T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
RTÜK ve sahtekârlık

Radyo Televizyon Kanunu'ndaki değişikliği Kartel'in gözü kara bir kaç kalemşöründen başka savunan yok. Aslında, kendi hallerine bıraksanız, milletvekilleri de bu değişikliği onaylamayacaktır.

İtiraf

Hürriyet genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, gerekçelerini itiraf etti: "Bu kanun var oldukça, sahtekârlık düzeni aynı riyakârlık ve ikiyüzlülükle sürmeye devam edecektir." (23.Nisan.2002-Hürriyet)

Kanun yüzünden sahtekârlık yaptıklarını belirtiyor Özkök. Ve sahtekârlıktan vazgeçmek yerine, yasanın değişmesini istiyor.

Özkök, kanunun uygulanmasının mümkün olmadığını iddia ediyor.

Farklı bir iktidar anlayışı işbaşına gelsin, kanunun uygulanıp uygulanamayacağı görülecektir.

Banka sahibi medya patronları da, halkın mevduatını zimmetlerine geçirmek için binbir dolambaçlı yoldan geçerken, bir gün yakalarına yapışılabileceğini düşünmüşler miydi?

Ama, bir Tantan, bir Nuh Mete Yüksel, bir Zekeriya Temizel, bir Ercan Cengiz kâfi geldi. Anlı şanlı isimler, ne olduğunu anlamadan, kendilerini cezaevinde buldu.

* * *

Ertuğrul Özkök'ün itirazı geçen yıl, RTÜK tartışmaları sırasında, DSP milletvekili Erol Al'ın ortaya attığı iddiaları hatırlattı.

Al, "Medya patronları eğer ihaleye giremezse, milletin malı bedava olarak gider insanlara" diyordu. Çünkü ona göre bir kaç grubun haricinde herkes medya ile ilişkiliydi.

Özkök de dünkü makalesinde şöyle yazıyor: "Her ilde ve ilçede parası olan en az 5 kişi bulacaksınız. Bu insanlar ve yakınları o ildeki valiliğin kırtasiye ihalesine dahi giremeyecekler. Ve hepsinden önemlisi bu insanlar en fazla % 20'sine sahip oldukları bir televizyon ve radyodan durmadan para kaybedecekler."

Cevap

Oysa buna verilecek cevap çok basit:

1) Kâr etmiyorlarsa, ayaklarını yorganlarına göre uzatsınlar. Her ticari işletme gibi kâr etmenin yollarını arasınlar.

2) İhaleye girmek istiyorlarsa, hisselerini % 10'un altına çeksinler. Böylece zararlarını da paylaşmış olurlar.

3) Zarar edip, bu zararlarını, devletten elde ettikleri haksız kazanç ile mi ortadan kaldıracaklar? Başka iş yapamazlar mı?

4) Televizyon sahipliği, kamu ihalesine girme haricinde, diğer ticari faaliyetleri önlemez. Meselâ Migros, Gima, Yimpaş vs. benzeri alışveriş merkezleri kurabilirler. Turistik tesisler açabilirler. Giyim ve moda mağazaları, otomobil fabrikaları alabilirler.

Medya sahipliğinin ticari faaliyetlerini sınırladığını düşünenler, hisselerini başkasına satabilir.

Bırakınız, devlet sırtından para kazanmak isteyen değil, bir davası olan ve kamu görevi yaptığının idraki içinde hareket eden, medya patronu olsun.

Türkiye'den başka hiçbir medeni ülkede, insanın aklına, "Kanuna uymayıp sahtekârlık yapıyorum. Ben yoluma devam edeyim. Sahtekârlık suç olmaktan çıksın" demek gelmez.

Bence Ertuğrul Özkök'ün yazdıkları koca bir itiraf: Medya patronları zarar ediyor; bu yüzden kamu ihalesine girme hakkı onlara tanınmalı.

İşte tam da bu noktada, ticaret-siyaset-medya ilişkileri arasına örülen menfaat ağı iyice sırıtıyor. Medyada kaybettiği parayı, patron, kamu ihalesi ile telâfi edecek.

Etibank ihalesinde olduğu gibi.

* * *

Geçtiğimiz sene, RTÜK müzakereleri sırasında "Medya patronları ihaleye girmezse devlet zarar eder" diyen Erol Al'a şu cevabı vermiştim: "Acaba, medya patronları ihaleye girince mi devletin malı yok pahasına gidiyor? Medya patronları kamu ihalesine girdikleri takdirde iktidarla menfaat bağı içinde olduklarından bazı yolsuzlukları görmezden geliyorlar. Bir Etibank soygununu gördükten sonra, halâ 'medya patronları kamu ihalesine girmezse, devlet zarar eder' demek ancak lâtife maksadıyla sarfedilen sözler olabilir."

Her yıl Türkiye'nin en büyük 500 şirketinin ismi yayınlanıyor. Bunların içinde kaç medya patronu var? Türkiye'de sermaye sadece medya patronlarının elinde mi?

Bir başka soru: Batık bankaların kaçının sahibi medya patronu?

Şeffaflık

Tasarı kanunlaşırsa, şeffaflığın geleceği iddia ediliyor.

Oysa, mevcut kanunda da, Sermaye Piyasası Kurulu, hamiline yazılı hisselerin nama yazılı hale getirilmesini isteyebiliyor. Nitekim RTÜK'e ortak olarak bildirilen çok sayıda isim var. Bu isimler patronun kimliğini gizlemeye yarıyor.

Ortada, Ertuğrul Özkök'ün de itiraf ettiği gibi, büyük bir sahtekârlık mevcut. İsterse Maliye Bakanlığı bir günde sahtekârlığı tesbit edip işlem yapabilir. Çekindiği için yapmıyor.

Aynı çekingenlik kamu ihalesinde de söz konusu olmaz mı? Zaten bir çok ihaleye işadamları bir medya patronunu ortak olarak girmedi mi? Özellikle enerji ihalelerinde bu husus dile getirilmedi mi? Televizyon sahiplerinin devlet ihalesine girmesi, şeffaflık mı sağlayacak, yoksa gerçeklerin üzerini kopkoyu bir perde mi örtecek? İşlerini yapan siyasetçi ve bürokratı koruyacaklar, karşı çıkanı korkutup sindirecekler.

Bir medya patronu, RTÜK Yasası çıksın diye koca Meclisi esir alabiliyor. Çankaya'yı devre dışı bırakmak için, milletvekillerinin anayasaya aykırılıkları görmezden gelmelerini sağlayabiliyor.

İhalede neler yapmaz ki!

AB normlarına aykırı

Habertürk'te, Hakan Aygün'ün programına çıkan Karen Fogg, yeni tasarının Avrupa normlarına aykırı olduğunu söyledi.

Bir kere Kürtçe yayın yasağı devam ediyor. Ayrıca, mevcut tekelleşmenin daha da yoğunlaşarak sürmesine ve kanunî kıskaçtan kurtulmasına izin veriliyor.

Radyo Televizyon Üst Kurulu'nun yapısı daha da antidemokratik hale getiriliyor. 9 üyelik kurulun 7 kişisi hükûmet tarafından belirlenecek. Ayrıca, gazetecilikle ve yayınla hiç ilgisi bulunmayan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ile YÖK de Kurul üyeliği için aday gösterecek.

312'nci madde, ceza yasasındaki eski şekliyle, yayın ilkeleri arasında yer alıyor. Üstelik, o hüküm ihlâl edilirse verilen ceza lisans iptâline kadar gidebiliyor.

İhaleden vazgeçin

Aslında kamu ihalesinden vazgeçilse bir ara formül bulunabilir.

Meselâ, tek bir kişi ulusal çapta sadece bir televizyon kuruluşunun % 50'den fazla hissesine sahip olsun. Ama, o kişi, kamu ihalesine girmesin. Aynı zamanda, Japonya, Amerika ve İngiltere'de görüldüğü gibi, toplam tirajın % 20'sine sahip bir basın kuruluşunun patronu da olmasın.

İngiltere'de, Murdock, hem Sky TV'nin sahibi, hem gazeteleri var. Ama Sky TV kablolu yayın yapıyor. Ulusal bir kanal hüviyetinde değil.

Japonya'da, ulusal çapta yayın yapan bir tv kanalına sahip olan kişi, toplam tirajın % 20'sine hitap eden bir gazetenin hisse çoğunluğunu elinde bulunduramıyor.

Amerika'da, ancak nüfusun % 35'ine ve daha azına hitap eden kanallar, aynı zamanda gazetecilik işine girebiliyor.

Fransa'da bir kişinin ulusal kanaldaki toplam hisseleri % 49 ile sınırlı. Bu oran aşılamıyor. Bir televizyon kanalının % 49'una sahip olan şahsın, bir de radyosu varsa, siyasi ve genel haber içerikli günlük gazete tirajının % 20'den fazlasını kontrolü altında tutamıyor.

Her ülkede kısıtlamalar var. Ve hiç birinde medya patronlarının temsilcileri çıkıp, "Bu kısıtlamalar bizi sahtekârlığa sürüklüyor, maskeli yayıncılık yapmak zorunda kalıyoruz. Kamu ihalesine girmezsek zarar ederiz, çarkı çeviremeyiz" demek cüretini göstermiyor.

Şecaat arzederken merdi kıpti sırkatin söylermiş.
Allah, kimseyi bu duruma düşürmesin.


24 Nisan 2002
Çarşamba
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED