|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugün dört günlük Kurban Bayramı'nın ilk günü. 'Bizim' için bayram günü. Bu kez, 'biz' dediğimizde dünyanın dörtbir köşesinde yüzmilyonlarca Müslüman'dan söz etmiş oluyoruz. İnsanlığın içinde bir milyardan fazla sayıdaki 'hepimiz'den. Kendi 'bireysel', 'toplumsal' ve 'ulusal' sınırlarımızın dışına taşarak paylaştığımız 'bayramımız' bu 'bizim'… Böyle bir bayramda, bu bayramı 2002'nin Şubat ayında idrak ederken, zihnimizin, gönlümüzün ve ruhumuzun büyük bir 'kurban'a, Kurban Bayramı'nın kökenini oluşturan Hz.İbrahim'in yaşadığı topraklarda yaşayan ve bugün 'bizim' bir parçamız olan halka yönelmesini engelleyemeyiz: Filistin halkı! Varlığını, varoluşunu, bunun ifadesi olan 'istiklali'ni elde edebilmek için en genç evlatlarını her gün 'kurban' etmek zorunda bırakılmış bu çileli kardeş halkı, bu Kurban Bayramı'nda hatırlamaktan kendimizi alamayız. Yarısı tam 54 yıl önce dağıtılmış, diğer yarısı ise 35 yıldır işgal altında yaşayan, Hz.İbrahim'in yaşadığı, 'Kurban Bayramı'nın doğduğu toprakların insanlık vicdanının kurban çengellerinde asılı sayısı küçük, ruhu yüce halkını, bu Kurban Bayramı'nda her an anmak zorundayız. Bu Kurban Bayramı, herhangi bir Kurban Bayramı değil. Filistin halkının her gün kurban verdiği ve o halkın simgesinin, Yasir Arafat'ın, ikametgahının 70 metre ötesinde İsrail tanklarıyla sarılarak bir 'kurban' gibi 'uluslararası zulüm'ün pençesinde tutulduğu bir Kurban Bayramı bu… Benim kuşağımın, Kurban Bayramı kutlama idrakinde bulunan her ferdinin nabzı, bugün, Yasir Arafat'la birlikte ve onun şahsında Filistin halkıyla atıyor; yüreği onunla ve onlarla çarpıyor. 11 Eylül sonrasının hiçbir 'terör tanımı' ve hiçbir 'terörizm karşıtlığı', Filistin halkının hiçbir bireyinin hareket tarzının 'anlaşılabilirliği'ni ortadan kaldıramaz. Bir halkın yarısı 54 yıldır dünyanın orasına burasına dağıtılmış durumda, diğer yarısı 35 yıldır amansız bir işgal altında yaşıyorsa; 'işgalci'nin F-16'ları, Merkava tankları, arkasına aldığı tek süperdevletin çok yönlü mali, askeri ve diplomatik desteği varsa; bu halkın önünde iki yol vardır: Teslim olmak ve boyun eğmek;
İkincisini seçtiği ve aradaki 'güç asimetrisi'nden ötürü kullanmak zorunda kaldığı kimilerinin hoşuna gitmeyen direnme araçlarını kullandığı için kınanamaz. Yasir Arafat ve Filistin halkı, insanlığın 'vicdan altarı'nda 'kurban' edilmeye başkaldırdı ve direniyor. Bu Kurban Bayramı'nda, Hz.İbrahim'in ülkesinin halkıyla dayanışma duygularımızı ilan etmek, Mekke'de Kâbe'yi tavaf etmek kadar 'kutsal' ve bir 'ilahi görev' olmalı. Yasir Arafat, Ramallah'taki ikametgahını 'ancak iki şekilde terkedeceğini' bildiriyor: 'Ya bir özgür insan olarak; veya 40 yıldır sürdürdüğü ve başında bulunduğu mücadelenin bir şehidi olarak…' Ona bu yakışır. Filistin halkının 'ulusal simgesi'ne ve 'tarihi önderi'ne yakışan budur. Bu 'yakışıklı' tavrı nedeniyle, şimdi 'kuşatma' altında kalan ondan ziyade İsrail Başbakanı Ariel Sharon'un kendisidir. Geçen hafta başında, İstanbul'daki 'AB-İKÖ Ortak Forumu' nedeniyle bulunan Faruk Kaddumi başkanlığındaki Filistin heyeti mensuplarıyla konuştum. Arafat'la görüşüp görüşmediklerini sordum. Toplantıdan bir gün önce, telefonla görüşmüşlerdi. Arafat'ın 'Sharon beni değil; ben Sharon'u kuşatmış durumdayım' dediğini naklettiler. Önceki gün Lübnan gazetesi Daily Star'da İngilizce basının bir numaralı Ortadoğu uzmanı David Hirst'ün bir yazısı yer aldı. Uzun ve çok öğretici yazının başlığı, 'Arafat'ın özgürlüğü yok ama Sharon'un da seçenekleri yok' idi. Her gün en genç evlatlarını 'kurban veren' Filistin halkının lideri 'şehitliği' göze alıp, boyun eğmedikten sonra; saldırgan politikalarında kendisini köşeye sıkıştırıp çıkmaza sürüklenen Sharon oldu. Sharon, İsrail halkına 'güvenlik' vaadi ile seçim kazanmıştı. 2001, İsraillilerin 'en güvenliksiz' yılı oldu. Eylül 2000 sonundaki İntifada'dan bu yana 860 Filistinli, 267 İsrailli hayatını kaybetti. İsrail ekonomisi durgunluk içinde. Hirst'e göre, durum, iki 'tarihi hasım', Arafat ve Sharon'un 'gladyatör savaşı' ve her iki halkın mücadelesinin tırmandığı nokta bakımından, 1948'den bu yana en kritik kavşakta bulunuyor. Filistin Müslüman (ve Hristiyan) halkı, tarihi Filistin topraklarının yüzde 78'ini İsrail'e bırakan ama Kudüs'ün tarihi Doğu bölümü dahil, yüzde 22'sinde dahi bağımsız devletini kurmasına imkan verecek bir sonuç elde edilemedikçe ne Ortadoğu'da, ne dünyada, ne insanlığın vicdanında 'barış' olmayacak. Durumu değiştirecek gelişmeler, İsrail toplumunda başladı. David Hirst'ün tanımlamasıyla, "Sharon, İntifada ile ortaya çıkan Filistin hıncının derinliğine psikolojik olarak hazırlıksız bulunan bir seçmene 'güvenlik' vaadederek Ehud Barak'ı yenilgiye uğrattı… Arafat'a 'cömert' olduğu kendilerine söylenen bir anlaşmayı reddetmiş olduğu için öfkeli ve Barak'tan iradesini empoze edememiş olduğu için hayal kırıklığı içinde, seçmenler Sharon'a dönmüşlerdi." Ama Sharon'un İsrail toplumuna 'bekledikleri'ni getiremediği ve 'kuşatılan Arafat'la birlikte, İsrail toplumunun ve Sharon'un kendisinin içinden çıkamayacakları bir 'kuşatma altına girdiği' her geçen gün farkediliyor. Bu nedenle, İsrail toplumunda 'çatlak' sesler çıkmaya başladı. Her gün daha artan sayıda asker, Batı Şeria ve Gazze'ye gitmeyeceğini bildiren imzalar topluyor. Eski generaller, Mossad ve iç güvenlik örgütü Shin Beth'in eski yetkililerinden oluşan 'Güvenlik ve Barış Konseyi' derhal işgal altında tutulan Filistin topraklarından çekilme çağrısında bulundu. Son haftalarda Sharon'u arkalayarak, Filistin-İsrail eksenindeki kan banyosunda pay sahibi Amerika bile, Arafat'ın öldürülmesini engelleyecek 'kırmızı çizgi'yi İsrail Başbakanı'na çizdi. Belki de bu 'Kurban Bayramı', Filistin halkının zillet altında tutulduğu, lideri Yasir Arafat'ın aşağılandığı son 'Kurban Bayramı' olacak. Zihnimiz, gönlümüz, ruhumuz bugün orada. Hz.İbrahim'in topraklarında.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |