|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Güneydoğu'dan gelen haberler pek parlak değil. Özellikle ekonomik durumun ağırlığı nedeniyle Mersin, Antalya sahil şeridine doğru yeni bir göç hareketinin başladığına ilişkin haberler geliyor. Bölgeye ilişkin hazırlanan ve büyük tantanalarla duyurulan ekonomik paketler ortada yok. Seçim lafları edilmeye başladığı zaman mutlaka yine bölgeye gidip 'paket' edebiyatını sürdürmek isteyeceklerdir. Olağanüstü hal aynen devam ediyor. Kaldırılacağına ilişkin herhangi bir belirti yok. Siyasi partiler bu lafı ağızlarına bile almak istemiyor. Devlet bölge insanından kuşkulanmaya devam ediyor. Bu kuşku devam ettiği sürece de o bölgede yaşayan insanların devlete karşı duyduğu güvensizlik devam ediyor. Bu yazıyı yazmadan önce konuyla ilgili arşivimi karıştırdım. Yaklaşık iki yıl önce, 2000 yılının eylül ayında Güneydoğu ile ilgili 'gizli' bir plan hükümet tarafından 'güya' yürürlüğe konulmuştu. Haberler öyle diyordu. Gazeteler yine bu konudaki haberleri manşet yapmışlardı. Bu arada , o yılın 16 Eylül'ünde bu konuyla ilgili yazdığım yazıya göz attım. Aradan iki yıl geçtiği halde değişen bir şey yok. O yazının özetini aşağıya aldım. Acaba bu planı ve diğerlerini hatırlayan var mı? "Gizli kararnameden sonra şimdi de 'gizli ' Güneydoğu Planı' ortaya çıktı… Yaman bazı gazetecilerimiz, bu planı 16 ay sonra ele geçirerek bilgilenmemizi sağladılar. Bu sayede Güneydoğu insanı da, kendisiyle ilgili bir planın, nerdeyse birbuçuk yıldır uygulandığından haberdar oldu. Ama plan, adı üzerinde 'gizli' olduğu için, bizim gibi onlar da bütün ayrıntılarını öğrenemediler. Bu konudaki haberlerde, 'Plan'ın Başbakan Ecevit tarafından yürürülüğe konulduğu söyleniyor. Hükümet, hatta Meclis, MGK tarafından hazırlanan böylesine önemli bir planın sadece uygulayıcısı durumunda. Devletin, görünüşte bölge için bir planı var ama, hükümetin bu konudaki rolü sadece bu planın uygulayıcılığından ibaret. Bölge halkı ise figüran … Güneydoğu'nun yeniden yapılandırılmasını ve 16 yıllık terör döneminin yaralarının kapatılmasını amaçladığı ileri sürülen böylesine önemli bir plan, kapalı kapılar ardında ve sadece ' güvenlik' endişelerinin ağır bastığı askeri bir ortamda mı hazırlanmalıydı? Sorunlar, gizli kapaklı araştırmalar ve görüşmeler yoluyla mı tesbit edilmeliydi, yoksa bizzat bu planın muhatabı olması gereken bölge halkı da, onların çeşitli sivil örgütleri de bu tartışmalara katılarak düşüncelerini, taleplerini özgürce dile getirmeli miydi? Böylesine hayatı bir meseleyle ilgili, -doğru yanlış- tedbirler, o bölgede yaşayan insanların haberleri olmadan mı yürürülüğe sokulmalıydı? Bu yaklaşım, aslında devletin böylesine önemli bir soruna nasıl baktığını da ortaya koyuyor. Bölge halkını ve onun gerçek sorunlarını dikakate almadan ve onların bu sorunların tesbiti ve çözümü sürecine demokratik yollarla katkısına imkan tanımadan, tepeden inme yollarla mesele çözülecek sanılıyor. Bu planın içinde halk bulunmuyor. Zaten plan hazırlanmadan önce, bölge halkına değil de bölgede görevli sivil asker yöneticilere danışılmış, hep onlarla görüşülmüş. Planın dayandığı 'gizli' bir araştırmadan da söz ediliyor. Bu araştırma aslında, bölge insanının devlete bağlılık derecesini ve Kürt kimliğinin güçlenip güçlenmediğini anlamaya çalışıyor. Amaç onların gerçek sorunlarını tesbit değil.. Planda saptanan sorunların hepsi bilinen şeyler. Eğitim, sağlık, işsizlik, yatırım sorunları, kamu yönetimindeki aksamalar… Yıllardır dile getirilen ve devletin kulak tıkadığı meseleler.. Hatta 'gizli' araştırmanın sonuçları da çok bildik, dillendirilmiş şeyler. Çıkan sonuç, sanıyorum hem araştırmayı yapanları hem de bu araştırmayı ve ' gizli plan'ı, 16 ay sonra taze haber gibi yayınlayanları şaşırtmış olmalı. Bazıları şöyle: "PKK olayından sonra bölgede, belirli bir grupta, Kürt kimliği bir ölçüde kuvvetlenmiş" Gizli araştırmaya göre, "kısmı düzeyde beliren kimlik duygusu ulusal bütünlüğü tehdit eder boyutlarda değil" Biz de dahil olmak üzere bir sürü insan ve kuruluş yıllardır zaten bunu söylüyordu... Yıllardır bu gerçekler çeşitli sivil araştırmalarda ortaya konulmaya çalışılmıştı. Çeşitli engellemelere, tehditlere, risklere rağmen… Bu tesbiti, anket değerlendirmeleri ile ortaya koyan Odalar Birliği'nin 'Doğu Raporu'nda da bazı gerçekler dile getiriliyordu. 'Bölge insanı Türkiye'den kopmak istemiyor. Bölge insanı, kimliğinin tanınmasını, diline, kültürüne saygı gösterilmesini istiyor. Devlet baskısının sona erdirilerek demokratik bir ortamın, Türkiye geneli ile birlikte oluşmasını istiyor. Olağanüstü şartların ortadan kaldırılmasını istiyor. Bölgenin ekonomik ve sosyal sorunlarının çözümü için kendisinin de katılacaği bir yeniden yapılanma istiyor.' MGK bu açık gerçekleri gizli yöntemlerle, saptamasaymış demek ki bu gerçekler resmen kabul edilmeyeceklermiş. Bilenen şeylerin, gizli yöntemlerle yeniden keşfedilmesi herhalde bize özgü bir durum… Bu 'Plan' vesilesiye ortaya çıkan gerçek sonuç ise bize göre şu: Kürt sorununun varlığını inkar eden ve bölge halkını hiçe sayan tepeden inme hiçbir planın, zorla uygulanmaya çalışılsa bile, bir başarı şansı yok. İster gizli kapaklı, ister açık…" Sahi, nerede bu gizli plan ve Güneydoğu için hazırlanmış 'paket'ler?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |