|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Rockçı, protest olmak zorunda!
Eserlerinin çoğu hit olan ender sanatçılardansınız. Şarkılarınızın Türk halkı tarafından beğeniyle dinlenmesini neye bağlıyorsunuz? Gerek şarkı sözlerimle gerekse kişiliğimle insanlara olabildiğince yakın olmaya çalışıyorum. Abarttığımı düşünmeyin. Türkiye'de konser vermediğim yer kalmadı. Her fırsatta gitmek, görmek ve paylaşmak derdindeyim. Yaptığım müzik Türk halkının geleneksel müzik beğenisine göre oldukça sert. İşin içine duygular girince herşey değişiyor. Siz insanlara dürüst olursanız, konuştuğunuz kadar dinlemesini de bilirseniz başarılı olursunuz. Tabii bu arada müzikal kaliteden de ödün vermemek lazım. Yoksa bunların hiçbir anlamı kalmaz. Rock müziğin dinleyici kitlesi diğer müzik türlerine göre daha vefalı. Ayrıca onların dinledikleri müzik kadar kimi dinledikleri de önem arzediyor. Ve bu bağlılık, arabesk dinleyenlerde de görülüyor. Bu anlamda iki müzik türünün birbirine benzediğini söyleyebilir miyiz? Bu konuda haklısınız. Ama rock müzik ile Arabesk arasında kesin benzerlikler veya organik bağlar olduğunu söylemek yanlış. Belki de tek ortak noktası ortaya çıkış tarzı ve süreç içindeki gelişimi itibarı ile iki müzik tarzının da popülist kültür biçimlerine bir tepki olarak ortaya çıkmasıdır. Ancak söylem açısından çok büyük farklılıklar mevcut. En başta Arabesk müziğin kaderci ve irrasyonel bir yapısı vardır. Arabesk müzik ortaya çıkış itibariyle toplumsal bölüşümden en az pay almış kitlelerin devrimci ve mücadeleci bir içerikten yoksun tepkisinin adı idi. Bugün geldiği nokta olarak bu konumdan uzaklaşmış olabilir ama özü yine aynı. Yanlış anlaşılmak istemem. Arabesk müzik Türkiye kültür tarihinde çok önemli bir yer tutar. Rock ise toplumdaki süregiden yanlışlıklara modern bir tepkidir. Rasyonel ve ilericidir. Tepkinin varlığı konusunda evet ama içeriği konusunda bir benzerlik kurmak yanlış olur. Rock müziğin Türkiye'deki gelişim seyrine baktığımızda bu topraklara ait ifade, deyiş ve türkülerin müziğe yansımasıyla birlikte rock'ında halk tarafından sevildiğini görüyoruz... Son yıllarda böyle bir eğilim iyiden iyiye baş gösterdi. Anadolu ezgilerini kullanmayan yok gibi. Bu iyi mi değil mi diye tartışmaktan ziyade yeni mi değil mi, diye tartışmak gerekiyor. Çünkü bu zaten yıllardır yapılan bir şeydi. Piyasa ekonomisinin içinde bir şey yer almıyor diye o şeyi yok saymak ancak şarkıları "mal" ve dinleyiciyi "müşteri" olarak gören anlayışa hizmet etmektir. Şunu da eklemek isterim ki bu-ne kadar işin ticari yönünü eleştirsek de-gerekli bir şeydir. Zaman geçtikçe kimin samimi olduğunu zaten anlarsınız. Asıl önemlisi, Rock müziğinin kitlelere ulaşabilmesi için bu topraklarda yaşayan insanların koşullarından etkilenmesi ve beslenmesi gerekiyordu. Kimse türküleri yozlaştırıyorsunuz deyip ahkam kesmesin. Türküler hepimizin. Kimin söyleyip kimin söylemeyeceği konusunda kimse yasakçı bir zihniyet takınmasın. Kötü olanlar zaten zaman içinde kaybolup gider. Sıkı bir çevreci olduğunuzu biliyoruz. Bu kadar doğal, samimi ve kendisi gibi davranan bir sanatçı olmanızda, insan ruhunu eğiten doğayla aranızın iyi olmasının katkısı olabilir mi? Sanatçı olmasaydım da yine sıkı bir çevreci olurdum. Yıllar içinde Gökova, Bergama, Akkuyu ve Kazanlı'ya gidip konser verdim. Kamuoyunun dikkatlerinin çevirmesinde hep rolüm oldu. Çevre sorunları belki de henüz kitlesel ölümlere yol açmadığı için yakaya yaprak takılarak çözülecek basit bir "ağaç dikelim" sorunu gibi algılanıyor. Ama böyle giderse sonumuzu göreceğiz. Ünlü çevre bilimci Rudolp Bahro'nun çok güzel bir sözü vardır. Bahro şunu der: "İlk yok olan tür biz değiliz. Ama biz ilk bilinçli yok olan tür olacağız." Sanatçı olmayı geçin, insan olmanın sorumluluğudur çevreci olmak. Haluk Levent dinleyen herkes müziğinizde kendinden bir parça buluyor. Siz, bu paylaşımı neye bağlıyorsunuz? Ne kadar farklı beğeniler, dünyalar olsa da, ortak olan bir şey var; o da insan sevgisidir. Benim samimiyetimden emin olan herkes bana inanıyor, beni dinliyor ve beni çağırıyor. Bu yüzden Fransa'nın Strazburg kentinde konser verdiğim gibi Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde de konser verdim. Bu ülkede en çok konser verenlerden birisiyim. Bunu yıllardır yapıyorum ve sağlığım engel olana kadar da yapacağım. Şarkılarınız gücünü nereden alıyor? Benim sanat anlayışımda sanatçının görevleri arasında, yaşadığı zamanın gerçekliklerini anlamak, bunları kendi içinde dönüştürüp, yaratıcı bir etkinlik sonucu özgürleştirmeci bir şekilde yeniden yorumlamak yer alır. Şarkı sözlerinin geçerliliğini yıllar sonra da sürdürebilmesi için toplumdaki sosyal hayata damgasını vurmuş diyalektiklerden beslenmesi gerekir. Peki ya rock... Rockçı olmak protest olmaktır. Burda muhaliflik değildir amaç olan. İçi doldurulmamış bir muhaliflik ya trajedi ile sonuçlanır ya da komedi. Rock müzik gerek ezgiler ve enstrümanlar olarak gerekse söylem olarak popülist müzikten ayrılır. Bu ayrışma günümüzde giderek belirsizleşse de işin özünde bu vardır. Bu protestlik kendini toplumdaki yanlışlıklara ve haksızlıklara karşı var eder. Rock müzik sanatçısı en azından öz olarak yaptığı işe ters düşmemek için bu muhalif gelenekten beslenmelidir. Gelişmeye yönelik özün temelinde bu yatar.
Filistin'de yapılanlar insanlığa sığmaz!
Daha önceki çalışmalarında Susurluk Olayı'na, Yunanistan'la yaşanan gerilimlere, Çeçen ve Boşnaklara adadığı bir soykırım şarkısına yer veren Levent, "Filistin'de yaşanan soykırım için de bir parça bestelemeyi düşünüyor musunuz?" sorumuzu şöyle yanıtladı: "Yeni çıkacak albümümde alevi kültürüne ait bir türküyü seslendireceğim. Bu şarkıyı da çok anlamlı bir şekilde Filistin sorunu ile bağlantılandırıyorum. Çünkü alevi felsefesi öz olarak kötü ile iyinin savaşında güçlünün değil her zaman haklının yanında olma tercihindedir. Filistin'de yaşananlar bugün bu açıdan anlamlı. Malatya'da verdiğim konserde bu şarkının başında 'Bu parçayı Hitler'in öldürdüğü Yahudi ve Şaron'un öldürdüğü Filistinli akrabalarıma adıyorum.' dedim. Büyük bir alkış koptu. Tabii kafalar da karıştı. Ben sadece insanların birbiriyle akraba hatta kardeş olduğunu vurgulamaya çalışmıştım. Günde üç öğün Yahudilerden özür dileyen Başbakanımız sözünden döndü ama ben dönmüyorum. Yapılanlar insanlık değildir, barış için hiç değildir. Bu yüzden Şaron hükümeti ve onun yanlıları tarihin mahkemesinde en ağır cezalardan birine çarptırılacaklar. Bundan eminim."
|
|
|
|
|
|
|
|