T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Anadolu insanı balık istemekten bıktı artık balık tutmak istiyor

Bir siyasi parti, ister iktidarda isterse de muhalefette olsun, uzun ömürlü olmak istiyorsa, yönettiği ya da yönetimine aday olduğu toplumun "Merkez" değerlerini iyi bilmek zorundadır. Çünkü bir ülkenin geleceğinde toplumun "Merkezi"nde yer alan sessiz ama güçlü çoğunluğun vazgeçilmez bir yeri vardır.

Kamuoyu araştırmaları AK Parti'nin kurulalı altı ay olmasına rağmen Türk toplumunun "Merkez"ine yerleştiğini gösteriyor. Geçen hafta içinde parti, Dr. Alaattin Büyükkaya başkanlığında kurulan, tamamına yakını yurt içi ya da dışında üniversite eğitimi almış İstanbul il örgütünü basına tanıttı.

Genel Başkan Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada Amerika gezisiyle ilgili izlenimlerini anlatırken, "Anadolu insanı'nın artık Batı'dan balık beklemediğini, ancak balık tutmada ustalaşmak için pazarlarını Türkiye'ye açmalarını istediğinin" üzerinde önemle durdu. Çünkü Türkiye Batı'dan borç alarak, üretim gücünü büyütemeyeceği gibi, Avrupa ve Amerika pazarlarına da açılamaz.

Hepsi iyi eğitim almış, misyon sahibi AK Parti'nin başta İstanbul olmak üzere bütün Anadolu örgütü gösteriyor ki, önümüzdeki yıllarda Türkiye'de politik söylem büyük ölçüde değişecek. Siyasi parti kadrolarının eğitim seviyesi yükseldikçe, politika kamu kaynaklarını yağmalama yarışından, ülke kaynaklarını değerlendirme yarışına dönüşecektir.

Değişik etnik kökenlerden gelen Anadolu insanı'nın dünya pazarlarına açacak siyasi partilerin, Özal'ı tekrarlamadan, ondan daha ileri, daha kapsamlı ve daha zengin ekonomik, sosyal ve kültürel açılımların öncüleri olmaları gerekir. İktidar partilerinin Özal'dan rövanş alırcasına yeniden Türk toplumunun elini ve kolunu bağlamaya kalkışmaları, Türkiye'yi büyük bir patlamanın eşiğine getirdi.

Parti'nin İstanbul örgütünde neredeyse bütün Anadolu illeri temsil ediliyor. Aslında İstanbul, Türk dünyasının değişik ülkelerinden gelmiş ailelerin oluşturduğu "Küçük Bir Anadolu"dur. Bu yüzden, Anadolu'nun kalbi İstanbul'dur. İstanbul'da güçlü olan bir kuruluş, ister siyasi isterse ticari olsun, bütün Türkiye'de güçlü olur. İstanbul Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve kültürel yapısının beklemiğini oluşturur.

Ankara Türkiye'nin seküler yüzünü temsil ederse, İstanbul da kültürel yüzünü temsil eder. İstanbul'suz bir Ankara çok yoksul kalır. İstanbul balık tutmasını bilenlerin, Ankara ise, balık istemesini sevenlerin şehridir. Bu yüzden dünya başkentleri arasında Ankara'nın önemli bir yeri yoktur. Çünkü dünyanın her yerinde el açanlar değil, el açılanlar saygı görür.

Türkiye'de olduğu gibi, bütün dünyada balık tutmasını bilenlerle, bilmeyenler ekonomik alanda olduğu kadar siyasi alanda da çatışıyor. Ankara'nın "el açan" taraftan "el açılan" tarafa geçebilmesi için, politikada yeni bir söylem geliştirmesi gerekir.

Siyasi partiler "Merkez"in değerlerine savaş açarak, seçmen tabanlarını koruyamazlar. Hangi parti "Merkez"e meydan okursa, "Merkez"in dışında kalır.  "Merkez"de İstanbul, İstanbul'da da Anadolu vardır. Kimse marjinal kesimlerin medya mikrofonlarıyla yükseltilen sesini, genellikle seçimlerde konuşan "Merkez"in sesi sanmasın.

Türkiye ve dünyadaki gelişmeler, bütün kurum ve kuruluşları, "Merkez"deki "Anadolu insanı"nın değerleri doğrultusunda yeniden yapılanmaya zorluyor.

"Merkez"den uzak olan Anadolu'dan uzak olur.
Anadolu'suz hiçbir kurum ve kuruluş ayakta kalamaz.


17 Şubat 2002
Pazar
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED