T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Kıraathane terapisi

İstanbul'un fethinden bu yana hem teşvik edilen, hem de yasaklanan göç, Türk insanı için eski ve oldukça tanıdık bir olgu. Göçerlerin göçtükleri yerlere uyumunda ise terapi merkezleri gibi işlev gören kahvehanelerin rolü umulandan çok daha büyük...

Göç günümüzde de kenti hızla dönüştüren en önemli unsur olmayı devam ettiriyor. Osmanlı döneminde özellikle İstanbul'un fethinden sonra göç konusunda titizlikle durulmuş, bazen İstanbul'a göç teşvik edilmiş, bazen de yasaklanmıştır. Araştırmacılara göre Devlet-i Aliye göç ve iskan işlerini koordine etsin diye "İskanı Muhacirin" Komisyonu kuruyor. Böylece göçle gelen insanları nereye yerleştireceğini belirleyerek, onları şehre intibak ettirmek için yoğun çaba gösteriyor. Ayrıca Bab-ı Ali de "Derbentler" oluşturarak da göç edenlerin etrafa zarar vermelerini önlemeye çalışıyor.

Cumhuriyet döneminde ise Demokrat Parti iktidarının sağladığı özgürlük ortamı sayesinde ilk büyük göç hareketleri yaşanmaya başladı. Bu göçlerle yaklaşık 10 milyon insan İstanbul'a akın etti. Göçle gelenler, adeta bir uç beyi veya öncü kuvvet olarak önceden gelen hemşehrilerinin bilgi ve tecrübelerinden faydalandılar. Bunun içinde en uygun merkezler hemşehri kahvehaneleriydi. Kahvehaneler, memleketinden göç eden insanlar için bir intibak merkezi olarak günümüzde de varlığını sürdürüyor. Hemşehri kahvehaneleri, görünmeyen bir sivil toplum örgütü olarak çalışıyor.

Meslek öbekli kahvehaneler

Tabiat boşluktan hoşlanmıyor. Eğer İş ve İşçi Bulma Kurumu'nuz yoksa onun yerini hemen bir kurum fahri olarak bu işi üstleniyor. Hemşehri öbeklenmesini sağlayan bu kahvehaneler, fayansçı, cilacı, fırıncı, kebapçı ve daha birçok meslek grubundan insanın müşterisiyle buluşma yerleri. Bir boyacıya yahut bir ameleye ihtiyacı olanlar da bu kahvehanelere geliyorlar.

Aksaray'da Diyarbakırlı Mehmet Ali Esmer'in Urfalı ortağı ile açtığı kahvehanesine Antepli, Diyarbakırlı, Mardinli hemşehrileri takılıyor ve hem şehre intibak edip hem de iş imkanı buluyorlar. Buraya genellikle fırıncılar ve kebapçılar takılıyor. Yine Horhor Caddesi'nde, Sivas Zaralı Kemal Yılmaz'ın kahvehanesi de hemşehri dayanışmasının en iyi örneklerinden biri olarak ocağını tüttürüyor. Kahvehane sahibi Yılmaz'ın verdiği bilgilere göre burası uzun yıllar köy dernek merkezi olarak da faaliyet göstermiş. Gelen mektuplar, emanetler, yolcular ilkin buraya, daha sonra da gideceği yerlere gidermiş.

Asırlık kahvehane hâlâ ayakta

Fatih At Pazarı'nda yaklaşık bir asırdır müşterilerine hizmet veren bir kahve, hemşehri kahvehanesinin en ilginç ve eski örneklerinden biri. İki katlı şirin binası ile varlığını sürdüren bir kahve en eski hemşehri kahvesi olarak biliniyor.

1910 yılında Erzincan Eğin'den gelen Mehmet Sönmez'in babası burayı Acemler'den satın almış. Günümüzde hâlâ müşterilerine hizmet veriyor. İlginçtir, kahvehane o zamandan bugüne kadar, hiçbir unsurunu değiştirmiyor. Sandalyeler, ocak, eski bir radyo aynen varlığını sürdürüyor. Kahvehanenin bir özelliği de meşhur limonatası. Bu limonata, portakalla karışık yapıldığı için çok büyük ilgi görüyor. Mehmet Sönmez'in söylediğine göre, İstanbul'da böyle limonata yapan yok. Sönmez Kardeşler yıllarca Eğin, bugünkü ismi Kemaliye olan ilçeden ve kendi köylerinden gelen birçok insana yardımcı oluyorlar. İçişleri eski bakanlarından Sadettin Tantan ve karikatürist Hasan Kaçan ve birçok isim kahvehanenin, ziyaretçileri arasında yer alıyor.

Kahvehanelerden kıraathanelere

Kahvehanelerin sürekli bir dedikodu ve atalet merkezi olduğu söyleniyor. Bu konuyla ilgili araştırmacı Müjgan Üçer, kahvehanelerin toplumun sohbet ihtiyacınından doğduğunu söylüyor.

Tarihçi İlber Ortaylı da kahvehanelerde yapılan sohbetlerin, hasbihalin, ciddi bir terapi merkezi olduğunu ve toplumda çok önemli bir boşluğu doldurduğunu belirtiyor.

Ancak Müjgan Üçer, Kanuni Sultan Süleyman'ın kahvehanelerin bir dedikodu üretim merkezine dönüştüğünü farkederek kendi döneminde bazı düzenlemeler yaptığını belirtiyor.

Dönemin cihan imparatoru, yetkililerden halkın anlayacağı dilde, edebiyat, dil ve tarih okumaları yapılmasını istiyor. Kanuni'nin uygulaması, 1988 yılında Devlet Bakanı Cemil Çiçek tarafından tekrar gündeme getiriliyor ve DPT ile ortaklaşa hazırlanan bir proje kapsamından yürürlüğe konuyor. Uygulama büyük ilgi görüyor ve yaklaşık 8 bin taşra kahvesinde bir "okuma köşesi" açılıyor.

 
Felsefe-bilim dergisi KUTADGUBİLİG
Ocak 2002 sonunda yayımlanan felsefe ve bilim araştırmaları dergisi Kutadgubilig, şimdiye kadar Türkiye'de yapılamamış bulunan ciddî ve kapsamlı bir kültür, araştırma ve medeniyet hareketi başlatmak üzere ortaya ve fikir âlemine bir proje sevketmiş bulunmaktadır.
ICED TEAR: BUZDAN GÖZYAŞI
Yeni Şafak gazetesi muhabirlerinden Ferhat Ünlü'nün "Buzdan Gözyaşı" adlı ilk polisiye romanı yayımlandı. Türkiye'de yaşayan Amerikalı bir yazarın Eyüp Mezarlığı'nda ortadan kaybolmasıyla başlayan esrarengiz olaylar zincirini konu edinen roman okuru, olayı çözmek için görevlendirilen bir MİT görevlisi ve CIA ajanıyla birlikte olan biteni anlamak için karmaşık bir labirentin koridorlarında nefes kesen bir tempoyla dolaştırıyor. Genç yazarın daha önce "Susurluk Gümrüğü" (Birey Yayınları), "Eymür'ün Aynası" (Metis Yayınları), "Saadettin Tantan / Bir Savaş Öyküsü" (Metis Yayınları) adıyla yayınlanmış üç kitabı daha bulunuyor. Bakış Kitaplığı / Tel: 0 212 512 77 38
PETROL DİYARINDA AŞK..
Mısırlı ünlü feminist yazar Neval el-Saadavi, Kahire Saçlarımı Geri Ver'den sonra ikinci romanıyla Türk okurların karşısına çıkıyor. Yazar "Petrol Diyarında Aşk" adlı bu romanında da yine ataerkil düzenlerde kadının konumunu inceliyor. Romanda bir kadın iz bırakmadan ortadan kaybolur. Onunla ilgili soruşturmayı yürüten sorgu amiri durumu inceler: Bu kadın bir isyankar mıdır, yoksa bir günahkar mı? Hiç kimse bir kadının, ardında bir ev ve bir koca bırakarak yürüyüp gitmesini anlayamaz. Burası Kral Hazretleri'nin petrol krallığıdır çünkü. Ve hiçbir kadın, elini kolunu sallayarak çekip gitme özgürlüğüne sahip değildir. Everest Yayınları / Tel: 0 212 513 34 20
İKİZ KULELER'İN FİLMİ GELİYOR
Hollywood'un ünlü çifti Tim Robbins ve Susan Sarandon 11 Eylül saldırılarını konu alan bir film hazırlığı içinde. İkiz Kuleler ile ilgili yapılması planlanan üç proje var. Bunlardan ilki Rescorla projesi. 23 yaşında Amerika'ya yerleşen Rescorla, Vietnam savaşı sırasında Amerikan ordusuna katılmış, bir süre sonra da gösterdiği kahramanlıkların konu edildiği bir kitap yazılmış. Savaş alanlarının efsanesi şimdi de İkiz Kuleler'in efsanesi olarak bir filme konu oluyor. Güvenlik ekibinin başı olan Rescorla, 1993 yılında kulelerin birinde bomba bulunması üzerine binada bulunan kişilerin tahliyesine başlamış ve binadan son çıkacak kişi kendi olduğu için görevi başında ölmüştü. Filme kısa sürede başlanması bekleniyor.
17 Şubat 2002
Pazar
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED