T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Le Pen kazanabilir, Afganistan saldırabilir

Fransa başkanlık seçimlerinde ırkçı Le Pen'in ilk turda kazandığı başarının tüm dünyada Fransız imajına nasıl zarar vereceği konuşuluyor. Özgürlüklerin ve de jakobonizmin beşiği Fransa'da ne türden sosyal ve siyasal dinamikler devreye girdi ki sol düşüşe geçerken faşizm bu denli yüksek oy alabildi?

Oysa Le Pen yıllardır savunageldiği görüşlerini popülist hale getirecek ne yeni argümanlar geliştirdi ne de söylemini yeniledi. Yıllardır savunduğu görüşlerinin bu sıralarda itibar görmüş olmasının sadece iç dengelere bakarak anlaşılamayacağı üzerinde fazla durulmuyor. İtalya'dan Almanya ya kadar Batı Avrupa'da bu türden ırkçı akımların güçlenmesini küresel trendlerle birlikte ele almaktan çok yerel şartlara indirgeyen ilginç bir siyasal analiz yöntemi sergileniyor. Batı Avrupa'da yükselme eğilimi gösteren ırkçı , en azından yabancı düşmanı akımları özellikle 11 Eylül retoriği ile bağlantı kurmamaya özel çaba sarfedildiği sır olmaktan çıkmış bulunuyor. Paradoksal biçimde aynı siyasal analiz mantığı sosyal ve kültürel şartları ve söylemi tümüyle farklı olan Türkiye'deki "irtica"nın yükselişi ile Jean-Marie Le Pen'in performansı arasında dolaylı ya da dolaysız bağ kurmakta beis görmüyor.

Le Pen'in yükselişi aslında 11 Eylül sonrası Amerika'nın kışkırttığı İslam fobisinin Fransızca'ya tercümesinden başka bir şey değildir. Bush yönetiminin 11 Eylül sonrası terörle mücadele adına geliştirdiği ve İslam karşıtlığına dönüşen kampanyasının bir Alman, bir Fransız için hatta bir Amerikalı için somut karşılığı Len Pen türü tiplerin yükselişidir. Bu arkaik söylemi, Batı toplumlarında zaten var olan kültürel temelleriyle ilişkilendirildiği, uygun bir dil yakaladığı an böylesi şaşırtıcı (olmayan) sonuçları başka yerlerde de görmek mümkün olacaktır.

Bush ya da Le Pen

Le Pen'in yıllardır savunduğu görüşleri ile Amerika'nın 11 Eylül sonrası uygulamaları ve medya araçları küresel korkuya dönüştürdüğü (İslamcı) terör tehlikesine dayalı söylemi arasında karşılaştırma yapmak ilginç sonuçlar verebilir. Le Pen'in yıllardır savunduğu görüşler arasında şunlar öne çıkıyordu. "Tüm ırkların eşit olmadığını söylemek ırkçılık değildir. Dünya, doğal olarak bir hiyerarşi üzerine kurulmuştur"(1996). "Göçmenler Fransa'nın, Batı Avrupa'nın belki de dünyanın en büyük problemidir. Bunda boğulma tehlikesiyle karşı karşıyayız"(2002). "Göçmenler işsizlik, suç, kanunsuzluk üretmeye devam ettikleri müddetçe Fransızlar'ın hayatlarından endişe etme hakları vardır"(1997). Ayrıca, Fransa'da cami yapımının yasaklanması, (sadece) Fransız/lar için aile ve eğitim yardım fonunun oluşturması, sağlık fonundan yabancıları ayrı tutulması, 200 bin kişilik yeni hapishanelerin yapılması, suçlanan yabancıların sınır dışı edilmesi buna benzer ayrımcı ve göçmenleri hedef alan programını yıllardır savunuyordu.

Bush yönetiminin terörle mücadele adına uygulamaları ve söylemiyle; Le Pen gibi sorumsuz bir siyasetçinin savundukları arasında içerik olarak ne kadar fark var. Zanlı göçmenlerin ( vatandaş bile olsa) sınır dışı edilmesini savunmakla, binlerce Ortadoğu kökenli Müslüman'ın yasal hakları olmadan, ne ile suçlandıklarını bile bilmeden aylarca gözaltında tutulması ve çoğunun sınır dışı edilmesinin ırkçılık/ayrımcılık olmadığı söylenebilir mi? Yabancıları inşa edilecek yeni hapishanelere tıkmayı öneren faşist Le Pen'le, Nazi kampını hatırlatan şartlarda dünyanın dört bir tarafından toplanmış insanlara savaş esiri uygulamasını bile çok gören, itiraz imkanını ortadan kaldıran, özel askeri mahkemeler kuran demokratik ABD'nin uygulamalarından hangisi daha korkunç?

Korku Paris kapılarında

11 Eylül sonrası Bush'un "iyiler ve kötülerin savaşı, Haçlı seferi, ya bizdensiniz ya teröristsiniz" söylemi ile ırkçı Le Pen'in üstün olan ve olmayan ırklar hiyerarşisi fikri muhteva olarak birbirinden hiç de farklı değildir. En azından sonuçları itibariyle marjinal bir siyasetçinin söylemi ile dünya devleti olmaya soyunan, bir başka ırkçı rejimi, siyonizmi sonuna kadar destekleyen Bush yönetiminin söylemi arasında paralellik olmadığını kimse iddia edemez.

ABD'nin kendi stratejik çıkarları adına uluslararası kamuoyunu manipule etmeye yönelik söylemi ve pratiğe yansıyan uygulamaları ve bunun medya kanalları ile aktarımı daha çok Le Pen'ler çıkaracaktır. Çünkü bu söylem doğrudan Amerikan toplumunu, New York'u, Paris'i, Londra'yı, Berlin'i içerden vuracak bir söylemdir. Le Pen'i destekleyenlerin sanıldığı gibi toplumsal olarak alt kesimlerden gelmemiş olması, mesela beyaz yakalılar arasında önemli bir taraftar kitlesine sahip olması bu çatışmacı söylemin ne denli ciddi tehlike içerdiğini göstermeye yetiyor. 11 Eylül söyleminin ürettiği korkunun ırkçı ve yabancı düşmanlığını kamçılamasının bir adım ilerisi çatışmanın Paris'te Berlin'de alevlenmesi demektir.

Fransa'nın zedelenen imajı adına kaygı duyanların neden Amerika'nın terör retoriğine iman etmeyi sürdürmelerini anlamlandırmak mümkün değil. Boğaziçi Üniversitesi tarafından yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Türk toplumunun yüzde 17'si Afganistan'ın Türkiye'ye saldıracağını düşünüyormuş. Başbakanı'nın bile Türkiye'nin gönderdiği bir uçakla Ankara'ya gelebildiği bir ülkenin imajı ile gerçeklerin arasındaki uçurumu kestirebiliriz. Türkiye gibi bir ülkede bile Afganistan ve tehdit algısı bu denli çarpıtılmışsa işlevsel olarak gerçeklerden çok mit üreten medyanın Batı toplumlarındaki etkisini anlayabilir/anlamlandırabiliriz.

Hem Le Pen'den korkuyor hem Bush'u desteklemeye devam ediyorsanız Afganistan'ın Türkiye'ye saldırmasından endişe edebilirsiniz.


25 Nisan 2002
Perşembe
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED