|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Avrupa'ya karşı Avrasya" şeklinde formüle edilebilecek bir "siyasi fantezi", çok uzun zamandan beri, düşük yoğunluklu bir gündem olarak canlılığını koruyor Türkiye'de. Bu formüle göre, Türkiye'nin Ortadoğu içinde merkezi bir rol almasının "getirisi" yoktur, Avrupa'da ciddi bir yer edinmesinin ise "imkanı" görünmemektedir. Türkiye açısından görünen, makul yol Avrasya'dır. Özellikle bürokratik zihniyetin ve bu zihniyetle paralel düşen akademisyenlerin son derece önemli gördüğü bir tez, "Avrupa'ya karşı Avrasya" alternatifi. Bu alternatife göre, Türkiye tarihsel olan Ortodoks-İslam işbirliğini güncelleştirmelidir ve bu güncellemeyi kendi lehine bir "güvenlik kuşağı" oluşturmak üzere kullanmalıdır. Bunun ne kadar mümkün olduğu, hayata geçirilme şansını bir kenara bırakın, doğru bir tarih ve siyaset okumasına dayanıp dayanmadığı bile çok tartışmalı. Bütün bunları bir kenara bıraksak bile, AB'nin ne ifade ettiği konusunda ciddi bir kafa karışıklığı olmasından dolayı, AB'ye alternatif modeller aranması türünden tartışmalar yapılabildiğini görüyoruz. AB, her şeyden önce bir "siyasi model" olarak önemlidir, bu bakımdan tarihin bu aşamasında çok ciddi bir dönemeç olarak varolmuştur. Bunun dışındaki alternatifler (?) ise, AB'nin içerdiği kapsamda ve derinlikte bir "siyasi model" olarak görünürleşmemektedir. Fakat Türkiye'deki resmi zihin yapısı çeşitli sebeplerle "siyasi model" kavramından hoşlanmadığı ve siyasete dair alanın genişlemesini devletçi pratiklerin sahasının daralması olarak anladığı için, "model" ve "alternatif" kelimelerinin yönlendiriciliği altında, aslında "güvenlik" tartışması yapmaktadır. Resmi zihin yapısının, her şeyi güvenlik mantığına indirgeyen tutumu yüzünden, AB neredeyse sadece güvenlik üretimi ve bunun bize yansımaları bakımından ele alınmaktadır. Tabii ki güvenlik bir ülkenin en önemli unsurlarındandır, fakat bir ülkenin geleceği, sadece "güvenliğe" indirgenerek tartışılamayacak kadar kapsamlı bir perspektif gerektirir. Lakin, Türkiye'de devlet pratiklerinin güvenliğe indirgenmiş üretimi sebebiyle, her konuda güvenlik meselesine çakılmadan herhangi bir tartışma yapılamaz. Bu nedenle, AB sadece güvenlik ekseninde ele alınmaktadır. AB'nin güvenliğimize dönük olumsuz yaklaşımlar (?) içinde olduğu iddia edilmekte ve buna karşılık güvenlik ihtiyaçlarımızı karşılayacak, (ABD-)Rusya-İran veya (ABD-)Rusya-Hindistan-Çin gibi alternatifler öne sürülmektedir. Fakat unutulan nokta önemlidir ve bu noktanın sürekli ıskalanıyor oluşu, gelecek açısından kaygı vericidir. AB'ye bakarken doğal olarak güvenlik konularına bakılacaktır, ama AB, bundan öte, bir "siyasi değerler sistemi" olarak tarihin ve siyasetin beynine yerleşmiştir. "Avrupa"nın sadece bir "coğrafya" olmayışı, bundan çok öte bir "siyasi değerler sistemi" oluşu bu anlamdadır. Türkiye'nin ihtiyacı olan da, bu "siyasi değerler"i içererek, siyasi, ekonomik ve idari standartlarını yükseltecek bir zemini yakalamasıdır. Peki Avrupa kendi içinde bu siyasi değerlere tam entegre olmuş mu, yani, siyasi açıdan sorunsuz bir çerçeve mi? Hayır. AB içinde de "devletçi" ve "serbest piyasacı" gelenekler çarpışıyor, AB'nin "ulusların birliği" mi yoksa "tek bir ulus" mu olması gerektiği konusunda çok ciddi ayrışmalar var, ama bunlar AB'de ifade bulan "siyasi değerler"i anlamsız kılmıyor, tam tersine daha da yoğunlaştırıyor. Tüm bunların ötesinde bu "çağın ruhu"nu yansıtan "siyasi değerler" yaşamaya, tarihi ve siyaseti biçimlendirmeye devam ediyor. İşte bu nedenle AB'nin bir "siyasi model" olarak alternatifi şimdilik yoktur. AB'ye alternatif olarak Avrasya seçeneğinin öne çıkarılması, bir "siyasi model" önerisi değil, bir güvelik üretimi alternatifidir. Böylesi bir kıyaslama, AB'deki "siyasi değerler"i görmezden gelerek, tüm dünyayı güvenlik mantığından ibaret görmeye yönlendirir. Peki böyle bir alternatife oynarsa Türkiye, AB'ye üye olmaktan daha fazla mı güvenlik elde eder? 11 Eylül sonrasında yaşananlar kafaları karıştırsa da, durum geçicidir; demokrasiden uzak ve doğru düzgün siyasi değerler tarafından biçimlendirilmiş bir ekonomiye sahip olmayan ülkelerin gerçekte güvenlik üretmeleri de imkansızdır. Güvenlik mantığından, strateji üretimine ve oradan da çağdaş siyasi değerlere sahip olmaya giden bir yol yoktur. Ancak siyasi değerleri içeren bir modelden, strateji ve güvenlik üretimine gidilebilir. Birincisi, kaba güvenlik içinde çağı ıskalamak, ikincisi ise çağı kavrayarak güvenlik üretmektir. Türkiye birincisinin Avrasya, ikincisinin de Avrupa olduğunu bilmek zorundadır. Gerçekçi olan budur.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |