicdanî/ahlâkî; temel insan hakları, inanç ve inandığı gibi yaşama özgürlüğü, herkes gibi doğrudan eğitim alma hakkı, adalet, eşitlik vbg. hukuk alanına ilişkin herhangi bir pozitif his ve hassasiyetinin varlığı hususunda ister istemez kalıcı şüpheler uyandıran bir şahıs işgal ediyor! Bunu unutmayın çocuklar! "Başörtüsü yerine peruk" ha.. hh.. Yemezler!..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |