T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bu adam mıydı orduyu şeffaflığa davet eden?

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, 23 Nisan resepsiyonunda, Avrupa Birliği'nden ulusal egemenliğe, Filistin-İsrail meselesinden Fransa'daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, Recep Tayyip Erdoğan'ın on yıl önceki konuşmasından iki turlu seçime, gazetecilerin sorduğu tüm soruları "büyük bir içtenlikle" yanıtladı.

Gazete haberi...

Gazete Kıvrıkoğlu'nun Avrupa Birliği'ni haşladığını da duyuruyor:

"Bizde de Le Pen benzeri bir olay oldu. Biz bunu 28 Şubat'la aştık. O zaman gerekli hassasiyeti göstermeyenler, iğnenin ucu kendilerine batacak gibi olunca birden bire heyecana kapıldılar."

Le Pen'in Avrupa'da küçük çaplı bir travmaya yol açtığı doğrudur.

Ama ben Fransa Genelkurmay Başkanı'nın (yorum yapmaya mezunsa tabii) ne düşündüğünü daha çok merak ediyorum.

Fakat, asıl yakıcı soru şu:

Kıvrıkoğlu'nun siteminden, Le Pen'in Ankara açısından da bir "sorun" teşkil ettiği anlaşılıyor.

Yanılıyor muyum?

Türkiye'nin Le Pen'le ilgili bir sıkıntısı varsa, bunu dillendirmek görevi Türk Genelkurmayı'na mı, yoksa hükümete, yani Başbakan'a mı düşer?

* * *

Kıvrıkoğlu "millî hakimiyet günü"nde konuşuyor.

Ama söylediği her şey "politika"yla ilgili.

Tartıştığı, öneri getirdiği konular da, birinci dereceden Meclis'i, yani milli hakimiyetin tecelli ettiği kurumu ilgilendiren/ilgilendirecek konular.

Avrupa Birliği'ne girip girmeyeceğimize Meclis karar verecek.

Seçimlerin iki turlu mu, yoksa "barajlı nisbi temsil sistemi"ne göre mi yapılacağına yine Meclis karar verecek.

Recep Tayyip Erdoğan'ın akıbetini ise yargı belirleyecek.

Kaldı ki, Kıvrıkoğlu'nun tepki gösterdiği konuşmada Erdoğan'ın muhatabı ne Silahlı Kuvvetler'dir, ne "terörle mücadele"de görevlendirilen askerlerdir, ne de Kıvrıkoğlu'nun kendisidir.

Muhatap bellidir:

Bakanlar Kurulu...

Anayasa'nın 117/2. maddesi aynen şöyle der: "Millî güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, TBMM'ye karşı Bakanlar Kurulu sorumludur."

Amacım, Silahlı Kuvvetler'e dil uzatmak, Kıvrıkoğlu'nu rencide etmek, hele ordunun refleksleriyle oynamak değil.

Ordunun bu konudaki hassasiyetini biliyorum.

Kimi zaman gereksiz ve aşırı bir hassasiyet bu.

Çünkü, yakın zamana kadar, 28 Şubat sürecinin de ittirmesiyle, orduya, ordu mensuplarına yönelik her eleştiri "suç duyuruları"na konu edildi.

Bu suç duyurulardan, fakir de nasibini aldı.

İtirazım, yasaları hatırlatmakla sınırlı kalabilir ancak.

Şunu demek istiyorum:

Hiçbir asker "yetki alanı" dışına çıkıp konuşamaz, siyasî yorum yapamaz, parlamentonun görev alanına giremez.

* * *

Kıvrıkoğlu'nun konuşmasını sürmanşetten duyuran gazete, genel yayın yönetmeninin yazısını da sırıtan bir fotoğrafıyla birlikte "destek" mahiyetinde haberin içine gömmüş.

Genel yayın yönetmeni Kıvrıkoğlu'na hak veriyor.

"İyi ki ordumuz her konuda konuşuyor" demeye getiriyor.

Oysa, aynı genel yayın yönetmeni, bundan dokuz ay önce, "hortum" sözcüğünü telaffuz etti diye aynı Hüseyin Kıvrıkoğlu'na demediğini bırakmamış, bir de orduyu şeffaflığa ve demokratik teamüllere uymaya davet etmişti.

Dokuz ayda ne değişti ki?


25 Nisan 2002
Perşembe
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED