|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
14 Şubat'tan üç gün sonra "Sevgililer Günü" yazısı yazmak, biraz gecikmiş bir uğraş olacak ama yazmadan da geçemezdim. Çünkü ben, elinden bir günü çalınmış masum ve mazlum bir zamanın ilk durağı olan şubat ayında, hayatın, şehirlerin, aşkın ve bütün yaban çiçeklerinin hep bir "ertesi" günü olduğuna inanırım. "Aşkın ertesi günü" olmazsa üzülürüm... Nedense şubat aylarında hep eksilerek yaşıyormuş gibi bir hisse kapılırım çoğu zaman... Belki de bu ayın hayatımıza yansıyan yüzünde hep hüzün ve yas var. Tıpkı Boris Parternak'ın şiirinde olduğu gibi: "Şubat al mürekkebi, ağla/ şubatı yazarken hıçkır/.. Acaba bütün şubatlar, Valentine'nin hayatında olduğu gibi ölümle yazılan bir alınyazısı mıdır, yoksa anlık bir beyazlık mı? Belki de aşkın beyaz bir ıssızlıkla örtülüp aklanması... Bazı okurların, "Valentine nereden bizim oluyormuş..." dediklerini duyar gibiyim. Evet, gerçekten bu Valentine nereden bizim oluyor? Valentine, MS. 270 yıllarında Hazreti İsa'nın dinini yaymak için putperest dünyaya karşı büyük bir mücadele verdiği dönemde yaşamış "tevhid inancı"na sahip iyi bir "inanç eri..." Roma İmparatoru 2. Claudius'un evlenmeleri yasakladığı bir dönemde Valentine yasağa rağmen, gizlice gençleri nikahlayıp evlendiriyor. Durumu öğrenen imparator, Valentine'yi hapse attırır ve sopa ile döverek öldürtür. Burada bir noktanın altını çizmekte yarar var. İmparator Claudius ölüm emrini vermeden önce Valentine'ye haber gönderir ve "eğer Hazreti İsa'nın tevhid inancını bırakıp putperestliği kabul ederse" kendisini affedeceğini bildirir. Ama Valentine kabul etmez.... Yani Valentine bizdendir... Kaldı ki, "aşk" zaten bizim... Siz hiç, Fuzulî ya da Şeyh Galip'in şiirinde yükseklerde dolaşan "aşkın halleri"ni kavrayabilecek Batılı bir zihin yapısını tasavvur edebilir misiniz? Örneğin Fuzulî'nin, "Hayâliyle tesellidir gönül meyl-i visâl etmez/ Gönülden taşra bir yâr olduğun âşık hayâl etmez" gazelinde insan adeta "melek burcu"nda aşkın finalinde gibidir... Dahası, aşkın tehlikeli ve ızdıraplı yolculuğunu göze alarak "diyar-ı kalbe" gitmeyi kaç Batılı göze alabilir? Yani Şeyh Galip'in, "Durma sefer et diyar-ı kalbe/ Can baş ko, rehgüzar-ı kalbe/ Ol şehrde kimya olurmuş/ Yolda beli çok bela olurmuş" dizeleriyle başlayan bir yolculukta "belalar"a ortak olmaya kim cesaret edebilir? İşte bu yüzden aşk da, Valentine de her zaman bizim... Elbette, Hristiyan dünyanın 14 şubat'ı bizimle aynı hassasiyetlerden kaynaklanan bir anlayışla kutladığını söyleyemeyiz. Sadece sevgilileri birleştiren özelliği, yüzyıllar içinde toplumsal bir gelenek haline dönüşmüştür. Doğrusu, gerek "kökler"i, gerekse "sevgi"nin gönülleri aydınlatan özelliği itibariyle hiç de kötü bir gelenek değil... Ancak bugün, "Sevgililer Günü"nün kapitalizmin "tüketim çılgınlığı"nın bir parçası haline dönüştürüldüğünü de belirtmek gerekiyor. Aşk, "Sevgililer Günü"nde bizi boşuna bekliyor. Çünkü biz yorgun ve yalnızız... Çünkü, yalandan seviyor herkes birbirini... Şubat'ta yalandan yağıyor yağmur. Aşk da, umut da hep yalandan...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |