|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ben de sormuştum; "RTÜK Yasası Meclis'e geldi, niye bu konuda tek satır yazmıyorsunuz?" diye. Ertuğrul Özkök üzerine alınmış. Meğer bu "sahtekarlık düzeni"nin bahanesi ve gerekçesi olmamak için susuyorlarmış. İleride bir gün, bu sahtekarlığı içine sindiremeyen insanlar ortaya çıkıp "Kanunların böyle yozlaştırılmasına nasıl izin verdiniz?" diye sorduğunda, "Biz o zaman söylemiştik" diyeceklermiş. Peki, nasıl bir sahtekarlık düzeniymiş bu? Mevcut RTÜK Yasası'na göre, bir müteşebbis bir televizyon kuruluşunun yüzde 20'den fazlasına sahip olamıyor, birden fazla televizyonun patronajında bulunamıyor, kamu ihalelerine giremiyor. Ama yasalar uygulanmadığı, daha doğrusu sökmediği için, bazı medya patronları hileyle, muvazayla, düpedüz üçkağıtla işlerini yürütüyorlar. Hem mebzul miktar gazete, dergi ve televizyona sahipler, hem kamu ihalelerine giriyorlar, hem de Allah nazardan saklasın teşvik ve iane rantından yararlanıyorlar. Ya mevcut yasa uygulanıp medya tekellerine son verilecek, ya da medya tekellerini meşrulaştıran yeni bir yasa çıkarılacak? Ertuğrul Özkök "yeni yasa çıkarılsın" diyor. Neden? "Maskeli sahtekarlığa" son vermek için. Çünkü, kanun bir kişinin bir televizyonun yüzde 20'sinden fazlasına sahip olamayacağını emrediyormuş ama, kimse buna uymuyormuş, Show TV'nin, Kanal D'nin, ATV'nin arkasında hangi patronların olduğunu bilmeyen mi varmış? Ben bilmiyordum mesela? Adı geçen televizyonların arkasında kimler var? CNN Türk'ün sahibi kim? Hangi patronlar kamu ihalelerine giriyor? Kimler iane ve teşvik rantından yararlanıyor? Gerçekten bilmek istiyorum. Bilmek istediğim, cevabını çok merak ettiğim bir husus daha var: Özkök, "Madem bu maskeli sahtekarlık devam ettirilmek isteniyor ve madem ki bu ülkenin demokrasisi bu sahtekarlık düzeninin sürmesini içine sindiriyor, bu düzen sürsün gitsin!" diyor. Siteminde haklı... Ama hesap edemediği nokta şu: Ortada bir "sahtekarlık" varsa, bu eylemle malul sahtekarlar da var demektir işin içinde. Kimdir bunlar? Özkök, niçin, kendi ifadesiyle "bu toplumsal riyakarlığın, bu kolektif sahtekarlığın" faillerini ele vermiyor? Meclis bu sahtekarlık düzenine son verecek bir kanun çıkarmış, ama Cumhurbaşkanı Sezer bunu Meclis'e iade etmiş. Peki bu kanun çıkmamış da, mevcut televizyonların sahipleri değişmiş mi? Cevabı kendisi veriyor: "Hayır, değişmedi. Aynı riyakarlıkla, aynı yüzsüzlükle sürmeye devam etti." Biz, mesela, Kanal D ve CNN Türk'ün sahibi olarak Aydın Doğan'ı biliyoruz... Bunu Özkök de teyid ediyor. Derya Sazak da bir "canlı yayın"da itiraf etmişti. Şimdi Aydın Bey de mi, tövbe, aynı eylemle malul? İnsan kendi patronunu "sahtekarlık"la itham eder mi? Ayıp değil mi? Ben Aydın Bey'in yerinde olsam, TÜSİAD üyeliğine ve Trafik Müşavirliği'ne bakmaz, kapının önüne koyardım ama... Neyse... Sahtekarlığa son vermenin yolu "hile ve üçkağıdı meşrulaştırmak" değil, mevcut yasanın uygulanmasını sağlamaktır. Ama Özkök buna razı görünmüyor. İstediği şu: Ya bu sahtekarlık yasal bir hüviyet kazansın, ya da aynen sürüp gitsin...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |