T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Yapılacak şey mi bu?

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) genel sekreteri Org. Tuncer Kılınç'ın "AB milli çıkarlarımıza aykırı; Amerika'yı gözardı etmeden Rusya ve İran ile ittifak kuralım" açıklaması herhalde pek çok kişinin canını sıktı. "Pek çok kimse" derken kendimi dışarıda bırakmıyorum. Benim canımın sıkıntısı, "Yaz, yaz" diye başımın etini yiyen 'komplo senaryosu' meraklısı bir dost karşısında madara olmam yüzünden... Org. Kılınç'ın sözlerini işittiği ilk an, o dostum aradı ve "Gördün mü, dediklerimi yazsaydın, şimdi 'Ben demiştim' diye böbürlenebilirdin" dedi. Üç gündür kendisinden kaçıyorum.

'Komplo teorileri' konusundaki tavrımı biliyorsunuz. Karşıyım. O sebeple de, güvenilir kaynaklardan test etmediğim, doğru olduğuna iyice inanmadığım açıklamalara fazla kulak vermiyorum. "Biliyorum, çünkü filânca önemli kişiden duydum" denilse bile aklımın basmadığı konuları buraya taşımıyorum. Aldatmaya çalışanlar çıkmasına rağmen bugüne kadar ayakta kalabilmem bu ihtiyatımla ilgili...

Geçmişte, Abdullah Öcalan ve PKK ile ilgili nice senaryolar okudum, başka senaryoları da muhayyilesi gem tanımaz dostlardan dinledim. Öcalan'ın kendisinden nakledilmeyen veya kulaklarımla yetkili birinden işitmediğim görüşlere yer vermedim. Söylentilere kulak asmadım. 28 Şubat veya Türkiye'nin yakın geçmişinde yaşanmış terör eylemleri konusunda da tavrım aynı oldu. Olaylar arasında ilintiler kurdum, bildiklerimden hareketle gerçeklere ulaşmaya çalıştım, ama uçmadım...

Bu kararlı tavrım bazı dostlarımı kızdırdı; 'komplo teorisyeni' dostum da bunlardan biri.

Abdullah Öcalan'ı İmralı'da hapisliğe götüren süreç nasıl başlamıştı, hatırlayın. Yıllardır ikamet ettiği Şam'dan ayrıldı ve birkaç gün sonra Moskova'da ortaya çıktı. Olaydan kısa süre önce, Türkiye'nin protestosuna rağmen, başkentinde bir Kürt Enstitüsü açılmasına da izin vermişti Rusya; Öcalan'ın oraya gidişi Türk-Rus ilişkilerine tüy dikti. 'Komplocu' dostum, Moskova irtibatını öğrenir öğrenmez, İmralı adresini vermedi elbette, ama "Merak etme, sonunda Türkiye'ye getirilir" dedi bana. "Yaz, yaz" diye ısrar ettiği şuydu: "Türkiye ile Rusya'nın arası, göründüğünün tersine, sıcak olmak zorunda; Öcalan'ı bize teslim edecek süreç başladı..."

İmralı ile birlikte dostumun dediği kısmen doğru çıkmadı. Bilinen şu: 'Teröristbaşı' Öcalan'ı bize Moskova değil, Washington teslim etti... Org. Kılınç'ın konuşması ise, dostuma göre, kendisini doğruluyor: "Apo'yu Şam'dan çıkartmak için savaşı göze aldığı bilinen bir ordunun mensubu olan MGK genel sekreteri, perde gerisinde bir işbirliği söz konusu olmasaydı, onu iki kez misafir etmiş Rusya için, 'potansiyel müttefik' anlamına gelen sözler sarf eder miydi?" Şimdi tutturmuş, "O zaman dediklerimi yazsaydın, kimsenin aklına gelmeyecek bu ilişkiyi ilk ortaya atanın ben olduğumu yazabilirdin" deyip duruyor...

İran konusu da öyle.

Org. Kılınç'ın konuşmasından bir gün önce, gazeteci Çetin Emeç ve bazı İranlı rejim muhaliflerini öldürdükleri iddiasıyla yargılanan bir grubun idam cezaları Yargıtay tarafından onandı. Ondan iki ay kadar önce de, medyaya, "Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı'nın kâtilleri" olarak yansıtılan 'Umut operasyonu' dâvâsı sonuçlandı. Komplocu dostum, mahkemeden çıkan mahkumiyet kararlarına rağmen, o cinayetlerin gösterildiği gibi olmadığı iddiasında. Aylardan beri, "Göreceksin, bir gün gerçekleri öğrenecek ve çok şaşıracağız" deyip duruyor.

Org. Kılınç'ın Rusya ile birlikte İran'ın adını da 'potansiyel müttefik' olarak anması ardından, bana, "Gördün mü?" demeye başladı. Görmemi istediği, daha taze mahkumiyet kararları çıkmış, dosyaları kapatılması gereken siyasi cinayetlerin suçlananlar tarafından işlenmediği... Muhayyilesi gereğinden fazla çalıştığı için "Bu işin içinde başka bir iş var" ısrarını alay konusu yapıyordum, şimdi dönmüş o benimle alay ediyor...

Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri ile ilgili akıldışı iddialar ile Org. Kılınç'ın sözleri arasındaki irtibatı siz de görmemiş olabilirsiniz. İlk "Gördün mü?" sorusunu dinlediğimde benim de göremediğim gibi... "Nasıl göremezsin?" deyip şunları söyledi o dost: "Emeç, Mumcu ve Kışlalı dâvâları iddianâmelerinde adı sürekli geçen bir ülke var: İran... 'Kâtil' denilip idama mahkum edilen kişilerin İran'la irtibatlı olduğu savcılar tarafından ileri sürüldü. Aynı iddialar gazetelere de yansıdı. Emeç, Mumcu ve Kışlalı'nın kişiliklerini düşünür ve cinayetleri İran'a gidip gelen insanların işlediği mahkeme kararını göz önünde tutarsan, Org. Kılınç'ın öyle bir ülkeyi 'potansiyel müttefik' olarak göremeyeceği sonucuna varırsın. Görüyor oysa... Şu ana kadar açıklamayla aralarına mesafe koymadıklarına ve Sabah'a "Kılınç'ın sözleri rahatsızlık yaratmadı" açıklamasını yaptıklarına göre, Genelkurmay da öyle görüyor... Bu durumda?

Emin Çölaşan'a bile, "Ne oluyor?" sorusunu sorduran Org. Kılınç'ın sözleri, görüyorsunuz, beni de çok rahatsız etti. "Büyük bir fırsat kaçırdın" diye başımın etini yiyeceğini bildiğim 'komplocu' dostumun telefonlarına çıkmıyorum, her zaman çiğnediğim yollardan geçmiyorum.

Ben neyse de, bugüne kadar kör değneği beller gibi yazıp duranlar kimbilir kendilerini ne kadar fena hissediyorlardır... Yok yok, bu işte bir yanlışlık olmalı.


11 Mart 2002
Pazartesi
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED