T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kıvrıkoğlu - irtica – yolsuzluk

Bugün bayram. İnsanın içinden güzel şeyler yazmak geliyor. Ama maalesef günübirlik sıkıntılar ve ülkemizi bekleyen olumsuz gelişmeler, bayram sevincimizi gölgeliyor.

Her bayram öncesi, aynı tartışma: Yok efendim kurban kesilsin mi? Keserseniz kurban derisini Türk Hava Kurumu'na mı vereceksiniz?

"Vermem" diyenlere, "mürteci" gözüyle bakılması da işin cabası.

Talimat mı, rica mı?

Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu da, Yavuz Donat'a verdiği mülâkatta "irtica ile ilgili 4 yasanın halâ çıkarılmamasından" dolayı şikâyet ediyor:

"28 Şubat'ta şu yasalar çıkarılsın denildi. Bazı yasalar çıktı. Bir buçuk yıl önce, yine bazı yasa tasarıları Meclis'e gönderildi. Gönderildi ama ne oldu? Komisyonlarda bekletiliyor; kanunlaşmıyor. Yavuz Bey, bunların çıkarılmasını bekliyoruz. Çıkarılacağını umuyoruz. Evet, bazı mesafeler alındı ancak, bu yasalar çıkmalı." (18 Şubat 2002 - Sabah)

* * *

Kıvrıkoğlu, Devlet Memurları Yasası'nda, Dahiliye Memurları Yasası'nda, KİT personeline ilişkin Kanun Hükmünde Kararname'de (KHK), "cumhuriyetin temel niteliklerini korumaya" yönelik düzenlemelerin bir an önce gerçekleşmesini istiyor. Genelkurmay Başkanı'nın sözleri bir rica mı, bir temenni mi, yoksa emir mi, tam teşhis edemedik:

"Yavuz Bey, bunların çıkarılmasını bekliyoruz. Umuyoruz. Bu yasalar çıkmalı" diyor Kıvrıkoğlu.

Milletvekilleri direniyor

Oysa savcı, hâkim, vali, kaymakam ve polis dahil tüm memurlarla, KİT personelinin, keyfi bir şekilde meslekten çıkarılması antidemokratik bulunduğu için, koalisyon, işi sürüncemede bıraktı.

"İrtica yasa tasarısı paketi", Refahyol düşürüldükten sonra kurulan Yılmaz Hükûmeti tarafından TBMM'ye sunulmuştu. Bu paketin içinde, 8 yıllık temel eğitimin yanı sıra çok tartışılan başka konular da vardı. Bunların başında, memurların meslekten atılması ve KİT'teki personelin sözleşmelerinin feshi geliyordu. Bu şekilde, (yıkıcı, bölücü ve cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı davrandıkları gerekçesiyle) işlerine son verilenler, hiçbir kamu kurum ve kuruluşları ile sermayesinin % 50'sinden fazlası kamuya ait kurumlarda (meselâ belediyelerde) çalıştırılamayacaklardı.

Tasarı 20'inci yasama döneminde kanunlaşmayınca kadük oldu.

2000 yılının Temmuz ayında hükûmet, "irtica düzenlemelerini" Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamı içinde getirmeyi, böylece Meclis iradesini aşmayı planladı. Fakat Kanun Hükmünde Kararname Çankaya'dan döndü. Cumhurbaşkanı Sezer, ancak acil ve beklemeye tahamülü bulunmayan hallerde KHK çıkarılacağı, temel hakların ve siyasi hakların KHK ile düzenlenemeyeceği, ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerinin ancak kanunla konulacağı gibi gerekçelere dayanıyordu.

Bunun üzerine Kasım 2000'de, aynı düzenlemeler bir kanun tasarısı olarak geldi ve Plan Bütçe Komisyonu'ndan geçti.

Nasıl geçti, bence hatırlatmakta yarar var.

Komisyon müzakereleri

Bu düzenlemeler, Anayasa'ya aykırılık içerebileceği için, Plan Bütçe'den ziyade, Anayasa Komisyonu'nda görüşülmeliydi. Oysa, iktidar partilerinin daha çok sayıda milletvekili olduğu için, -muhtemel firelere karşı- Plan Bütçe Komisyonu tercih edilmişti.

İlk önce usûl tartışması yapıldı. Görüşmenin Plan Bütçe'de cereyan edip etmemesi oylandı. 11'e karşı 14 kişi, tasarının Plan Bütçe Komisyonu'nda görüşülmemesini istedi. Komisyon Başkanı Metin Şahin, sağlıklı biçimde cereyan etmediğini ileri sürerek, oylamayı tekrar etti: Bu defa sonuç 14-14 oldu.

Bu sonuç resmen ilân edilmedi. Müzakereler öğleden sonraya bırakıldı. "Aynı içerikte iki oylama yapılamaz" kuralı, soru değiştirilmek suretiyle aşıldı: "Tasarı, Plan Bütçe Komisyonu'nda görüşülsün mü?" sorusunun yerini, "Tasarı, bir başka komisyonda görüşülmek üzere Meclis Başkanlığı'na gönderilsin mi?" sorusu aldı. Neticede 13'e karşı 16 oyla, Plan Bütçe'de müzakere edilmesi kabul gördü.

Muhteva

Plan Bütçe Komisyonu'ndan geçen tasarı "Dahiliye Memurları Kanunu, Devlet Memurları Kanunu, Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Personel Rejimini düzenleyen Kanun Hükmünde Kararnemeyi" ilgilendiriyor, "bölücülük ve irtica" dolayısıyla, mahkeme kararı bulunmaksızın, memuriyetten atma ve sözleşmeyi feshetme imkânını, yetkili mercilere tanıyordu. Bu şekilde meslekten atılan kişiler kamuya ait yerlerde de çalışamayacaklardı.

* * *

Aslında mevcut Devlet Memurları Kanunu ile de, ideolojik veya siyasi amaçlarla kurumlarının huzur ve sükûnunu bozanların memuriyetten çıkarılması mümkün. Ama, uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması gibi çeşitli disiplin cezalarının önceden uygulanması ve ancak kurumun huzur ve sükûnunun bozulduğunun tesbit edilmesi halinde, böyle radikal bir çözüme başvurabiliyor. Mevcut kanun, keyfi bir tatbikatı engelleyecek şekilde yazılmış.

1930 tarihli Dahiliye Memurları Kanunu'nda yapılmak istenen değişiklikle de, "gerici" valiler veya kaymakamlar, 2 müfettiş ve sicil amirinin raporuyla meslekten çıkarılabileceklerdi.

Nedir gericilik? Yasalar, cumhuriyet aleyhine her türlü eylemi ve bölücülüğü cezalandırdığına göre, bir memurun yargılanmadan meslekten atılabilmesi için acaba nasıl bir gericilik veya irtica suçu işlemesi icab ediyor?

Meselâ, başörtülü Merve Kavakçı ile Genel Kurul Salonu'na girmek Türkiye'de irtica suçu sayılabiliyor.

Bunun gibi, Adalet Başmüfettişliği'nden, İstanbul 8'inci Vergi Mahkemesi üyesi Ahmet Güner'e giden yazı da çok çarpıcı bir örnek: "Sosyal ve ailevi yaşantınız ile eşinizin benimsediği çağdaş olmayan giyim tarzı itibariyle, laiklik karşıtı düşüncelere yakınlık duyduğunuz hususunda kanaat uyandırdığınız, bu arada eve gelen misafirleri haremlik - selâmlık tâbir edilen şekilde ağırladığınız ve keza, odanızda radyo ve teypten, dinî yayınlar ve ilâhiler dinlediğiniz ileri sürüldüğünden.... savunmanızı yapmanızı rica ederiz."

Kıvrıkoğlu'nun arzu ettiği yasalar çıkarsa, zaten inançları dolayısıyla sıkı bir denetim altında tutulan ve keyfi muamelelere maruz bırakılan görevlilerin ne hale geleceğini bir düşünün.

Yıkıcı, bölücü ve cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı faaliyetler hiç teftiş kurulları veya bakan tarafından cezalandırılabilir mi? Devlet ve cumhuriyete karşı işlenen suçlarda DGM'ler yetkili olduğuna göre, özel hükümlere ne gerek var?

İrtica ve yolsuzluk

Beni asıl düşündüren konulardan biri de, Kıvrıkoğlu'nun Yavuz Donat'a mülâkat vermesi. Donat'ın şahsına elbette itirazımız yok ama, röportajın yayınlandığı Sabah gazetesi önem taşıyor.

Sözgelimi, Kıvrıkoğlu, "İslâmî" diye nitelendirdilen bir basın kuruluşuna mülâkat verir miydi? Bırakınız mülâkat vermeyi, halâ, bu gibi gazeteler, Genelkurmay'da akredite değil. Hiçbir toplantıya davet edilmiyorlar. Diyelim ki "İslâmî" Yeni Şafak'ın laik yazarı Mehmet Barlas'la veyahut Kürşat Bumin'le veya Ali Bayramoğlu ile gazetede yayınlanmak üzere konuşur muydu Kıvrıkoğlu?

Kendimi bu gruba katmıyorum. Çünkü, gerçekle bağdaşmamasına rağmen, Anayasa Mahkemesi'nden tescilli bir mürteciyim.

Ama ya diğerleri...

Sabah gazetesinin sahibi ve yöneticileri halkın mevduatını zimmetlerine geçirdikleri iddiasıyla yargılanırken, Kıvrıkoğlu'nun o gazeteye demeç vermesi doğru mu? Yoksa Sayın Genelkurmay Başkanı yolsuzluk konularına, "irticaya" göre daha mı az hassas? Böyle bir ihtimali aklımıza dahi getirmek istemiyoruz. Herhalde, Yavuz Donat'ın gazetecilik cerbezesi, bir an için Kıvrıkoğlu'na hortum iddialarını unutturdu. Sevgili okurlarım, Kurban Bayramınız'ı kutlar, huzur dolu ve sağlıklı günler dilerim. N.I.


22 Şubat 2002
Cuma
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED