T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kemal Derviş'in samimiyet sınavı

Kemal Derviş'in bu hafta içinde yaptığı yurt içi geziler ve verdiği mesajlar sizin de dikkatinizi çekmiştir. Kemal Derviş iyimser mesajlar veriyor, ümit dağıtıyor.

İki mesajının altının çizilmesi gerekiyor:

Ekonomide yapısal reformlar büyük ölçüde tamamlanmıştır, güzel şeyler yapılmıştır, geleceğe ümitle bakabiliriz.

Diğeri ise ekonomi yönetimi günlük siyasetin ve siyasetçilerin etki ve egemenlik alanının dışında tutulması gerekiyor.

Kemal Derviş'in krizden çıkıldığına, önümüzdeki günlerde reel sektörün problemlerinin çözüleceğine ve büyümenin tekrar başlayacağına ilişkin iyimserlik pompalayan açıklamalarının ekonomik temeli olmadığını biliyoruz. Bu konuyu daha önceki birçok yazımızda işlemiştik. Tekrarlamaya gerek yok. Ancak önemli olanlarını tekrar vurgulayalım.

Krizden çıkılmadı, zira, son niyet mektubunda, 2002 yılı dahil önümüzdeki 3 yıl içinde cari işlemlerde artan oranda açık öngörülmesi, döviz açığına dayalı krizlerin devam edeceğini göstermektedir.

% 50 oranındaki gerçekçi enflasyon beklentilerine rağmen, 2002 yılında parasal tabanın % 40 oranında artırılacak olması, ekonomideki kasılmanın ve durgunluğun devam edeceğinin işaretidir.

Enflasyon oranının % 50, devalüasyon oranının % 24 ve Hazine'nin ortalama borçlanma maliyetinin (faizinin) 70 civarında beklenmesi, bir ölçüde hedeflenmesi sıcak para ve yüksek reel faiz politikasının devam ettirileceği anlamına gelir. Bir başka ifade ile öngörülen büyüme ithalata dayalı olarak gerçekleştirilecektir. Belki GSMH % 3 oranında artacak, ancak, GSYİH azalacak, işsizlik büyüyecek.

Bugün esas olarak Derviş'in ikinci mesajını irdeleyeceğiz. Derviş, ekonomideki sıkıntıların çözümü için, siyasetin ekonomik kararların dışında tutulması gerektiğini ve bu amaçla başta BDDK olmak üzere kurulların oluşturulduğunu söylüyor. Bu anlayış, finans sektöründe yaşanan ve halen devam eden depremin sorumluluğunu da siyasete ve siyasetçilere yüklemektedir.

Kamuya maliyeti 50 milyar doların üzerine çıkan banka iflaslarında siyasetçilerin sorumluluğunu gözardı edecek değiliz. Özellikle kamu bankalarının kaynaklarının hem siyasi suistimal ve hem de siyaset orijinli vurgunlara konu olması, kamu bankalarının mali yapılarının bozulmasına neden olan önemli faktörlerdir.

Ancak, ağırlıklı olarak özel bankaların mali yapılarının bozulmasında, uygulanan hatalı para, faiz ve kur politikası ile banka kaynaklarının grubun diğer şirketlerine, bir daha dönmemek üzere aktarılması temel nedendir.. Bankacılık sektörünün 20 milyar doların üzerinde açık pozisyonla çalışmasını teşvik eden 2000 yılındaki para ve kur politikası, tamamen teknokrat ve bürokrat orijinlidir. Aşağı yukarı bugün Kemal Derviş'in kurmaylığını yapan ekibin sorumluluğunda uygulamaya konulmuştur. Siyasiler sadece bürokratların istediği düzenlemeleri yapmıştır. Hiç kuşkusuz olanların siyasi sorumlusu hükümettir. Programın bürokratlar tarafından dizayn edilip uygulanması hükümetin beceriksizliği ve başarısızlığını ortadan kaldırmaz.

Bir holdinge veya şirketler grubuna ait olan bankaların, grubun diğer şirketlerine, bankacılık kurallarına aykırı olarak verdikleri ve dönmeyen krediler nedeniyle zor durumda kaldıkları ve Fon'a devredildikleri, Hazine ve BDDK tarafından el konulma gerekçesi olarak açıklanmıştır.

Özel bankacılıkta bu yapı, bugün de, aynen devam etmektedir. Bir holdinge veya şirketler grubuna ait olmayan özel banka bulmazsınız. Bunun anlamı şudur: Holding bankacılığı geçmişte özel bankalardaki sıkıntının kaynağı olmuşsa, bugün ve yarın da banka kaynaklarının çar-çur edilmesine neden olacaktır.

Biraz daha somutlaştırırsak, bugün çok büyük bir ihtimalle, en azından holding bankalarının bir kısmı kaynaklarını grup şirketlere aktarmaya devam etmektedirler. Çok büyük bir ihtimalle bu krediler geriye dönmeyecektir.

Yine çok büyük bir ihtimalle Kemal Derviş Bursa ve Adapazarı'ndaki konuşmaları yaparken, tamamen kendi kontrolündeki bankacılık sektöründe, yukarıda belirttiğimiz türden usulsüzlükler yapılıyordu.

Samimiyet

İşte Kemal Derviş'in samimiyet sınavı bu noktada başlıyor. Derviş bugün hiçbir özel bankanın kaynağının yanlış yerlerde kullanılmadığının garantisini verebilir mi? Diyebilir mi ki, 'her şey kontrolümüz altındadır, bankalar artık, bankacılık kurallarına aykırı kredi vermiyorlar, sürekli denetliyoruz, yanlış iş yapmalarını engelliyoruz?'

Derviş böyle bir şey söylemiyor, söyleyemiyor. İki nedenle söyleyemiyor.

Kendi döneminde yapılan ilk banka operasyonundan sonra bankacılık sektörünün problemlerinin çözüldüğünü söylemişti. Daha sonra çok daha büyük banka kurtarma operasyonu gerçekleştirildi. Yani bu konuda inandırıcılığa sahip değil. Ayrıca, krizin boyutunu tam olarak tahmin edemediklerini de itiraf etmişti. Bu birinci neden.

İkinci neden ise kendisini destekleyen kesimin bankaların sıkı denetiminden rahatsız olacak olmasıdır.

İsterseniz biraz daha detaylandıralım. Ağırlıklı olarak son 5-6 yıldır, büyük televizyon kanalları ve gazetelerin finansmanı geri dönmeyen banka kredileri ile yapılmaktadır. Türkiye'de televizyonculuk ve gazetecilik kârlı olmayan, hatta çok büyük harcamayı gerektiren, sürekli zarar eden faaliyetlerdir. Televizyon ve gazetelerin inanılmaz açıkları bankalar tarafından kapatılmaktadır. Sonuçta bu paralar vergi mükellefinin cebinden çıkmaktadır.

Bugün de değişen bir şey bulunmamaktadır. Birçok televizyon kanalı ve gazetenin zararları, aynı sermaye sahibi tarafından yönlendirilen bankalar tarafından karşılanmaktadır.

Ben Kemal Derviş'in samimiyetine ancak, söz konusu kanallar ve gazeteler ile bankalar arasındaki parasal ilişkiyi ortaya koyar ve 65 milyon vatandaşın sırtına yük olarak yansıyan bu kaynakların televizyon ve gazetelere aktarılmasına son verdiği zaman inanırım. Aksi halde söylediklerinin hiçbir kıymet-i harbiyesi olmaz.

Yoksa bu gazete ve televizyon kanallarının sahipleri ile Kemal Derviş arasında gizli ve örtülü bir mutabakat mı var? 'Beni destekle, sana dokunmayayım' veya 'madem beni destekliyorsun, sana dokunmayayım' gibi. Eğer Kemal Derviş siyaseti düşünüyorsa bu ilişki daha mantıklı bir alt yapıya kavuşmuş olur.
Bayramınızı tebrik ediyorum.


22 Şubat 2002
Cuma
 
NURETTİN CANİKLİ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED