|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
'Sert vuruşlar'la yazıldılar
MGK kararları, BÇG, brifingler, 'andıç'lar, tanklar ve 'balans ayarları' arasında gerçekleştirilen 28 Şubat "postmodern darbesi"nin lehinde ve aleyhinde olmak üzere onlarca kitap yazıldı. Her alanda ideolojik tasviyelerin yaşandığı bu süreçte "andıçlarla" susturulmaya çalışılan gazeteciler ise, haklı olarak bu süreçten "Çıktık açık alınla" dedi.
2000'li yılların eşiğinde Türkiye'de sosyal ve siyasal anlamda derin etkiler bırakan 28 Şubat "postmodern darbesi" yazın dünyasında da büyük ilgi toplayan konuların başında geldi. Yapılan beyanatlardan hâlâ devam ettiği belli olan 28 Şubat süreci, hem sürece doğrudan dahil olan ya da bu süreçten olumsuz etkilenen siyaset ve asker kökenlilerce, hem de yine bu sürecin anti-demokratik yönlerine dikkat çekmek isteyen başta mağdur gazeteciler olmak üzere onlarca kişi tarafından kitaplaştırıldı. Sürecin en hararetli günlerinde ortaya çıkan bakış açısı yelpazesinin renkleri yazın dünyasına da yansıdı.
Farklı açılardan 28 Şubat
Liberal demokrat, militarist, jakoben ve de tarafsız bilimsel renklerde 28 Şubat'ı anlatan kitaplar kaleme alındı. Kimi, süreçle birlikte demokrasinin yara aldığını, askeri vesayetin süreklileştiğini, toplum mühendisliği başlatıldığını yazarak darbeyi eleştirirken, kimi de, "28 Şubat olmasaydı, irtica gelirdi. Laiklik tehdit altındaydı" türünde nutuklarla sürece alkış tuttu. Bu kalemler arasında, gazeteciler; Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Ali Bayramoğlu, Hulki Cevizoğlu, Kenan Akın, Mustafa Karaalioğlu, Ali Akel, Yavuz Donat, Hakan Aktan darbeye maruz kalan Refahyol'un Adalet Bakanı Şevket Kazan, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, ünlü sosyolog Fikret Başkaya, ressam Bedri Baykam, kurmay subay Talat Turhan, siyaset bilimci Emre Kongar, Anayasa hukukçusu Mustafa Erdoğan ilk akla gelenlerdi.
Asker: "Postmodern darbeydi"
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Salim Dervişoğlu Ceviz Kabuğu'nda Hulki Cevizoğlu'nun sorularını yanıtlarken, 28 Şubat'ın bir "postmodern darbe" olduğunu itiraf ederek, bu hareketin ismi üzerindeki tartışmalara da son noktayı koyuyordu. Cevizoğlu'nun bu röportajı "Generalinden 28 Şubat İtirafı: Postmodern Darbe" ismiyle kitaplaştırılarak tarihi bir belge haline getirildi. "Kraldan fazla kralcı" bir havada 28 Şubat'a alkış tutan kitaplar da kalema alındı. Ressam Bedri Baykam'ın "Ordu Satranç Oynarken Kemalizm'e Karşı 'ıskalanan' Komplo ve 28 Şubat'a Giden Uzun Yol", İnönü Alpat'ın "Hamamböcekleri, Ateştopu ve Askerler / 28 Şubat Sürecinde Türkiye", Doğu Perinçek'in "28 Şubat ve Ordu" vd... Bu kitaplardan biri de yayınevinin deyimiyle "Devrimci Kurmay Subay Talat Turhan"a ait. "TSK'dan yetişen devrimci kimlik ve kişiliği ile öne çıkan" biri olan Turhan, "27 Mayıs 1960'tan 28 Şubat 1997'ye... / Devrimci Bir Kurmay Subayın Etkinlikleri" ismini taşıyan kitabı, "Talat Turhan'ın amaç ve evrimini doğrudan belgeleyen bir içeriğe sahip". Zira kitap, "TSK'dan gelen bir devrimcinin öne çıkan en belirgin niteliği olan, Türkiye'nin sorunlarına çözüm üretilmesi ve emperyalizme karşı mücadeledeki tutarlılığını gözler önüne sermektedir" Demokrat kalemler
28 Şubat karşısındaki "demokrat" duruşu nedeniyle çalıştığı gazetelerde mesleki engelerle karşılaşan gazeteciler arasında yeralan Ali Bayramoğlu da, muhalif kimliğiyle epey kalem oynattığı bu süreci "Bir Müdahalenin Güncesi" ismiyle kitaplaştırdı. Bayramoğlu analitik bir günce özelliği taşıyan çalışmasında, "Türk siyasi tarihine bir parantez açmakla yetinmeyen" 28 Şubat sürecinin, diğer askeri müdahalelerden farklı olarak, "rejimin rengini yeniden tanımlayan ve kalıcı bir askerileşmeyi ifade eden bir neşter darbesi olması" yönüne dikkat çekiyor. Kitap, 27 Aralık 1995 seçimlerinden, 18 Nisan 1999 seçimlerine uzanan bir dönemin gelişmelerini gün be gün izleyen ve anlamlandıran analitik bir günce özelliğinin içerdiği analizlerle hem bir dönemin toplumsal, kurumsal siyasi denge ve çatışmaları için, hem de bugün yaşadığımız krizlerin perde arkasını anlamak için önemli bir yol haritası oluşturuyor. Gazeteci Mustafa Karaalioğlu'nun bu süreci adım adım tarihe not düşürerek kaleme aldığı "Adım Adım Siyaset" çalışması ise, siviller ve askerlerin Türkiye üzerindeki yönetme ve daha ötesi mühendislik kavgalarını çok yakın tarihte yaşanan olaylarla gözler önüne sermektedir. Marşlara ironik gönderme
28 Şubat'ı lehte veya aleyhte ele alan pekçok kitap yazıldı ama, hiçbiri, bu sürecin mağduru iki gazeteci Nazlı Ilıcak ile 28 Şubat'la özdeşleşen ve sonradan darbeyi gerçekleştirenlerce de kabul edilen 'postmodern darbe' nitelemesinin isim babası Cengiz Çandar'ın yazdığı kitaplar kadar, çarpıcı ve bir o kadar da ilginç bir ironiğe sahip olamadı. Özellikle ortaya çıkardığı "andıç" belgesiyle büyük gürültü kopartan Ilıcak, 28 Şubat'ı değerlendiren iki kitabından birine, "Sert Adımlarla Her Yer İnlesin", andıçın ortaya çıkmasıyla kendisine yönelik iddiaların andıç gereği bir iftira olduğu bir kez daha ortaya çıkan Çandar ise biraz da bu süreçten "namus"uyla çıkmış olmanın keyfiyle, "Çıktık Açık Alınla" ismini veriyordu kitabına. Ve böylece, sürecin sembollerinden birine atıfta bunularak mithiş bir ironi gerçekleştiriyordu iki gazeteci. Bu konudaki bir diğer kitabı, "28 Şubat Sürecinde Din Siyaset ve Laiklik" ismini taşıyan Ilıcak, "brifing" gazetecileri ile "demokrat gazeteciler"in nasıl bu süreç sayesinde ayrışmaya başladığına değindiği kitabı Sert Adımlarla Her Yer İnlesin'de andıç üzerinden demokrasi tartışması yaparak postmodern darbenin perdesini aralıyor. Kitabında "Bu postmodern darbeden 'çıktık açık alınla' diyebilme rahatlığına sahibiz" diyen Cengiz Çandar ise, medya-asker-siyaset üçgeninde işbirliği yapanların 10. Yıl Marşı ile verilen mesajla ne kadar çeliştiklerini vurguluyor.
ASLINDA NEYDİ?
"28 Şubat neydi, neyin sonucuydu ?" sorusuna en tarafsız ve bilimsel biçimde cevap veren kitapların başında ise Fikret Başkaya geliyordu. Başkaya, "Osmanlı Beyliği'nden 28 Şubat'a: Bir Devlet Geleneğinin Anatomisi" isimli çalışmasında, askeri gelenek ya da 'kışla bilinci'nin, toplumun kendisi hakkında düşünme yeteneğini dumura uğrattığına işaret ediyordu. "Türkiye'nin bu durumu, emperyalist dünyanın da işine gelen bir şeydir" diyen Başkaya şu tespitleri yapıyordu:
"Bu durum, Batılılar'ın neden Atatürkçü olduğunu da açıklıyor. Esasen modernlik ve çağdaşlık retoriği ve görüntüsüne rağmen, söz konusu olan hâlâ Orta Çağ kafasıyla (değilse eski kafayla) yönetilen bir toplumdur. Cumhuriyet döneminde her şeyi değiştiriyormuş gibi yaptılar. Filvaki birçok şeyi de değiştirdiler; ama bunu Sicilyalı prens Lampedusa'nın, 'hiçbir şeyi değiştirmemek için, her şeyi değiştirmek gerekiyordu' sözünü hatırlatırcasına yaptılar..."
|
|
|
|
|
|
|
|