T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ben de yazma hakkımı kullanıyorum

Herhangi bir yazarın 'yazmama hakkı' olabilir; ancak o yazar bir gazetenin yöneticisi ve medya grubunun sorumlusu ise, "RTÜK Yasası ile ilgili görüşlerimiz dinlenmiyor, biz de artık susma hakkımızı kullanıyoruz" dediğinde, bu tavır, başka bir anlam kazanır.

Hangi anlamı kazandığını görmek için, "Susma hakkımızı kullanıyoruz" diyen yönetmenin gazetesine bakmak yeterli. Dün, Hürriyet'te, onca yazardan hiç kimse, RTÜK Yasası ile ilgili tek satır yazmamıştı...

RTÜK Yasası konusunda o denli 'fanatik' bir davranış içindeler ki, sadece yazarlarının kalemlerine kilit vurmakla yetinmiyor, başkalarının konuşmalarından da RTÜK yasasına ilgili bölümleri sansürlemekten çekinmiyorlar. Önceki akşam, 23 Nisan vesilesiyle Meclis başkanı Ömer İzgi'nin verdiği dâvete katılan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in dedikleri, RTÜK bölümü ayıklanarak yayımlandı Hürriyet'te...

Cumhurbaşkanının ne söylediği, o sözleri benim sorum üzerine ve bana bakarak sarf ettiği için, belleğime kazılı; ama, Sabah muhabirlerinin teyplerine takılan biçimini sunmayı yeğliyorum: "Yasalar düzenlenirken, RTÜK yasasını veto ettiğimde, sayın başbakanla görüşmemde, bu yasayı o da kendi içine sindiremediğini, benim doğru yaptığımı söylemişti. Ama maalesef duyuyorum ki tekrar Meclis gündeminde söz konusu yasa. Sayın başbakana da hatırlattım bunu. 'Böyle demiştiniz, şimdi niye getiriyorsunuz?' diye."

Gazeteler, önemli kişilerin kendi çizgilerine ters düşecek görüşlerini bile sayfalarına taşırlar. 23 Nisan dâvetinde hiç hoşumuza gitmeyen sözler de dinledik; ancak, o sözleri Yeni Şafak okurlarından gizlemek hiçbirimizin aklına gelmedi. Tersine, gece yarısından sonra çalışılarak birinci sayfa neredeyse bütünüyle yeniden çatıldı.

Medyadan sadece sıradan okurlar değil, anladığım kadarıyla, Genelkurmay komuta kademesi de şikâyetçi. Dâvete geldiği andan ayrılıncaya kadar 1,5 saat boyunca etrafında kümeleşen meslektaşlarla sohbet eden Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu bazı medya kuruluşlarından duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi. Genelkurmay 2. başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ise, bir haber kanalının temsilcisine, hatalı haberlerine gönderdikleri açıklamayı neden yayımlamadıklarını sordu. Kanalın merkeziyle temsilci arasındaki -zaman zaman Org. Büyükanıt'a da aktarılan- telefon mükâlemesi onbeş dakika kadar sürdü.

Doğrusunu söylemem gerekirse, Genelkurmayın, medyada çıkan haber ve yorumlardan böylesine rahatsızlık duyduğunu tahmin edemezdim. Milliyet'in "Kışlada Kürtçe şarkı" haberi rahatsızlık kaynağı olmuş, bir de o haberle ilgili açıklamanın küçücük değerlendirilmesi... CNN'in sebep olduğu kızgınlığın sebebini ise öğrenemedim.

MHP lideri Devlet Bahçeli de dâvette soruları cevaplandırdı. Benim bulunmadığım bir ortamda, yöneltilen "Başbakanlığa hazırım" açıklamasıyla ilgili bir soruyu beğenmemiş MHP lideri. Ben de, aralarında deneyimli politikacılar ve gazetecilerin de bulunduğu bir topluluğa, "Devlet Bey'in hiç beğenmeyeceğini" peşinen ilân ederek bir soru yönelttim. Sorumu yönelttiğim kişiler susmayı tercih ettiler; biri, "Bu soru üzerinde bütün gece düşünmem gerekir" dedi. İşte sorum, sizler de bütün gece düşünebilirsiniz: "Devlet Bahçeli başbakanlığı üstlenmeye gerçekten hazır olsa, Bülent Ecevit de koltuğunu terk etmeyi samimi olarak istese, böyle bir değiş-tokuş için ikisinin ve partilerin rızası yeterli olur mu?"

TBMM genel sekreteri Vahit Erdem, son on yıl içerisinde değişik zamanlarda dört kez ziyaret ettiği Çin'den yeni dönmüş. Her ziyaretinde daha değişik bulduğu Çin son birkaç yıl içersinde büyük hamleler gerçekleştirmiş. "Pekin tanınmayacak duruma gelmiş; Şanghay Manhattan kadar görkemli" dedi heyecanla. Ekonomide liberal davranışının meyvelerini devşiriyor nüfusu 1,5 milyara yaklaşan Çin...

"Atatürk'ün eski bir konuşması elime geçti; orada, nüfusumuz 50 milyona ulaştığında Batı'nın Türkiye'ye değer vermeye başlayacağından söz ediyor" dedi Hasan Korkmazcan. Şu sıralarda Hüsnü Doğan ile birlikte yeni bir siyasi oluşuma vücut vermek üzere kollarını sıvayan Hasan Bey, çalışmalarının son aşamaya geldiğini anlattı. Kurulacak partide yedi-sekiz bilinen yüz dışında hep yeni kişiler ön planda olacakmış... "Bir proje partisiyle tanışacak kamuoyu" dedi...

Org. Kıvrıkoğlu, davette, Fransa'daki Le Pen başarısını değerlendirirken, "Radikalliği sınırlamak için bizde de iki turlu seçim gerek" dedi. Hüsnü Doğan'ın liderliğini yaptığı grup da iki turlu seçim sistemini savunacak; ama onların savunduğu farklı bir sistem. Hasan Korkmazcan, "İlk tura bütün partiler, ikinciye ilk turda en çok oyu almış üç parti katılacak" diye özetledi sistemi. Ancak, elenen partiler, ikinci turda desteklerini programa katkılarının sağlanması oranında verecekleri için, bunun daha uzlaşmacı hükümetler ortaya çıkaracağına inanıyorlar. Bana ilginç geldi.

Dâvete katılan yabancıların aklı Tayyip Erdoğan'ın durumu ile Türkiye'ye dönüp DTP'de politika yapmaya hazırlanan Mehmet Ali Bayar'a takılı gibiydi. Çok satan gazetelerin yansıttıklarından kuşkulu buldum konuştuğum yabancı diplomatları...

"Yazmama hakkını kullanma" kararını ilân ve Cumhurbaşkanı Sezer'in açıklamalarından RTÜK bölümünü ayıklama göz önünde tutulursa, yabancılar hiç de haksız sayılmazlar.


25 Nisan 2002
Perşembe
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED