T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kıvrıkoğlu'nun üslubu

Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'nun görüşlerinden önce üslubunun tartışılması gerektiğine inanıyorum. Ve hemen bu üsluba katılmadığımı söylemek isterim.

Önce şu an hukuki durumu tartışmalı da olsa, kamuoyu yoklamalarında en çok oyu alan bir siyasi parti lideri hakkında 10 yıl önce yaptığı konuşmalardan yola çıkarak "kin kusuyor", "dili ile aklı arasında bağ yok", "normal bir insanın konuşması değil" gibi değerlendirmelerde bulunmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Mesela ben, tüm demokratik ülkeler için çok aykırı düşeceğini biliyor olmama rağmen "Acaba Sayın Kıvrıkoğlu'nun tavrı normal (mesela demokratik) bir ülkenin genelkurmay başkanlarına yakışıyor mu?" gibi bir soruyu bile sormayı biraz üslup hatası olarak görürüm. İnsanların birbirlerine karşı ölçüleri kaçtığında bunun sonunu almak mümkün olmaz ki.

Bu sözlerden "Asker Tayyib'in önünü kapıyor" sonucunu çıkarmak, Türkiye için iyi bir görüntü mü verir? "Tayyip olmasın da askerin siyasi rotayı belirlediği sistem dahil her şey olsun" mantığına mı varıp dayanıyoruz?

Tayyip Erdoğan'ın 1992'deki üslubuna katılıyor muyum?

Hayır.

Zaten kendisi de kendi üslubunu, hatta yer yer eski çizgisini eleştiriyor.

Tayyip Erdoğan'ın eleştirel yaklaştığı tüm konular, daha farklı üsluplarda seslendirilebilir ve bana göre de bu, daha sağlıklı olurdu. Yani hadiseler makul tartışma zemininde kalır, sert söylemlerin doğuracağı sonuçlar ortaya çıkmazdı. Ama buna "Günah 1992'ler'de" deyip geçmek de mümkün değil mi? Kim meramını aşan şeyler söylemedi ki Türkiye'nin yakın geçmişinde...

Kaldı ki, bazı sözleri bir başka halet-i ruhiye ile okuduğunuzda farklı formatta değerlendirmek de mümkün. Diyelim, Erdoğan'ın Doğu-Güneydoğu'daki çatışma sürecini anlatırken kullandığı ve içinde "cellatlık" falan geçen sözleri... Bu ifadenin önünü arkasını bilmiyoruz. "Cellatlık vs..." yanlış sözler. Ama bu sözler, sonuçta, "genç insanların ölümü karşısındaki hassasiyet" çerçevesinde söylenmiş. Yani gene Mehmetçik'in canına gösterilen hassasiyetle...

Neden "kin kusmak" olsun?

Acaba biz, "Doğu-Güneydoğu'da 15 yıl süreyle devam eden 'Düşük Yoğunluklu Savaş' daha az can kaybı ile sonuçlanamaz mıydı?" diye bir soru üzerinde düşünemez miyiz?

Acaba biz, "Düşük Yoğunluklu Savaş Türkiye'nin bunca kayıp yılına, kayıp evladına ve kayıp 100 milyar dolarına malolmadan da kazanılamaz mıydı?" sorusunu soramaz mıyız? "Bir çocuğumuzun daha eksik can vermesine vesile olacak bir çözüm üzerinde düşünülemez miydi?" diye sormanın ne mahzuru var?

Acaba biz "Terörle sıcak mücadele bitti ama, siyasal anlamda terörün amaçladığı zemin ortadan kalktı mı?" sorusunu soramaz mıyız? Ve eğer bu zemin ortadan kalkmamışsa, (ki Genelkurmay dahi terörün siyasal-ekonomik zemininin henüz ortadan kalkmadığını ifade ediyor) kaç arpa boyu yol aldığımızı sorgulamak bir suç mudur?

"Şehit çocuklarımız" sadece Genelkurmay'ın şehitleri değil ki... Hepsi bizim çocuğumuz. Öyleyse onların canı pahasına kazanılan bir mücadelenin seyri hakkında neden bizim de sözümüz olmasın?

Bu konuda bir hususun daha altını çizeceğim. Sayın Genelkurmay Başkanı "kin kusuyorlar" diye bir siyasi çizgiyi toptan suçlamakla da hata ediyor bana göre. Böyle büyük halk topluluklarını "askerle sorunlu" olarak göstermek bana göre öncelikle bir askerin yapmayacağı bir şeydir. Hani "şuyuu vukuundan beterdir" diye bir söz var. Bunlar da öyle konulardır. Türkiye, askerin siyasal gerilimler içinde rol aldığı ve taraf olduğu tüm zamanlarda kaybetmiştir, askerin konumu da tartışma konusu olmuştur. Bırakın herkes askerini sevsin, bırakın hiç kimsenin askerle ilişkisi "kin ilişkisi" olmasın.

Genelkurmay Başkanı'nın siyaset üzerine söylediği her şey ülkemizde olağanüstü ilgi görüyor. Bu, demokratik bir ülkenin geleneği değil. Sayın Genelkurmay Başkanı Fransa'da olan bitenle 28 Şubat süreci arasında bağlantılar kurmuş. Bu bağlantıyı kuran ve herkese "Paranoyak" olmayı öğütleyen "sivil"lerimiz de var. Oysa orada bile o kadar derin farklılıklar var ki... Le Pen'in oyu yükseldi diye Fransa Genelkurmay Başkanı'nın demeç verdiğini görüyor musunuz siz? Ya da askeri makamların yargı mensuplarına brifingler düzenlediğini, "Bundan sonra 312 şöyle uygulansın" gibi öneriler serdedildiğini... Yargının siyasal misyon üstlendiğini... Tankların balans ayarı yaptığını... Bunlar var mı Fransa'da... Siyasal soruna siyasal çözüm arıyorlar. İki turlu seçim, partiler arası ittifak vs... Onların siyasi akılla yaptığını biz tankların balans ayarı ile yapıyoruz. Bu da demokrasi farkı herhalde...

Sayın Genelkurmay Başkanı'nın konuşması arasında kanaatimce bugün Türk dış politikası açısından söylenmemesi gereken şeyler de var. Diyor ki Kıvrıkoğlu: "52 yıl süren bu olay çözülemedi. O da terörü doğurdu. O terör aynı zamanda Türkiye'ye karşı 15 yıl mücadele veren örgütün de yetiştirildiği yerdir. Bu kaynakta yetişmiştir. ASALA ve PKK, ilk eğitimlerini Bekaa Vadisi'nde yaptılar. Bekaa Vadisi'ndeki terör örgütleri de halen Filistin'deki terör örgütlerinin eğitildiği yerlerdir. O bakımdan terörün bitmesi lazımdır."

Bu sözleri sorun bakalım Dışişleri Bakanı Sayın İsmail Cem'e, katılıyor mu? Bu sözleri bugün söylemek ne anlama geliyor? Sorun bakalım. Türkiye'nin dış politikası ile uyum arzediyor mu bu sözler? Bir Genelkurmay Başkanı hassas bir dış ilişkiler süreci içinden geçerken içinden geçen her şeyi söyleyebilir mi?


25 Nisan 2002
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED