T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Şaron'u sevindiren teklif

Belki pek çok kimseye ters gelecek ama Suudi Arabistan veliahd prensinin ortaya attığı yeni Ortadoğu barış planı en çok Şaron'u sevindirmiştir. İsrail'in 1967 yılından beri işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmesini teklif eden bir barış planından Şaron'un memnun olması nasıl düşünülebilir? Hele hele "bölünmez ve ebedi başkent" ilan etmeye kalkıştığı Kudüs'ün ikiye bölünerek, tarihi Kudüs'ün büyük kısmının ve Mescidi Aksa'nın içinde bulunduğu Harem-i Şerif'in Filistinliler'e bırakılmasını içeren bu teklif karşısında Şaron'u sevindirecek husus ne olabilir? Prens Abdullah'ın teklifindeki unsurlardan çoğunun bulunmadığı, sadece çatışmaları durdurmaya yönelik bir girişim olan Micheal raporuna bile tahammül edemeyen İsrail'deki mevcut iktidarın böylesi bir teklife olumlu sinyaller vermesinin anlamı ne olabilir?

Daha bir hafta önce, İsrail halkına ve dünya kamuoyuna şu ana kadar izlediği ezme ve yıldırma politikalarını sürdüreceğini açıklamış olan, bir günde 17 Filistinli'nin öldürülmesi karşısında "terörörle böyle mücadele edilir" açıklamasını yapmaktan kaçınmayan Şaron'un barış diye bir kavramı hatırlaması için Suudiler'in bir barış planı yapması mı gerekiyordu?

Suud faktörü

Açıkça söylemek gerekirse, 1991 Madrid Konferansı'nda varılan uzlaşmanın hemen hemen aynısını içeren, 1993 Oslo'da imzalanan barış sürecindeki maddelerin benzeri olan bu teklifin albenisi teklif sahibinin Suud yönetimi, muhatabının da Şaron olmasından kaynaklanıyor. Şaron'un Mescid-i Aksa baskınıyla barış sürecini provoke etmesi ile Suud teklifine olumlu sinyaller vermesi arasında gerçekte Şaron politikaları açısından çelişkili bir durum sözkonusu değil. Daha evvel, barış sürecini geri dönüşü olmayan biçimde iptal eden Şaron'un izleyeceği muhtemel tutum üzerine bu sütunlarda şunları belirtmiştik: Bir yanda Filistinliler'i sert yöntemlerle bastırırken diğer tarafta barışcı bir imaj çizebilmek için Suriye gibi komşu Arap ülkelerine yönelik barış adımları atabilir.

Bir tür ev hapsine mahkûm ettiği Yaser Arafat'n barış çağrılarına kulak tıkayan İsrail Başbakanı Suudiler'in teklifine, diplomatik anlamda belli etmese de dört elle sarılması anlamlı olsa gerek. Üstelik teklifin, tüm Arap ülkelerinin İsrail'i tanıması ve güvenliğini garanti etmesi gibi barış görüşmelerini bölgesel boyuta taşımaya imkan tanıyacak muhtevada olması Şaron açısından iyi bir fırsat sayılmalıdır. Kendi içinde tutarlı ama çelişkili gibi görünen durumu açalım.

Her ne kadar mali olarak Arap ülkeleri içinde en güçlü durumda olsa da Suud yönetimi Filistin konusunda sürekli düşük düzeyli bir destek vermiştir. Desteğini sosyal yardım gibi sivil konulara indirgeyerek Filistin mücadelesini besleyecek diplomatik, askeri, ekonomik boyuta taşımaktan bilinçli olarak uzak durmuş bir ülkedir. Üstelik 11 Eylül sonrası psikolojik olarak köşeye sıkıştığını düşünen Suud yönetiminin, öncülük edeceği ABD karşısında prestij kazanmaya matuf bir barış girişiminde pazarlık gücünün minimum düzeyde olacağının altını çizmek gerekir. Sadece Suud yönetimi değil tüm Arap ülkeleri hatta İslam dünyasındaki siyasi yapılar ABD ve dolayısıyla İsrail karşısında askeri ve siyasi olarak en zayıf pozisyonda bulunuyorlar. Bu durumda başlatılacak bir barış süreci en çok İsrail'in işine yarayacaktır. Unutulmamalıdır ki, Körfez savaşının hemen akabinde Arap dünyasının darmadağınık olduğu, Filistinliler'in siyasi destek bakımından en güçsüz oldukları bir dönemde "barış süreci"ni başlatılan pazarlıklar yapılmıştı.

Vaadedilmiş "sözler"

Filistinliler'in en zayıf olduğu, dünya kamuoyunun Araplar aleyhine olduğu bir dönemde (tıpkı şimdi olduğu gibi) yapılan görüşmelerde, İsrail alabileceği her türlü tavizi almış, karşılığında çok az şey ve bir de bol bol vaad vererek barış yapmıştı. Verdiği sözleri yerine getirmeyi zamana yayarak vakit kazanmış ve bu arada anlaşmaya aykırı olarak işgal altındaki bölgelerin demografik yapısını hızla değiştirerek de facto durum oluşturmuştur. Önümüzdeki yıllarda 1 milyon daha göçmen getirmeyi, Filistin topraklarında Yahudi yerleşim birimlerine her gün yenisini eklemeyi sürdüren bir yönetim işgale son vermeyi içeren bir barış teklifini ancak bu nedenlerle olumlu karşılayabilir.

Kudüs'ün statüsünü tartışmayacağı, uzun vadeli bir zaman dilimine yayılabilecek çözüm önerilerine, bağımsızlık vermek yerine Filistinliler'i kolonileştirmeye imkan tanıyacak şartlarda bir barışa tekliflerine her zaman için sıcak bakabilir.

Golan'daki su kaynaklarını bırakmadan Suriye ile barış yapabilir. İşgal ettiği Filistin topraklarında kurduğu Yahudi yerleşimcilerin statüsü netlik kazanıncaya kadar yenilerin kurmaya imkan tanıyacak, istismara müsait bir barış teklifi elbette olumlu karşılanacaktır. Doğu Kudüs'te, Ürdün Irmağı boyunca, Gazze Şeridi'nde özenle seçilen stratejik bölgelere yerleştirilen, Filistinliler'i komşu Arap ülkelerinden yalıtacak Yahudi yerleşimcilerin varlığını sürdürecek bir barış teklifine neden olumlu yaklaşmasın.

Sonuçta, 1993 Oslo Anlaşması'na benzer biçimde yaptırımı, riski olmayan bir sürecin başlatılması İsrail için ancak zaman kazandırır. Hele hele arkasında Suud gibi bu konuda elini hiç ateşe uzatmamış bir yönetimin olduğu bir barış planı Şaron'u ancak sevindirir.

"Filistinliler'i biraz unutalım Suriye ile barış yapmaya ne dersiniz? Hem Yahudiler'i Hitler fırınlara atmadı mı? Kötü şartlarda yaşayan Güney Amerikalı Yahudiler'i nasıl ihmal edebiliriz? Kudüs'ün konumunu tartışma konusu bile yapmayız. Filistin topraklarındaki israil askerleri kurtuluş savaşı veriyor. Terörle nasıl mücadele edileceğini hükümetimiz göstermiştir. İsrail bölgede barış istemektedir."

Evet tüm bunlar ne ironi ne şaka. Resmi açıklamalara yansıyan ve dünya ile alay eden bir utanmazlık örneği. Tüm bu sözleri ciddiye alan dünya kamuoyu ve kendisini ciddiye almayan Arap ve İslam dünyası oldukça Şaron dalgasını geçecektir.

"Vaadedilmiş toprak" karşılığı vaadedilen sözlere kim inanır.


28 Şubat 2002
Perşembe
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED