|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hemen peşinen, yukardaki başlıkla, TCK'nın 159'uncu maddesini ihlal etmediğimi, böyle bir şeyi aklımın ucundan bile geçirmediğimi beyan etmek isterim. Ne Türklüğü, ne cumhuriyeti, ne devleti, ne devletin askeri veya emniyet muhafaza kuvvetlerini 'alenen tahkir' ya da ' tezyif' etmek gibi bir amacımın olmadığı da muhakkak. Ben sadece, Harp Akademileri'nde 'şahsi' görüşlerini açıklayan 'strateji dehası' Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri sayın orgenerale bir soru sormak istedim o kadar. Daha doğrusu bu soruyu tam olarak ben soruyor değilim. Global Village (Global köy) başlıklı ünlü kitabın yazarı Marshall Mc Luhan adındaki Kanadalı düşünür, kitabın önsözünde dikiz aynalarından söz ediyor. (Global Köy, Çev. Bahar Öcal Düzgören, Scala Yayıncılık, İstanbul, 2001) Bu ülkeyi çok sevdiğim için de, 159'uncu maddeyi çalıştırmak üzere Adalet Bakanlığı'na sürekli yazılar yazan ve savcıların harekete geçmesini talep eden genelkurmay görevlilerini uyarmak isterim. Marshall Mc Luhan nam zat sizlere ömür... Yani, Noam Chomsky'de olduğu gibi, bu ünlü düşünce adamı hakkında da dava açmak ne yazık ki mümkün görünmüyor. Çok saygın bir generalle (Burada 'generalim' derken Brecht'in o ünlü şiirini de çağrıştırmayı amaçlamış değilim. Hani şiirdeki gibi: 'Generalim tankınız ne güçlü' şeklinde bir benzetme yapmak aklımın ucundan bile geçmedi.) "sizin dikiz aynanız var mi?" şeklinde bir soru sormak nereden aklıma geldi? Marshall McLuhan'ın, bütün dünyaya mal olmuş 'Global Köy' kavramının anlatıldığı o ünlü kitabını Türkçe'ye kazandıran Bahar Öcal Düzgören'in kitap ve globalizmle ilgili bir yazısını okurken, o sayın general de şimdi herkesin akıl yürüttüğü o önemli konuşmasını yapmış bulunuyordu. Birden bire ağzımdam bu lafların döküldüğünü duydum. "Generalim sizin dikiz aynanız var mı?" McLuhan'nın kitabındaki önsözünde globalizmle ilgili sözleri ve B.Ö.Düzgören'in konuyla ilgili yazısının özeti şöyleydi: "İnsan bilincinin uzantıları, elektronik yoluyla kendilerini bir bütün olarak dünya çevresine yansıtmakta ve insan türünü robotsu bir geleceğe doğru yönlendirmektedirler. Başka bir deyişle, insanoğlunun doğası, büyük bir hızla, çok yaygın bir global duyarlılığın oluşmasına ve hiçbir gizin kalmamasına yol açacak olan enformasyon sistemlerine dönüştürülmektedir." Global duyarlılık ve hiçbir gizin kalmaması... Uydu temelli bilgisayarlar, televizyonlar, radyolar, cep telefonları, ATM'ler, vesaire sayesinde dünyanın her yanındaki tek tek insanların, aynı olaylardan anında haberdar olan, bu olaylarla ilgili olarak çeşitli kaynaklar tarafından üretilmiş ya da derlenmiş bilgilere anında ulaşan ve duyduklarından, gördüklerinden, öğrendiklerinden aynı ölçüde etkilenerek benzer tepkiler veren tek bir türün bireyleri haline gelmesi... Muhtemelen bu sayede, insan hakları, özgürlükler, çevrenin korunması, yerleşim gibi konularda yükselen ve giderek mücadeleci ve müdahaleci bir kimliğe bürünen ve ulusal sınırları, ulusal politikaları daha şimdiden fersah fersah aşmış olan küresel bilinç... Aynı önsözde, bugün yaşanan çelişkili durum hakkında da şu görüşe yer veriliyor: "Şimdiki zaman hep acılı bir değişim sürecinden ibaret olduğu için, her kuşak dünyaya geçmişte bakar. (...) Romalılar, Antik Yunan dünyası konusunda saplantılıdırlar; Yunanlılar ise (...), kendilerinden önce gelen kabile dünyası konusunda. (...) Ama bu normaldir. İnsanlar yaşantılarını, bir önceki dönemde yapılmış olanların akla uygun taklitlerini yaparak geçirirler. Rönesans insanı, değerlendirmeci olmayan klasikçiliğin zorlamasıyla, akıl ve imaj olarak Orta Çağ'da yaşar. Ondokuzuncu yüzyıl insanı Rönesans'da yaşar. Biz ondokuzuncu yüzyılda yaşıyoruz. Batı dünyasında, kendimize ilişkin toplu imajımız, o dönemden kalmadır. (...) "Şimdiki zamanda olan odur ki, artık değişim öyle büyük bir hızla gerçekleşmektedir ki dikiz aynası işe yaramamaktadır. Jet hızıyla giderken dikiz aynaları işe yaramazlar. Kişi, gelecekle başa çıkmanın bir yolunu bulmak zorundadır. İnsanoğlu bundan böyle, bilinmeyen karşısında duyduğu korku yüzünden yeni olan şeyleri eskisi gibi birşeylere dönüştürmek için bu kadar çok enerji harcayamaz ve sanatçının yaptığını yapmak zorundadır: Şimdiki zamana bir görev anlayışıyla yaklaşmak; tartışılması gereken bir çevre olarak çözümleme ve başa çıkma alışkanlığını geliştirmek ki, gelecek, çok daha net bir biçimde görülebilsin." McLuhan'ın bu çözümleme için ürettiği fevkalade özgün bir önerisi var: Dörtlü ya da tetrad. Amaç, daha önce bilinmeyen ve düz bir çizgi üstünde değil de birkaç boyutta birden değişen süreçleri o süreçlerin içinde yaşarken ve değişimin ivmesi gitgide artarken kavramak olunca, buna benzer ya da bundan farklı başka yöntemler de geliştirmek mümkün elbette... Öte yandan her yeniliğe, her yeni kavrama olduğu gibi globalleşmeye direnmeye devam etmek de mümkün... Değişip duran evren ve evrenin evrimsel süreçleri karşısında insan zihninin öyle bir yapısı var ki, her konuda neredeyse sonsuz sayıda olasılık üstünde rasgele fikir yürütebiliyor. Bu fikirlerin tek bir insan temelinde olsun, birbirleriyle tutarlı olması bile gerekmiyor. Şimdilik jet hızıyla gidiyoruz ve durum bu... Jet hızının yarattığı türbülans... Zihinlerimiz, birkaç istisnayla, eskisinden farklı olarak avcının, kağnının, atlı arabanın, bisikletin, otomobilin değil ve fakat bu sefer jet hızının yarattığı türbülans, ardındaki girdap içinde olanı biteni kavramaya ve geleceğe ilişkin tahminler yapmaya debeleniyor, yine tıpkı eskisi gibi... Ve doğal olarak eskisine oranla çok daha fazla zorlanıyor. İyi de ya yarın öbür gün değişim anlamında ses hızını aşarsak, hele hele ışık hızını!.. O zaman ne olacak? Işığın o kadar fazla hız yapıyor olmasına dahi karşı çıkacak mı global köyden birileri?"(Global Köyde Işığın Hız Yapmasına Dahi Karşı Olabilir İnsan, Bahar Öcal Düzgören, 21-28.02.2002/İstanbul) Kim bilir? Belki de kimileri hala bir emirle, 'ışığın fazla hız yapıyor olması'nın önüne geçebileceklerini sanıyor olabilir. Generalim, sizin dikiz aynanız var mı?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |