T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Nazım Hikmet, neden Rusya'ya kaçmıştı?

Kabul edin ki, eğer gülmeyi seviyorsanız, çok uygun bir ortamda yaşıyoruz..

Ancak bir mesele var..

Çoğunluğumuz katıla katıla gülerken, birilerinin de canı çok yanıyor.. Değişen dönemlere ve esen rüzgarlara göre, canı yananlar da değişiyor..

Ama çok can yanıyor.. Bazı canlar da, söndürülüyor..

Düşünün "yaşamak" adı verilen kozmik fırsatın, ne kadar zor ele geçtiğini..

Sonsuz evrende ilahi piyango size vurmuş.. Mikrometrik bir zaman ölçüsü için, hem "insan", hem de "canlı" olmak şansını yakalamışsınız..

Ve bir de "akıl" verilmiş üstüne üstlük..

Bu aklı kullanıp, bazı şeylere karşı çıktığınız zaman, bazan çoğunluklar, bazan azınlıklar sizi yok edebiliyor, süründürebiliyor..

Türkiye benzeri toplumlar da, buna çok yatkın..

Ve bu süreç, traji-komik bir çizgide sürüp gidiyor.. Ağlamak ve gülmek fiillerinin, yüz-göz oldukları bir hayat tarzı bu..

Bir örnek, Nazım Hikmet'in 100'üncü doğum günü şenliklerinden verilebilir..

Hani, devrik padişah 2'nci Abdülhamid'in 1918'deki cenaze töreninde olanlar var ya.. Padişah'ın cenazesinde, yüzbinlerce İstanbullu gözyaşı döküyormuş.. Beyazıt Camii çevresi, insan seliyle kaplıymış..

Çünkü, 1'inci Dünya Savaşı'nın son yılında, halk yoksul, ekonomi çökmüş, yenilgi toplumu dibe vurdurmuş.. Herkes "Nerede Abdülhamid dönemi" diye söyleniyor..

Abdülhamid'i devirip, iktidarı ele geçiren İttihatçılar da, tam kadro, musalla taşının karşısında..

İmam sormuş..

-Merhumu nasıl bilirdiniz?

Cemaatle birlikte, İttihatçı bakanlar da, "İyi bilirdik" demişler..

Sadrazam Talat Paşa, duyulacak bir sesle söylenmiş..

-Madem iyi bilirdiniz merhumu.. O zaman niye devirdik onu?

Şimdi Nazım Hikmet de böyle..

İzmir Devlet Tiyatrosu'ndaki "Kuvayi Milliye Destanı"nın galasına, Muharip Gaziler Derneği üyeleri üniformalarıyla, şehit eşleri de kalpakları ile gelmişler.

Ankara Devlet Tiyatrosu'ndaki "Ben Bir İnsan" oyununu da, MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu da izlemişler..

Daha dün "Salkım Hanım'ın Taneleri"nden ötürü, sonunda bütün etnik grupları Kürt Alayları'na (veya Hamidiye Alayları) aldırmak zorunda kalan Devlet Bakanı Karakoyunlu da, yapıtı çok başarılı bulduğunu söylemiş..

Madem öyle.. Biz de Nazım Hikmet'in yaşarken çektiklerini unutup, doğumunun 100'üncü yılında, katıla katıla gülelim..

Ben Cumhuriyet'teki yıllarımda, yaşı benden en az 25-30 yıl fazla olan rahmetli ressam ve müze müdürü Elif Naci ile arkadaşlık ederdim.. O da bana, ben de ona, "Üstadım" diye hitap ederdik..

Elif Naci anlatmıştı..

1950'de Teşvikiye Camii'nde bir cenazeye gidiyor.. Orada, İsmail Cem'in babası rahmetli İhsan İpekçi, Elif Naci'ye, hapisten yeni çıkmış olan Nazım Hikmet'i tanıştırıyor..

Nazım Hikmet, o zaman genç olan Elif Naci'nin resimlerini görmek istiyor.. Cenazeden sonra, Elif Naci'nin atölyesine gidiyorlar..

Nazım Hikmet, "Nasıl.. Resimlerinizi satın alan var mı" diye sorunca, Elif Naci, pek satamadığını söylüyor..

Nazım Hikmet de, Elif Naci'ye teminat veriyor.. Diyor ki..

-Ben sizi de, resimlerinizi de pek sevdim.. Bunları satın alacak zenginlerle konuşacağım.. Ben sosyeteyi çok iyi tanırım.. Söz veriyorum.. Kısa süre içinde, resimden para kazanacaksınız..

Ayrılıyorlar..

Aradan birkaç ay geçiyor.. Elif Naci, o sırada Cumhuriyet Gazetesi'nin arşiv müdürüdür de..

Bir gün Cumhuriyet'in rahmetli yazı işleri müdürü Cevat Fehmi Başkut, Elif Naci'yi çağırıyor..

-Bana Nazım Hikmet fotoğraflarının bulunduğu zarfı getirin, diyor..

Elif Naci "neden" diye sorunca, Cevat Fehmi Bey, cevap veriyor..

-Nazım Hikmet Rusya'ya kaçtı.. Haberi manşet yapıyoruz..

Bunu duyan Elif Naci perişan,

-Eyvah.. Benim resimlerimi satmak için uğraştı.. Başaramayınca da, mahçubiyetinden Rusya'ya kaçtı, diyor..

Bunları dinlemiş, hep birlikte gülmüştük..

ŞAKA

Yanındayız!..

ABD Başkanı Bush'un gırtlağına kaçıp, az kalsın ölümüne sebep olabilecek "Pretzel Krakeri Saldırısı"ndan sonra, Ecevit açıklamış..

-Türkiye, Pretzel tehdidine karşı Amerika'nın yanındadır, demiş..

Bush da, İMF ve Dünya Bankası'na talimat vermiş..

-Bu zor anımızda yanımızda duran Türkiye'ye, sadece para vermeyin.. Bu yetmez. Onlara, Kemal Derviş gibi 3-4 tane daha bakan gönderin!..

ELEKTRONİK SANSÜR

Star açılıyor, Açık Radyo kapanıyor!..

Onbeş gündür televizyonu açtığım zaman, içimde birşeyler sızlıyor.. Onbeş gündür "Star" kapalıydı..

Bir ulusal kanalın 15 gün kapatılmasının ne anlama geldiğini, yayıncılar en iyi anlar..

Sonunda "Star" açıldı.. Ve dün de "Açık Radyo", 15 günlüğüne kapatıldı..

Geçen yıl Malatya'da bir yerel kanal, üç ay kapatılmıştı..

Böyle Türkiye'de illeri dolaştığınız zaman, sık sık karartılmış ekranlara rastlarsınız..

Ve susturulmuş radyoların cızırtısı gelir hoparlörlerden..

Ne diyebiliriz ki?..

Elbet, yasaları çiğnemenin, özel hayatları teşhir etmenin, iftiranın, hakaretin bir müeyyidesi olmalıdır..

Ama bu, "sansür" olabilir mi?

Bir yabancı konuğum, geçen hafta "Star" ekranında yazılı olan "Kapalıyız"ı görünce sordu..

-Bu bir deneme yayını mı, dedi..

Ben güldüm..

-Evet.. Biz 100 yıldır demokrasiyi deniyoruz, dedim..


17 Ocak 2002
Perşembe
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED