|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bülent Ecevit'in Amerika gezisi gazetelerin içlerini karıştırdı. Madem ki gazeteciniz sizler nâmına geziyi izliyor, o halde gazetecinizin meslektaşlarına da bir hizmeti dokunmalı. İşte onlara uzaklardan duyurum: Sizin geride "Onlar niçin orada da biz hâlâ buradayız" diye kendinizi paralamanızın bir anlamı bulunmuyor; Washington'a gelen gazeteciler arkalarından yapılan konuşmaları, yazılan yazıları iplemiyorlar... Sabah gazetesi, "Bülent Ecevit'in ABD gezisi böyle izlenir" diye gerçekten kıskandıran bir manzarayla çıktı ilk gün. Zafer Mutlu başta olmak üzere dokuz yönetici ve yazara ek olarak Sabah'ın Washington muhabirinin fotoğrafları sadece Sabah'ın Washington'a gidemeyen mensuplarını kızdırdı. Diğer gazeteler niye kızsın, onlar da kalabalık kadrolarla buradalar. Ruhat Mengi, köşesinden, "Gidecekleri kim seçti?" diye sorup "Bazıları iki kelime İngilizce bilmez" tespitinde bulundu. Selahattin Duman bile, o bildik üslubuyla, giden arkadaşlarına dokundurmadan edemedi. Ben ise, homurtuları duydukça gülmekten kendimi alamadım... Gülmemin sebebi şu: Washington'da ilk karşı karşıya gelişimizde, Zafer Mutlu, "Kimbilir ne senaryolar çıkartırsın" diye bana takılmıştı. Geride bıraktığı dostları bana bırakmadan kendi senaryolarını yazdılar. Sabah'ın hali ünlü 'Gemide isyan' filmini andırıyor... Buraya kalabalık kadrolarla gelenler bir yönüyle haklılar; yayılan haberlerden, başbakanın ABD gezisinin çok yönlü izlemeyi gerektirecek bir yoğunlukta geçeceği sanılıyordu. Önceki geziler gibi sabahın köründe başlayacak temaslar akşama kadar sürecek, her gece bir yerlerde verilen dâvetlere katılmayla devam edecekti... Oysa gerçek çok farklı çıktı: Başbakanın gezi programı sabah 11.00'de başlıyor ve akşam 18.00'de sona eriyor. O saatten sonra heyet istirahata çekiliyor... Böyle gezilerde âdet olan büyükelçilikte dâvet bile yok programda; araştırdım, "Başbakan istememiş" dediler... Türkiye'den gelenlere, bazen açıkça bazen de 'ima' yollu, "Ama siz de insan hakları ihlâllerinden vazgeçin" veya "Bizden para istiyorsanız, siz de uçkurunuzu toplamak zorundasınız" türü lâflar edilir ya, bu defa kimse en küçük bir eleştiride bile bulunmuyor. Başbakan memnun, bu durum hatırlatıldığında, "Bize güveniyorlar" demekten hoşlanıyor. Oysa, bir Amerikalı diplomat dostum, "Ecevit'in bu tür eleştirileri durduran kırıldı kırılacak bir görüntüsü var, kimse sağlığını bozacak bir cümle sarf etmek istemiyor" dedi kulağıma... Ecevit bu bakımdan şanslı. Madem burada uyarı görevimi yapıyorum, bir uyarım da geziyi raporlarıyla değerlendirecek devlet görevlilerine: Ecevit'in karşısında bin dereden su getirerek konuşan Amerikalılar, gezinin bu yüzden 'çok parlak' geçtiği tarzında medyaya yansımasından rahatsızlar... Biri, "İçeride, satır aralarında önemli mesajlar verildi; sizinkiler kaçırmış galiba" dedi. Dick Cheney ince bir üslupla epey şey söylemiş... ABD başkan yardımcısı Dick Cheney 11 Eylül'den sonra kayıplara karışmış, pek ortalıkta görünmüyordu. Teröre muhatap olunursa, hiç değilse biri sağ kalsın diye, Bush ile yardımcısı aynı binada tutulmuyorlardı. Bu bilgiye sahip olduğum için, Ecevit-Cheney görüşmesinin sığınakta mı cereyan ettiğini merak ettim; "Yok hayır, Beyaz Saray'ın batı kanadında" dediler... 11 Eylül kaygıları yavaş yavaş arkada kalıyor galiba... Amerikalılar, heyette çok sayıda işadamının bulunmasından da şaşkınlar. Aralarında TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu ile oda başkanları, TÜSİAD'ın öndegelenleri ve Türk-Amerikan İşadamları Konseyi yöneticileri de bulunan işadamları 'Monarch Oteli'nde kalıyorlar. Bir tanıdık, "Kapısına kilit vurmak üzereydi otel; bizim işadamları sayesinde biraz nefes alma imkânı doğdu" dedi. 150'ye yakın sanayici ve ihracatçı Ecevit'in gezisine katılıyor... Kaldığı Ritz Carlton Oteli'nin şömineli salonunda sohbet ederken, Ecevit'e, "İşadamları geziye bayağı rağbet gösterdi, çok kalabalıklar; bâri beklentileri istikametinde gelişmeler oluyor mu?" diye sordum. Ecevit, "Evet, elli kadar işadamıyla birlikteyiz, sağolsunlar, gönüllü olarak geziye katılıp bize destek vermek istediler" demez mi? Bu söz alış-verişimiz ağızdan ağıza dolaşarak işadamlarının kulağına kadar gitti. Biri, "Ne gönüllüsü" diye parladı; günler önce, başbakanlıktan, "Katılmak ister misiniz?" diye sorulmuş... Bir başkası, "Geziye başlamadan önce bizimle toplantı yaptı başbakan, dâvetine olumlu cevap verdiğimiz için teşekkür etti" dedi... Durumu yorumlamamı isteyen bir yöneticiye, "Sizlerin taleplerinizi karşı tarafa aktarabilecek bir zemin bulunamamış olmalı" dedim; bu sebeple, Ecevit, işadamlarının varlığını 'iş tâkibi'nden 'gönüllü destekçi'ye değiştiriverdi. Türkiye'ye reyting veren kuruluşlar da öyle yapar ya... Gezide heyecan verici bir unsur henüz keşfedilmediği için kalabalık gruplar halinde buraya gelen meslektaşlar zor durumdalar. Kulaklar ne kadar açılırsa açılsın iki-üç diplomatik cümle dışında duyulabilecek bir şey yok. Irak yok, Kıbrıs yok, yakında, "Bu nasıl gezi?" diye bağıranlar çıkabilir aramızdan... Milli maç izler gibi Washington'da temsil edilen gazetelerde ihmale uğradıklarını düşünen meslektaşlar bana inansınlar: Buraya gelmemekle bir şey kaybetmiş değiller...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |