|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Atılan her adımda "siyaset" biraz daha dışlanıyor sistemden. Siyasetin zihinsel "enstrümanları" ve "pratikleri" ile çözülebilecek sorunlar kronikleşiyor, ama buna karşılık siyaseti işlevselleştirme yönünde hiçbir arayış yok. Siyaseti "işlevselleştirme" yerine, "araçsallaştırma" çabaları ise son hızla devam ediyor. Görünürde "siyaset"e ait olan saha, kademe kademe "idare"ye devrediliyor.. Siyaset kurumunun bütün reflekslerini kötürümleştiren süreç keskinleşerek devam ediyor. Siyasetin devre dışında kalma hali azamileştiriliyor. Siyasete ihtiyaç duymadan yönetilebilen bir ülkenin nasıl olabileceğine dair mikro laboratuvar çalışmaları, ülke yönetiminin hemen hemen her eksenine nüfuz etmiş durumda… Böyle bir ülkenin Başbakan'ı olarak çıktı ABD gezisine Ecevit. Gezi başlamadan yaratılan hava, hiçbir yüzleşme gereği duyulmadan aynen devam ediyor. 11 Eylül'ün yarattığı havanın Türkiye'ye getirisinin "sıcak para" olacağı beklentisi ile kurgulanan bir "dış gezi" var karşımızda. Düne kadar böylesi gezilerde demokrasisinin standartları konusunda bir soru-cevap gerginliği içinde hareket eden Türkiye, bu sefer jeo-politik konumunun bazı soruları ertelemiş olmasının sahte rahatlığı ile hareket ediyor. Oysa, jeo-politik konuma dayanan bir siyasi pazarlık gücü, tek başına kaldığı zaman, "mirasyedilik"ten farksız hale geliyor. Öteden beri Türkiye, demokrasisinin eksiklikleri ve siyaset standartlarının düşüklüğü karşısında, jeo-politik konumunun üstünlüğünü öne çıkarmıştır. Bu sebeple de sürekli olarak demokrasi ve siyaset eksenindeki zaaflarını "örtbas" etmenin bir gerekçesi olarak kullanmıştır jeo-politik konumunu. Hatta bunu neredeyse "modelleştiren" bir tutum izlemiştir. Bu "model"in ülkeyi getirip bıraktığı nokta, son ekonomik krizle kendini ifade etti. Ve neticede ülke, IMF'in aktif kontrolü olmasa yönetilemez hale geldi. Siyasetsizleşme ile ortaya çıkan durum, ülkenin kendine ait bir siyasetinin kalmaması, buna karşılık başka siyasetlerin şemsiyesi altında şekillenen ekonomik programın uygulanmasına muhtaç olması olarak "düğümlendi". 11 Eylül ise bu düğümü, Türkiye'nin jeo-politik konumu sebebiyle "gevşeten" bir dizi gelişmeyi doğurdu. Konjonktür, Türkiye için geçici bir rahatlamayı finanse ediyor şimdi. "Siyaset"in yerine "idare"nin ikame edilmesiyle ortaya çıkan ekonomik "iflas", demokrasinin standartlarını yükselten ve böylelikle ekonomik krizi doğuran yönetim krizini gidererek değil, jeo-politiğin bir başka şekilde revaç bulmasıyla şimdilik "durduruldu". Ecevit'in gidişi, jeo-politiği sıcak paraya çevirme arayışı olarak konumlanıyor. Türkiye sağlam bir "siyasi mekan"a sahip olduğu için veya güçlü bir demokrasiyi kurduğu için değil, jeo-politiğin mirasını yeniden sıcak paraya çevirme imkanı yakaladığını zannettiği için elini güçlü zannediyor. Oysa eldeki kozun kısa vadeli ve son derece "kırılgan" bir karakterde olduğunu en çok gidilen ABD'dekiler biliyor…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |