|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Demokrasi; çoğunluğun iktidarında, azınlığın haklarının korunması gibi bir yönetim biçimi olduğu gibi; azınlığın iktidarında da çoğunluğun haklarına riayet edilmesi şeklinde de ifade edilebilir. Fakat, bu durum, teoride olan bir tutum ve izah tarzıdır. Tatbikatta ise, öyle değil! Hele yönetim ve demokratikleşmede bizim gibi inişli-çıkışlı bir rota çizen ülkelerde her şey, "mutlu bir azınlık" tarafından estirilen hava, hangi vadilerde seyr ederse, oralarda "şerefe!" kaldırılan kadehler kadar, demokratik ses ve naralar bir mana ifade eder! Masabaşı yayıncığı yapan ve spekülatif kokuları ile ünlü birtakım yazarların oluşturduğu "kanal"da, AK-Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan'la bir "basın kulübü" sohbeti oluşturuldu. Orada bizim izlediğimiz kadarı çok önemli ülke meseleleri tartışıldı, amma bir "içkiyi gerekirse halka götürür, ondan sonra kamusal alanlarda içilip içilmeyeceğine karar veririm" yolundaki sözleri, Sayın Erdoğan'ın birden bire, "kadehci medya"nın bir numaralı hedefi haline gelmesine sebeb oldu! Demek ki bu adamların içki ve gece âlemlerinden başka bir sorunları yok!.. İlle de"kamusal alanda içki âlemleri" gerekli imiş!.. Ehh, ondan sonra versin ABD ve AB kredi, bizim "beyler ile müflise leydiler", köşk ve villa ile yalılarda gelsin yalaka âlemleri!.. Tabii ki işin dinî tarafı bir yana!.. "Bir kısım medya"nın derdi, Başkan'ın ağzından, Kur'an'ın içki ile ilgili hükmü ile, İslam Peygamberi'nin "içki bütün kötülüklerin anasıdır" yüce sözünü almak ve ondan sonra: "Bakın, hiç değişmedi, hâlâ tutucu ve gerici!" diyerek, etrafı velveleye vermek gibi bir "desise" peşinde koştular!.. Hem de Anayasa'nın 58. maddesinin amir hükmü ortada iken... Bütün bunlar, kafa çekmek, herkesi kendileri gibi, yarı ayık-dumanlı serzerde yapmak için, her türlü sosyal ve ahlakî değeri yerle bir etmekte, önce tabak kırar, sonra da tanga giyip, tango yaparak, sallanıp durur, "enteller"dir... Edebi, edebsizden öğrenmenin yolu, zıtların oluşturduğu toplamlarda yaşamaktan geçer. Öyle ise, içki içilmez, kadeh tokuşturulmaz, "millî içki" rakının adından bahs edilmez, her türlü dış ilişkili içki ve"mükeyyefat"tan iz bırakılmazsa, o toplum, "hareketsiz" bir toplumdur. Fakat, birtakım yasakları koyup, içki içenleri de "rahatsız" etmeye kimsenin hakkı yoktur. İslam toplumunda, içki yasağı sürdüğü müddet içinde yine içenler olmuş, her dönemde, birtakım müeyyideler uygulanmıştır! Fakat, içenler ile içmeyenlerin birbirine bir "saygı alanı" oluştuğunu kimse inkar edemez. Biri ötekinin alanına "tecavüz" ettiğinde, öteki, "hak arama" yöntemine baş vurmaktan geri kalmamıştır. Öyle ki, bir ülkede, ne kadar sarhoş ve ayyaş çoğunluk sağlar görülürse, o zaman arada "Bekrî Mustafa"lar, "mihraba" geçerler. Veya, köprü altlarında, şehrin sahillerinde "gece âlemleri" ile saz meclisleri düzenleyip, keyfince eğlenmiş oldukları zamanlar çok gerilerde de kalmış değildir! Amma, 16 ve 17. asırlarda olduğu gibi de "Galata Voyvodası"na veya "Kasımpaşa kadısına hüküm ki!" diye başlayan "içki yasağı" gibi yöntemlere de kimse başvuramaz! Fakat, ülkenin bunca iç sorunu varken ve memur-işçi, 45 dolarla geçinmek gibi bir "hacalet"e mahkûm edilmişken, bütün dertler bitmiş, İMF kredisi hortumlanmış bir ülkede, ille de disko, taverna, bar ve pavyonlar ile restoranlarda olduğu kadar, halka açık, bir avuç insanın gidip ağız tadı ile yemek yiyip, dostları ile bir sabah kahvaltısı yapacağı "köşk" ve"kasır"larda da mı viskiciler, Bordo-şarapçıları, rakıcılar ve ayyaşlar "virüs" gibi sızmış olsunlar, bunu mu istiyorlar? Halbuki, İstanbul'un en mutena ve denizle "leba leb" bir hale gelmiş lokanta ve eğlence yerleri tümüyle içkilidir ve eğlenceler sabahlara kadar sürüp gider! Ki bu yerler, büyük bir vergi de öderler! Hele, halkın gidip, yemek yeyip, dinlendiği köşk ve kasırlarda -ki bir elin parmaklarını geçmezler- bir ailenin yiyeceği yemeğin, ödeyeceği ücretin fiyatının iki mislisini, bir kişi, içkili yerlerde, sadece garsonlara ve bidagerdlere ödeyecek bir "bonkör"lükle hareket ederler! Bir kerre, bir toplum kokuşmuşsa ve her yer, bir sürü ipsiz-sapsız adamlar tarafından istila edilmişse, ahlak ve iffet timsali kişi ve aileler, en sağlıklı dinlenme ve eğlenme alanı olarak, seçtiklerinin yaptığı sosyal alanların, toplumsal değerler mahşerinde, eğlenip, stres atmak kadar keyif verici bir tavır ve hakları olamaz!.. Onun için biz diyoruz ki, halkımız en iyisini bilir! Hatta, içip içip kızanların ağızlarından düşürmedikleri Kayahan'ın şarkılarının eşliğinde, sefaletin pençesinde yuvarlanıp duranlar da, "Aman başkan yerel yönetimlerde seni gördük, gel, gel de bir de genel yönetimde kendini isbatla, biz de kurtulmuş olalım!" diyorlar!.. Bu ülkede, bir işçi veya memurun "asgari ücreti" kadar bir "içki şişesi" ile, gümrüklerde ödeme yapıp, "duhuliye"ye sızanlar oldukça, bu yaygara, sürüp gider!.. Amma ne yaygara değil mi? Siz bir de "biralar"ın savaşını görün!.. Maçlarda, eline bir bira kutu ve şişesi geçiren, ya hakeme veya karşı takımın başkanına fırlattığında, o zaman siz görün gümbürtüyü!.. Stella Artois, Pilsen'e; Carlsberg, Tuborg'a karşı vereceği "kamusal alan savaşı"na şimdiden hazırlanın! Hem de içip içip keyiflenin!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |