T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Maksat gönlümüzdeki şeytanı taşlamak

Kurbanı ve haccı enine boyuna tartışırken araya bir de şeytanın taşlanması meselesi girdi. Hac ibadeti sırasında şeytan taşlanmalı mı taşlanmamalı mı? İddiaya göre Hz. Peygamber şeytanı, gördüğü için taşlamış, görmeyenler taşlamamalı imiş. İddia sahibi kendisinin bu sene hac esnasında şeytanı taşlamayacağını söylemiş. Meselenin bu yönü beni ilgilendirmiyor; dileyen istediği ibadeti arzu ettiği biçimde yapar. Bu bayram günü gereksiz tartışmalarla sizin gününüzü zehir etmeyi de düşünmüyorum. Ancak milyonlarca Müslüman'ın şu günlerde büyük bir huşu ile yaptığı hac ibadetini bu açıdan bir değerlendirmek istiyorum.

Hac aslında bütünüyle sembolik bir ibadettir. Yüce yaratıcı bu ibadet vesilesiyle birtakım semboller etrafında Müslümanlar'ı biraraya getirmeyi ve onları Allah, kul, hayat, ölüm, hesap, korku ve şefkat ekseninde bir düşünce eksersizinden geçirmeyi murad etmiştir. Bilindiği üzere hac sırasında en önemli rükün olarak Beytullah, yani Allah'ın evi ziyaret edilir. Allah mekandan münezzeh olduğuna göre ona bir ev isnad edilmesi sembolik bir anlatım biçimidir. Allah Kur'an-ı Kerim'de kendisini hükümdar olarak anlatır; o semaların ve arzın hükümdarıdır. İşte Kâbe o hükümdarın sembolik bir sarayıdır. Biz kullar dünyanın her bir tarafından o sarayı ziyaret eder ve sarayın sahibine bağlılığımızı sunar, boyun eğeriz: "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk: Buyur ya Rabbi, emret!"

Safa ile Merve tepesi arasındaki sa'yimiz de sembolik bir davranıştır. Hacer validemizin Hz. İsmail'e olan şefkatinin hatırasını yâdederiz bu koşuşturmaca ile. Bugün artık orada ne Hacer vardır ne de İsmail; dünyanın en kaliteli suları da Mekke'nin süpermarketlerinde satılmakta. Aslında düşünmemiz gereken annenin evladına, daha genel bir ifadeyle insanın insana göstermesi gereken şefkattir.

Arafat'taki vakfe sembolik bir duruş değil mi? Adeta kıyamet sahnesini tekrarlarız. Kefene benzeyen ihramlar içinde ve bütün servetimizden, unvanımızdan sıyrılarak sade bir vatandaş olarak huzur-ı Bâri'ye çıktığımızı düşünürüz. O günde bize yararı dokunacak olan, geride bıraktığımız servetlerimiz, şöhretlerimiz değil, dağarcığımızdaki azıktır. Böylece kıyamet gününün bir antrenmanını yapmış oluruz. Bu antrenmanda form tutan kimseye müjdeler olsun! Bunu yaparken de bir yandan ilk ecdadımızın Adem babamızla Havva annemizin muhtemelen bu mekanda buluşmalarının hatırası zihnimizde canlanır.

Mina'da şeytan taşlama da bir semboldür. Biz orada kendimizi Hz. İsmail'in yerine koyar gönlümüzdeki şeytanı taşlamaya çalışırız. Şeytan nasıl Hz. İsmail'i can korkusuyla ilahi emre karşı çıkmaya çağırmışsa bizi de servetle, şöhretle, mevkiyle saptırmaya çalışır. İşte orada şeytanı taşlarken aslında gönlümüzdeki şeytanı taşlamış oluruz. Daha doğrusu öyle olmalı. Gönlümüzdeki şeytana mercimek büyüklüğünde bir taşı esirgemişken Mina'daki şeytana yumruk büyüklüğünde taş atsak ne yazar! Aslında gönlümüzdeki şeytanı taşlayabilirsek kurbana da hak kazanmış olacağız.

Hasılı hac bugüne kadar Peygamberimiz'in gösterdiği biçimde hep yapılagelmiştir. Onda bir değişiklik yapmak mümkün değil. İsteyen Mina'daki şeytanı taşlasın isteyen taşlamasın. Geliniz biz gönlümüzdeki şeytanı bütün içtenliğimizle taşlıyalım.

Bu duygular içinde bayramınızı tebrik ediyor, sağlık ve huzur içinde nice bayramlar diliyorum efendim...


22 Şubat 2002
Cuma
 
M.AKİF AYDIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED