T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Genelkurmay ve Halkla Yanlış İlişkiler

Türkiye'de "uzmanlık" kavramına en fazla önem verilen kurumlardan biri, Türk Silahlı Kuvvetleri..

Ancak Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu'nun, çeşitli davet ve resepsiyonlarda yaptığı çıkışlar, "Halkla İlişkiler" denilen uzmanlık alanına, bu önemli kurumun (T.S.K) fazla ilgi göstermediğini kanıtlıyor.

Önceki gün, Org. Kıvrıkoğlu'nun, "Tayyip Erdoğan" ve "Tank İhalesi" konularında yaptığı resepsiyon çıkışları, bu komutanımızın (veya Genelkurmay'ın), benzer ilk davranışları değil..

Daha önce de Kıvrıkoğlu'nun, "Banka Hortumlamaları"nın ve "Kokuşmuşluk"un, öncelikli tehdit oluşturduğunu vurgulayan, resepsiyon muhtıralarına tanık olmuştuk..

ANAP Büyük Kongresi ertesinde de, Mesut Yılmaz'ın "Ulusal Güvenlik" kavramını tartışmaya açması üzerine, Genelkurmay Genel Sekreterliği, çok ağır ifadeler içeren bir bildiri yayınlamıştı.

Org. Kıvrıkoğlu'nun, önceki gün Tayyip Erdoğan'ı hedef alan, bu arada "Tank İhalesi"ni, "28 Şubat"ı, "İdam Cezası"nı da kapsayan açıklamaları, bu açıklamalar dizisinin devamı niteliğinde..

"Halkla İlişkiler"de, çok etkili ve çok yetkili bir kurumun en üst sözcüsü, kamuoyunda zaten tartışılan ve tartışılmadan sonuca bağlanmayacak konularda, "son sözü" söyleyip, tartışmayı bitiremez.

Aksine, etkili ve yetkili kurumu da, bu şekilde, tartışmaların bir tarafı olarak, tartışılır hale getirir..

Örneğin Tayyip Erdoğan'ın 10 yıl önceki söylemini, Tayyip Erdoğan'ın kendisi bile "Hatalı" buluyor..

Tayyip Erdoğan, "Değiştim.. Hatalıydım.. Bu yüzden, eski partimden ayrılıp, yeni bir parti kurdum" diyor..

Burada nihai karar siyasetindir, seçmenindir..

"Tayyip Erdoğan değişmedi" demek, Genelkurmay Başkanı'na düşmez..

Bu durumda, AK Parti'ye oy verecek ve toplumun önemli bir kesimini oluşturan seçmenler, Genelkurmay Başkanı'nı "siyasi rekabetin karşı tarafı" olarak görürler..

Orgeneral Kıvrıkoğlu, siyasi tartışmaların veya "Ateş Hattı"nın bir tarafı gibi görülür..

Org. Kıvrıkoğlu'nun "Tank İhalesi"ni eleştirenlere "Yahudi Düşmanı" demesi veya "28 Şubat"ın 1000 yıl süreli olduğunu söylemesi de, bu çeşit tartışmaların içine, kendisini taraf olarak atması sonucunu getirir..

Sivil topluma, "Dostlar" ve "Düşmanlar" diye bakmak anlayışı, özellikle şu anda henüz emekli olmamış yüksek rütbeli subaylar tarafından, bırakılmalıdır..

Türk Silahlı Kuvvetleri, güvenliğimizin ve bütünlüğümüzün teminatı olarak, tüm ulusun dostudur, övünç kaynağıdır..

Ve dünyadaki örneklerden de biliyoruz ki, bütünlük ve istikrar, ancak "Demokratik Rejimler" içinde korunabiliyor..

Otoriter ve totaliter yapıdaki, sadece seçim yaparak adına "Demokrasi" denilen "yarı-askeri rejimler"in hepsinin başı beladadır..

Daha da ötesi, son 40 yılda dört kez askeri müdahale yaşamış olan Türkiye, bütün rakipleri tarafından geçilmiştir.. Temel sorunlarına çözüm üretememiştir.. Zenginleşeceğine yoksullaşmıştır..

"28 Şubat" da, bu çizginin son halkası olarak, ekonomik krizlerin, banka boşaltmaların, "siyaset-medya-banka-mafya" ilişkilerinin tırmandırıldığı "kapalı bir rejim" biçiminde tarihe geçmiştir.

Tayyip Erdoğan'ın 10 yıl önceki söylemi hem amacını aşan sertlikte, hem de içerik olarak çok yanlış.. Bu söylemi savunmak mümkün değil..

Ama Genelkurmay Başkanı da bu söyleme takılıp, anakronizme sürüklenmemeli ve 2002 yılında, 1992'yi yaşamamalıydı..

ŞAKA

Aman değişmeyin!..

23 Nisan'da, Ankara kısa süreli bir "Değişim" yaşadı..
Ecevit'in de, Yılmaz'ın da, Bahçeli'nin de koltuklarında çocuklar oturuyordu..
Sonra yine, çocuk olmayan sahiplerine iade edildi koltuklar..
Ve yine, sorunlar büyümeye başladı..

CEVABI BİLİNEN SORU

Ecevit ve Yılmaz'ın patronu kim?

23 Nisan dolayısıyla verilen TBMM'deki resepsiyonda, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de, basına açıklamalar yaptı..

Örneğin şunları söyledi:

-Ben RTÜK Yasası'nı veto ettiğimde, Sayın Başbakan, bu yasayı kendisinin de içine sindiremediğini ve veto ederek benim doğru yaptığımı söylemişti.. Ama maalesef duyuyorum ki yasa yine Meclis gündeminde.. Bunu da Sayın Başbakan'a hatırlattım.. "Böyle demiştiniz. Neden şimdi yine geliyor" dedim. Kendisi bir şey söylemedi..

Evet.. Cumhurbaşkanı da, 23 Nisan resepsiyonunda bunları söyledi..

Asıl mesleğini gazeteci olarak gösteren Ecevit, nasıl oluyor da RTÜK Yasası'nı destekliyor?..

"Medya sahipleri devletle işlerini çözmek için bana yaranmaya çalışırlar" diyen Mesut Yılmaz, nasıl oluyor da RTÜK Yasası'nı sahipleniyor?..

Bülent Ecevit ve Mesut Yılmaz da, Ertuğrul Özkök gibi, "Susma Hakkı"nı mı kullanıyorlar..

Onların patronu "Halk" değil mi?
Evet.. Onların patronu, sadece halktır..
Öyle olmalıdır..


25 Nisan 2002
Perşembe
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED