|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Liberal Düşünce Derneği'nin İstanbul'daki iki gün süren "İfade Özgürlüğü Semineri", aklımızdan hiç çıkartmamamız gereken çok temel kavramları, hepimize bir kez daha hatırlattı.. Seminerin açılışında, Avrupa Birliği'nin Ankara'daki "Temsilci"si Karen Fogg'un yaptığı konuşma, başlı başına değerlendirmeye değer bir söylemdi.. Türkiye'deki "bazı çevreler"e göre, kendileri ile aynı yerde olmayan ve aynı düşünceleri paylaşmayanlar "ya ötekiler"dir, ya da "marjinal"lerdir.. Karen Fogg'un simgelediği ve seslendirdiği "Büyük Dünya" ise, kendilerini Türkiye'nin egemenleri zanneden o bir avuçluk "Bazı Çevreler"e, marjinaller gözüyle bakıyor.. Örneğin "Medya"yı alalım.. Tek sesli, tek sermayeli ve tek görüşlü medyayı alalım ele.. Karen Fogg (veya Avrupa Birliği) medya konusunda şunları diyor: - Medya, eğer profesyonel ise, bütün tarafların sesini duyuracaktır. Üstelik, okurlarına ve izleyicilere sunmak için, farklı bakış açılarını ortaya çıkartmaya çalışacaktır. Demokrasilerde, hükûmetler ve siyasal seçkinler, şiddet içermedikçe çok sesli bir sivil topluma katlanmaları gerektiğini, kışkırtıcı olmadıkça, kararlı, fikir sahibi bir medyayı hoşgörmeleri gerektiğini bilirler.. Evet.. Avrupa Birliği'nin temsil ettiği "Çağdaş ve uygar çoğunluk", medya konusunda böyle düşünüyor.. - Demokrasilerde, hükûmetler ve siyasal seçkinler, sivil toplumun ve medyanın, iyi yönetim için vazgeçilmez olduğunu ve örgütlenme özgürlüğü olmaksızın, gerçek bir ifade özgürlüğü olmadan, başarılı bir demokrasinin ayırdedici özelliği olan, akıllı ve etkin bir yurttaşlar kitlesi olamayacağını bilirler.. Karen Fogg'un konuşmasını, kanımızca Orgeneral Kılınç'ın konuşmasını yaptıkları gibi, derinine irdeleyip, değerlendirmeleri gerekiyor "sözde egemen çevreler"in ve "kendileri gibi olmayanlar"ı "marjinal" gören "Tekelci Medya"nın yöneticilerinin.. Önüne geleni "tehdit" olarak sunan, savcılık ve polislikle "gazetecilik"i karıştıran, düşünce yerine küfür, hakaret, aşağılama ve jurnalleme üretmeyi seçenler, çok iyi bilmeli.. Avrupa'ya egemen olan düşünce ve sosyo-politik irade, onları hiç beğenmiyor.. İşte Brüksel'in Ankara Temsilcisi Karen Fogg'un sözleri: - Türkiye'de bazı unsurlar, AB'nin Türkiye'deki rolü hakkında dedikodu ve karalamaya başvuruyor ve AB hakkında korku yaratmaya çalışıyorlarsa, bu çok üzücüdür. AB üyeliği üzerinde güçlü bir tartışma, bir aday ülkede tümüyle normaldir.. AB üyesi ülkelerde de AB konusunda güçlü tartışmalar vardır.. Ah mümkün olsa.. Kendilerini "statüko içinde" güçlü gören bu kesimler, yeryüzü uygarlığında, yok olmak üzere olan bir anlayışı temsil ettiklerini anlasalar.. Büyük boy tabloid gazetelerde, mayolu mankenlerin bacak aralarından sütûnlarının başını uzatıp, sağa ve sola "siz hainsiniz" diye bağırmayı hüner zannedenler, "Kaliteli" ve "Seçkin" olmanın niteliklerini, gerçek değerlerde, özgürlükte ve saygınlıkta arasalar..
ŞAKA
Yeni alternatifler!.
Bazıları İran'ı, Avrupa Birliği'ne alternatif olarak sunuyor ya.. Ben olsam, Pervez Müşerref'in Pakistan'ını ve Saddam Hüseyin'in Irak'ını veya Kaddafi'nin Libya'sını daha uygun bulurdum.. Neticede bunlar hem "laikçi", hem de "Cumhuriyetçi"ler.. Hem de hepsi "Militan Demokrat" bunların.. Silah gücüyle, farklı düşünenleri susturuyorlar..
TEK İLKE İDAM MI?
MHP, "ölüm"den başka neyi düşünüyor?
"İlke sahibi olmak", herzaman doğru, tutarlı, ileri ve çağdaş olmak anlamına gelmiyor.. "İlke" yani "prensip", faşizmi, ırkçılığı, her çeşit ayrımcılığı da benimsemek şeklinde olabilir.. Örneğin MHP, 1999 seçim kampanyasını, "Öcalan'ı Asacağız" sloganına dayalı götürdü.. Şimdi de, önümüzdeki seçimi "İdam cezasını kaldırtmayacağız" sloganı üzerine götürmeye hazırlandıkları belli.. Demek ki, "ölümden yana olmak" da, bir ilke, bir prensip haline gelebilir.. Oysa toplumun siyasetten ve düşünceden beklediği, "yaşatmak" "geliştirmek", "ileri bir uygarlık düzeyine ulaştırmak"tır.. 21'inci yüzyılda, bir partinin varlık sebebini ve başarısını sadece "ölüm" olgusuna dayaması, doğru mudur? MHP'nin, ekonomi konusunda, kentler konusunda, insan hakları konusunda, Güneydoğu Sorunu konusunda, "idam"dan başka söyleyecek ne sözü vardır?. Kemal Derviş'e meydanda kızıp, İMF'den gelen her belgeye imzayı basmak ve sonra da topluma sadece "idam istiyoruz"u sunmak, ilkeli politika mıdır?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |