|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Medeni toplumlar, iptidai ihtiyaç ve problemlerini aşmış; zihni, fikri ve sanat alanlarında toplumlara yeni bir şeyler katma noktasına ulaşma niteliğini yakalamış sosyal gruplardır. Biraz daha açık ifade ile, insan varlığının değerli kabul edilmesi, medeni oluşumların belki de en büyük göstergesi sayılabilir. Dolayısiyle, toplum sınıflamalarında önemli bir gösterge olan maddi ve sosyal seviyelerin tesbiti, kültürel ve medeni yapıların da gelişme derecelerini araştırmacılara verebilmektedir. Türkiye'yi böyle bir mantıktan izah etmeye kalkıştığımızda, ciddi zorluklarla karşılaşabiliyoruz. Çünkü, bir yanıyla medeni, diğer yanıyla da ilkel özelliklerin varlığı sözkonusu olmaktadır. Teknoloji, ulaşım ve hayat standartları, yakın kriz dönemine kadar oldukça iyi olan ülkemizde, gelişmiş ülkelerin insanları, çağdaş bir toplumla karşılaştıklarını rahatlıkla ifade etmektedirler. Ama; fikir ve inanç hürriyeti, teşebbüs ve sosyal itibar noktasında, insanımızın çilesi; bazen ilkel toplumlarınkine eş bir nitelik göstermektedir. Bu durum da, ister istemez; medenilik seviyemizin tartışılır bir noktaya gelmesine yol açmaktadır. Aslında, ekonomik, ulaşım ve yaşama standartları; tabii olarak, idraklerin gelişmesi ve insanca bir yaşama felsefesinin arkasından gelmesi gereken özellikler olurken, bizde; her nasılsa, insanı alandaki daralmalara rağmen, toplumsal hayatın bazı yönleri gelişme istidadı gösterebilmektedir. Böyle bir sosyal yapılanma, "toplumsal gelişme yasaları"nın zaman zaman müdahale ile durdurulmuş olduğunu bize anlatmaktadır. Yani, sistemi "kontrol eden" birileri, ihtiyaç duymadıkları veya tehlike hissetmedikleri zamanlarda; sistemin işleyişini kendi haline bırakarak onun gelişmesine engel olmamaktadırlar. Fakat; çeşitli endişe veya keyfi tutumlar, toplumsal gelişmenin tabii işleyişini önlemekte ve birbirinden çok farklı problemlerin oluşmasına yol açmaktadır. Halihazırda; eğitim ve teşebbüs hürriyetinde, hayati ihtiyaçların fiyatlandırılmasında, ülkenin uluslararası dış politikasında ve geleceğe yönelik plan ve stratejilerin belirlenmesinde "toplum adına karar veren" yönetici veya grupların topluma deklare edilmesi gerekir. Çünkü, bu konularda yapılan öyle büyük hatalar ve yanlışlıklar vardır ki; onların bedelini bütün bir toplum; zamanı, sağlığı, ümitleri, gelecek beklentileri ve hatta hayatını kaybetme pahası ile ödemektedir. Dolayısiyle, ülkede devlet adamlığı gibi önemli bir makamın; topluma zarar veya sıkıntı vermesi karşılığında, karşı karşıya kalacağı bazı risklerinin peşinen bilinmesi gerekir. Buna ait bedelleri de, yönetim konumuna gelmiş kişi ve grupların ödemesi, adaletin bir gereği olarak düşünülmelidir. Eğer bunlar olmayacaksa; birtakım ekonomik, politik, kültürel ve dış ilişkiler ile ilgili, kararlara toplumun uyması gibi bir görevin, gündeme gelmemesi gerekir. Evet, gerçekten de; medeni bir toplum olmak gibi bir iddiamız varsa; her seviyede bulunan kişinin, "elini taşın altına sokması" gerekmektedir. Cumhurbaşkan'ından; simit satan kişiye kadar herkes, doğrusu ve yanlışı ile bir hesap verme sisteminin içerisine girmek durumundadır. Bütün bunları beklemek ve istemek, medeni her toplumun ferdinin " temel haklar" ındandır. Bundan vazgeçmek veya bunların ertelenmesine rıza göstermek; huzur ve adaleti arayan bir toplum için düşünülemez.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |