|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
23 Nisan resepsiyonunda Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun Tayyip Erdoğan'a yönelik sözleri, psikolojik harekâtın bir parçası. AK Parti lideri belli ki Andıçlanmış durumda. Önce kasetler, sonra saldırgan yorumlar; ardından askerin en üst düzeyde ve çok sert bir dille onu eleştirmesi: "Hakkında adli süreci başlattık. Zaman aşımı süresi dolmadan başvuruyu yapacağız. Sonuna kadar takipçisiyiz. Bu sözler normal insanın söyleyebileceği sözler değil. Ağızdan çıkanla beynin irtibatı olmadan söylenmiş sözler. O beğenmediği ordu, 19, 20 yaşındaki insanlarla yedi düvelle baş etmiştir. Güneydoğu'da terörü bitirmiştir. Terörü yenmiş tek ordudur. Dünya TSK'ya hayran, ama onlar içlerindeki kini kusuyor. (Bir gazetecinin 'Değiştiklerine inanıyor musunuz?' sorusu üzerine) Değiştiklerine inanmıyoruz. Boşuna mı söyledik, 28 Şubat daha bin yıl sürer diye." (24 Nisan 2002 - Bütün gazeteler) Kıvrıkoğlu'nun yanlışları
Söze, Kıvrıkoğlu'nun iki yanlışını düzelterek başlayalım.
Çünkü, a) Le Pen, daha ziyade 28 Şubat zihniyetini temsil ediyor. Güvenlik için, hak ve hürriyetlerin askıya alınabileceğini vurguluyor. Fransa'nın Avrupa Birliği'nden çıkmasını istiyor. AB'ye karşı tereddütlerini dile getiriyor. Ülkesindeki yabancı işçilere, göçmenlere karşı bir tavrı var. Bence "Militan Demokrasi" kitabını yazan Vural Savaş veyahut MGK Genel Sekreteri'nin sivil olmasının gerektiğini savunduğu için, Avrupa Birliği Komisyonu temsilcisi Karen Fogg'a posta koyanlar, AB dışında İran ve Rusya Federasyonu ile işbirliğine yönelenler, Le Pen zihniyetine daha yakın duruyor. "312'nci madde değişikliği devleti savunmasız bırakacaktır" görüşünü benimseyen, AB'yi şiddetli bir dille eleştiren Bahçeli ile Le Pen arasında benzerlikler mevcut. 11 Eylül sonrası Bush, Filistinlilere karşı Sharon, Türkiye'de 28 Şubat ve Fransa'da Le Pen. Kıvrıkoğlu, evvelce, 11 Eylül'ün 28 Şubat'ın haklılığını gösterdiğini iddia etmedi mi? Le Pen de, zaten aynı çizginin Fransız siyasetine yansıması. Hak ve hürriyetleri hiçe sayan güvenlik şemsiyesi, Bush'un, Sharon'un, Le Pen'in, 28 Şubatçıların ve onların taşeronlarının elinde. b) Fransız halkının, gençliğinin, basının arkasında bir manipülasyon yok. Özel brifingler de yok. MGK da yok. Onlar demokratik refleksle hak ve özgürlükler adına hareket ediyorlar. Evrensel değerleri savunuyorlar. Le Pen'i siyaseten yasaklamayı düşünmüyorlar. Ona sandıkta ders verme peşindeler. Fransa'daki son gelişmeler ile 28 Şubat'ı haklı göstermek, hele hele askerin siyasete müdahalesini demokratik bir reflesk gibi sunmak kabul edilemez.
2) Kıvrıkoğlu'nun ikinci yanlışı tamamen teknik. Bir Genelkurmay Başkanı'nın incelemeden, ayaküstü, aklına geldiği gibi ve öfkesine yenilerek konuşması hiç de hoş kaçmadı. Kıvrıkoğlu, Tayyip Erdoğan'ın o sözleri dolayısıyla, zaman aşımının 15 Mayıs'ta dolduğunu, kendilerinin ise daha önce harekete geçtiğini belirtiyor. Oysa verdiği bilgi tamamen yanlış. Zaman aşımı ve 159
Türk Ceza Kanunu'nun 102'nci maddesi, zaman aşımını düzenliyor: "Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis cezası söz konusuysa zaman aşımı 5 yıldır." - 10 yıllık zaman aşımı için, cezanın 5 ilâ 20 yıl arasında değişmesi gerekiyor. - Ölüm ve müebbet hapis cezalarında ise zaman aşımı 20 yıl. Erdoğan, ancak Türk Silâhlı Kuvvetleri'ni tahkir ve tezyiften (Türk Ceza Kanunu'nun 159'uncu maddesinden) yargılanabilir. 159'uncu madde, uyum yasaları çerçevesinde değişti; cezanın üst sınırı 6 yıldan 3 yıla indi. Böylece zaman aşımı da 5 yıl oldu.
Peki Sayın Kıvrıkoğlu niçin zaman aşımının 10 yıl olduğunu söylüyor? Burada çeşitli ihtimaller var: 1) Yakın zamanda gerçekleşmiş olmasına rağmen 159'uncu maddenin değiştiğinin farkında değil. 2) Kendisine kurmaylarının verdiği her bilgiye güveniyor; tahkik etme lüzumunu duymadan konuşuyor. 3) Gerçeği biliyor ama taktik icabı –sırf Erdoğan'ı yıpratmak, onu asker ile çatışma içinde göstermek amacıyla– bu sözleri sarfediyor. Bence her şık, kendi içinde büyük bir vahamet arz ediyor. Milletin ordusu
AK Parti'nin Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'nun açıklamaları karşısında soğukkanlılığını kaybetmemesi gerekir. Çünkü ordu, milletin ordusudur. Herkes, istisnasız evlâtlarını askere göndermekte ve verilen şehitlere de birlikte göz yaşı dökmektedir. Bu vatan, bu bayrak hepimizindir. Kimsenin, kimseyi küçük görmeye, yaban muamelesi yapmaya hakkı yoktur. "Bunlar orduya kin kusuyorlar" cümlesi maksadını aşan bir ifadedir. PKK ile savaşacak yeterli gerilla eğitimini almamış gençlerin, güneydoğuda teröristlerle karşı karşıya bırakılmamasını istemek niçin asker düşmanlığı sayılsın? Bu sakıncanın giderilmesi maksadıyla, poliste özel timler kurulmadı mı? Jandarma Komando Birlikleri, özel eğitim alarak bu mücadeleye katılmadı mı? Verilen şehit sayısı mukayese edildiğinde, istatistikler eğitimli elemanlar arasında kaybın çok daha az olduğunu göstermiyor mu? Erdoğan'ın cevabı
Erdoğan, Kıvrıkoğlu'na dengeli bir cevap verdi. Hem kişilik haklarına saldırı dolayısıyla dava açacağını söyledi; hem de polemik yaratacak bir üslûpla siyasete müdahalesini eleştirdi. Türkiye'deki irtica tehdidini, kimileri diline dolamıştır. Ama yıllar boyunca, irtica, demokrasiyi yıkmamıştır; buna mukabil tehdidi öne sürenler, askeri darbelerle, yarı müdahalelerle rejimi sürekli zedelemiştir. Kıvrıkoğlu'nun, millet egemenliğinin kutlandığı bir resepsiyonda, bir siyasi lideri hedef alan konuşmasını da, bu çizgide mütalâa edebiliriz. Bence Kıvrıkoğlu sukût hakkını kullansaydı, hepimizin gözbebeği Türk Silâhlı Kuvvetleri'ni bir kutuplaşmanın tarafı haline getirmezdi. İki turlu sistem, Kıvrıkoğlu'nun düşündüğünün aksine, Erdoğan'ı engellemez. Çünkü AK Parti, marjinal bir görüşü temsil etmiyor. Doğu'dan Batı'ya, Ege ve Trakya'da da dahil, her yerde birinci parti. İkinci turda muhafazakâr taban, CHP'ye veya DSP'ye gitmez, AK Parti etrafında bütünleşir... "Makûl çoğunluğu" vesayetçi egemenler değil, millet tesbit eder. Bir seçimlik can
Kıvrıkoğlu'nu da tartışmanın içine çekerek, iktidarın AK Parti'ye verilmeyeceği havasını basanlar var. Bu iddialar psikolojik harekâtın bir parçasıdır. 1965'te Adalet Partisi'ne iktidarı teslim ettikleri gibi, millet iradesi önünde herkes boyun eğecektir. DP'nin o günkü duruşu, bugün AK Parti'nin konumundan farklı değildi. Ordu yönetimi, yıllarca eski DP'lilere af çıkarılmasına karşı direndi. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay kanalıyla Demirel'e ne mesajlar gitti! Neden acaba istemiyorlardı Demokrat Partilileri? Mürteci ve Atatürk düşmanı olduklarına samimiyetle inanıyorlar mıydı? 27 Mayıs, maalesef orduya mal edilmiş ve güçler arasında bir irade savaşı başlamıştı. DP'lilerin yeniden işbaşına gelmesi, 27 Mayıs'ın yenilgisi anlamını taşıyacaktı. Kıvrıkoğlu, 28 Şubat'ın orduya mal edilmesinden özenle kaçınmalı. Oysa siyasi polemik içine girmek pahasına 28 Şubat'a sahip çıkıyor. Ordu bütün vatan evlâtlarını kucaklar. Çünkü, milletin ordusudur. Halbuki 28 Şubat, milletin bir bölümünü "düşman" ilân etti. Aman dikkat! 27 Mayıs'taki hata tekrarlanmamalı. Bugün 27 Mayıs'ı sadece bir avuç insan savunuyor. 28 Şubat da giderek, aynı kaderi paylaşacak. Bir seçimlik canı kaldı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |