|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye gerçekten garip bir ülke. Bir yandan, içişleri bakanı, "Bürokratik kültürden halk odaklı kamu hizmeti kültürüne geçiş" adını verdiği, devletin abus çehresini munis bir başka çehreye dönüştürmeyi amaçlayan bir projeyle kamuoyu karşısına çıkıyor... Bir yandan da, hiç olmayacak kişi ve çevreler, demokrasilerde kabul edilmesi güç argümanları, en akıl almaz platformlarda dile getiriyorlar... Gerçekten kafa karıştırıcı bir durum. "Devletin abus çehresi munisinden daha sevimli" aforizmasından bir farkı olmayacağını bile bile şu soru akla geliyor: "Aykırı tartışmalar hayra alâmet sayılabilir mi?" Fransa'daki devlet başkanlığı yarışında ikinci tura kalan Ulusal Cephe lideri Jean-Marie Le Pen'in farklı kumaştan bir politikacı olduğu biliniyor. Başarısı sağ ve solda yankı uyandırdı. Le Pen'in gerisinde kalan adayların hemen hepsi, sırf o kazanmasın diye, destekçilerini ikinci turda muhafazakâr aday Jacques Chirac'a oy vermeye teşvik edecekler. Le Pen'in başarısı, muhalif cephenin her renginde, "Biz nerede hata yaptık?" tartışmasını başlattı. Bu olay, bana, Almanya'da, lider düzeyindeki bir Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) mensubundan duyduğum bir 'gerçek hayat öyküsünü' hatırlattı. "Biz" demişti o lider; "Nazi eğilimli NPD partisinin halkta taban bulmaya başladığını fark ettiğimizde bir şeyler yapmamız gerektiğini düşündük ve çareyi NPD'nin bizim de savunabileceğimiz ilkelerini kendimize uyarlamada bulduk. Bu değerlendirmeden önce barajı aşma sinyali veren NPD oyları aldığımız tedbirlerle düştü." Batılı davranış budur ve dikkat edilirse, Fransız siyasi sistemi, Le Pen'ciliğin yükselişine bugün de benzer bir tepki veriyor. Le Pen'in seçim başarısı, küreselleşmeden, AB eksenli egemenlik kavgalarından, 11 Eylül savrulmasından yorgun düşen günümüz insanının taleplerini yeniden gözden geçirme sürecini Fransız sağı ve solunda başlattı. Başarısız partiler ilkelerini gözden geçirip takviye edecek, saflarını yeniden düzenleyip başkalarıyla güçbirliği yapacaklar, buna hiç kuşku yok. Ancak, çok daha kolay olan, Le Pen'in önünü Fransız yargı sistemini kullanarak kesmek veya partisini sistem dışı ilân etmek akla pek gelmeyecektir... Bizde, nedense, demokrasilerde başvurulması en son düşünülecek çare ilk akla gelen oluyor. On yıl önce yaptığı konuşmanın Tayyip Erdoğan'ı bir kez daha siyasi yasaklı kılmak veya demir parmaklıklar ardına göndermek için kullanılmak istenmesi, ondan kurtulmanın kolay (ama demokratik olmayan) yoludur. Futbolda iyi oynayan oyuncuyu faul yapıp sakatlayarak oyun dışı etmek neyse, politikada da, bir politikacıyı, politika dışı araçlarla işlevsiz bırakmak aynı şeydir. Tayyip Erdoğan'ın varlığından rahatsızlık duyan politik liderlerin, Ak Parti rekabetinden ürken diğer partilerin yapması gereken kendilerini elden geçirmektir. Seçenekleri azaltarak seçmeni arzu etmediği tercihlere kanalize etmek, kısa vâdede işe yarasa bile, ülke açısından hayırlı sonuçlar doğurmaz. Demokratik açıdan doğru olan, Tayyip Erdoğan dahil bütün liderlerin, Ak Parti ile birlikte her partinin eşit şartlarda yarışacağı bir politik zeminin varlığıdır. Kaldı ki, Le Pen ve Ulusal Cephe ile Erdoğan ve Ak Parti arasında, kurulmak istenen türden bir benzerlik de bulunmuyor. Genelkurmay başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun "Milli egemenlik bayramı' vesilesiyle verilen dâvette, Meclis çatısı altında söyledikleri, özellikle bu açıdan yadırgatıcı. Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin en üst düzey temsilcisi, kendisini ve başında bulunduğu kurumu ilgilendiren konularda görüş açıklayabilir elbette; ancak açıkladığı görüşlerin siyasi sonuç doğurmasından kaçınması şartıyla... Bir politikacı bir askerle nasıl polemiğe girebilir? Neden girsin? Politikacıların anlamsız sözlerle kamuoyu karşısına çıktıkları ülkeler oluyor; bizdekine benzer bir tartışma cereyan ediyor mu oralarda? Ak Parti ve lideri Tayyip Erdoğan'ın tartışmayı tırmandırmak yerine yumuşak bir mesajla gerilimi azaltma tercihi yerinde. Herkesin, her siyasi aktörün, olabildiğince yapıcı davranması gereken günlerden geçiyoruz çünkü. "Halk eksenli kamu hizmeti kültürü" adıyla devlete munis bir maske takmak iyi de, demokrasiyi kökleştirmek ondan daha iyi. Fransız seçimleri, umarız, ülkemizin zayıf demokrasi kültürüne bu yönde bir katkı sağlar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |