|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir dönem 'büyükelçi' sıfatı taşımış bir emekli devlet memuru, dün, AB'nin Ankara'daki büyükelçisi Karen Fogg'un yazışmaları konusuna değinerek şöyle yazmış: "Yazışmaların içeriğini görmezden gelenlerin çoğu, galiba, Fogg'un görüşlerini kamuoyu önünde savunmaktan veya Fogg'la yazıştıklarının anlaşılmasından çekiniyorlar. Soruna ahlak, hukuk, meşruiyet ve insan hakları açısından eğilerek kurtulmaya çalışıyorlar. Yazışmaların içeriğini AB üyemiz aleyhine bulmuş olmalılar ki basına yansıtanları AB üyeliğimizi istememekle suçluyorlar." Bunları yazdığı iyi oldu. Uzun zamandır suret-i haktan görünerek, kendisini 'derin düşünce adamı' gibi pazarlamaya çalışıyordu. Böylece, Karen Fogg'un yazışmalarını yayımlayarak suç işledikleri ilan edilen AB karşıtı 'maşalar' ile aynı safta yer aldığını ortaya koydu. Sözünü ettiklerinden biri benim. Fogg'la yazıştığımın anlaşılmasından da çekindiğim yok. Daha önce yazıştığım gibi bundan sonra da yazışacağım. Çünkü, ben, çeyrek yüzyıldan fazla süredir özellikle dış politika konularında çalışan ve yazan bir gazeteciyim ve diplomatlarla yazışmamdan ve görüşmemden doğal hiçbirşey olamaz. Karen Fogg'la bundan bir yıl önce, kendisinin AB Temsilciliği'nin aylık yayını için benden yazı yazmamı isteyen ve buna benim cevabımı içeren yazışmamızı, önceki gün Hürriyet'in AB karşıtlığı ile tanınan köşe yazarlarından biri –yayım yasağını çiğneyerek– yayımladı. Fogg'un bana mesajında yazı karşılığında ödeme yapılacağı da bildirilmiş. Ben, bunu atlamışım. Yazı karşılığı para almadım ama almam gerekirdi ve biz, yazı adamları, mesleğimiz gereği, yazılarımızı para karşılığı yazarız. Karen Fogg ya da bir başka büyükelçi, bana yine bir yazı talebinde bulunursa kabul ederim ve bu kez yazı karşılığı hakkım olan parayı almayı da unutmam. İşin garip yanı burada değil. Mesleği diplomatlık olan ve emekli olduktan sonra gazete yazarlığına soyunan bir kişinin yukarıdaki satırları kaleme alabilmiş ve ayrıca yazısında şu satırlara da yer vermiş olması: "AB'ye üyelik müzakerelerinin başlatılması için bir 'devletin tarihini aşması', bu çerçevede Cumhuriyet'in tekil yapı ve laikliği değiştirmesi olmayacak bir talep. Bu ilkeleri savunanları, başta TSK'yı 'derin devlet' olarak tanımlamak ve onunla mücadele etmek ya da mücadele edenleri desteklemek de AB'nin yetki alanı içinde değil..." Emekli diplomat-müptedi gazete yazarının bu satırları, ardından gelen şu satırlarla 'anlam' kazanıyor; 'dilinin altındaki bakla' anlaşılabiliyor: "Fogg, Türkiye'de bu 'devrimci dönüşümü' başarmak için on civarında 'liberal' gazeteciyle yakın işbirliği kurmuş. Bunların temsil niteliğinden yoksun yani 'güçsüz' olduklarını biliyor; ama AB üyeliğini bunlardan farklı biçimde de olsa destekleyen kamuoyu çoğunluğunu dışlıyor... AB'de 'Kemalist devleti' AB üyeliğiyle bağdaşmaz gören küçük bir marjinal çevre ve onların Türkiye'deki uzantıları olan 2.Cumhuriyetçilerle birlikte hareket etmeyi tercih ediyor. Acaba kendi geçmişi bunlarınkine mi benziyor?" Neresinden tutabilirsiniz? Deveye niye boynun eğri demişler, nerem doğru ki hesabı... AB'nin, Türkiye ile müzakerelerin başlatılması için Cumhuriyet'in üniter yapısı ve laiklikten vazgeçilmesini istediğini bu emekli diplomatın satırlarından öğrenmiş bulunuyoruz. Ne Helsinki kararlarında, ne Avrupa Komisyonu'nun 2000 ve 2001 Türkiye İlerleme Raporlarında, ne Katılım Ortaklığı Belgesi'nde, ne Türkiye'nin Ulusal Programı'nda yer almamış olan (ve zaten söz konusu olmayan) bu husus, emekli diplomatın AB'ye atfettiği kendi iddiası. Yani, bir çarpıtma. Mesleki performansı parlak olmasa da, büyükelçilik sıfatı taşımış birinin, bunları bilmemesi mümkün mü? Değil. O yüzden, bu satırlar, tam bir 'kötü niyet'in dışavurumu. 'Kötü niyet' zihni ve gözleri karartınca, 'muhbirlik' de kaçınılmaz biçimde devreye giriyor. 'TSK'yı 'derin devlet' olarak tanımlamak ve onunla mücadele edenleri desteklemek.' Pek bildik müptezel bir yola başvurarak, asker üniformasına sığınarak eline kalem alanlardan biri olduğunu ortaya koyan 'yazarımız'ın, kullandığı 'etiketler'e (ya da mesleği diplomatlık olan birine hiç yakışmayan sakilliğine) bir bakalım: On civarında 'liberal', temsil niteliğinden yoksun 'güçsüz' gazeteciler; AB'de 'Kemalist devleti' AB üyeliğiyle bağdaşmaz gören bir marjinal çevrenin Türkiye'deki uzantıları olan 2.Cumhuriyetçiler... Yani, Yani, 10 yıl Sabah, 8,5 yıl Cumhuriyet, , 2 yıl Hürriyet, 2 yıl Güneş, 2 yıl Vatan gazetelerinde yazı yazmış ve halen yazmakta olan ben, 30 küsur yıldır Türk basınının uluslararası alanda en tanınmış isimlerinin başında gelen M.Ali Birand, 20 yılı aşkın süredir Hürriyet'te dış haberler yöneticiliğinden dış politika köşe yazarlığına ismini duyurmuş olan Ferai Tınç, Cumhuriyet, Sabah ve Milliyet'te yazarlık yapmış, 'Entelektüel Bakış' sayfasını yönetmiş olan Şahin Alpay, Yıllarca Financial Times'ın Türkiye Temsilciliği'nde bulunmuş, Güneş'in eski Genel Yayın Yönetmeni, Sabah yazarı Metin Münir, Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever, Cumhuriyet'in Paris muhabirliğinden başlayarak yaklaşık 15 yıldır Sabah yazarlığını sürdüren Prof. Mehmet Altan, Dünya Gazetesi yazarı Prof. Mithat Melen (bir eski Başbakan oğlu) ve Türk dış politika basınının duayyeni, 50 yıldır (evet yarım yüzyıldır) Milliyet'te yazan, Time dergisi ve Christian Science Monitor'da yazmaya devam eden Sami Kohen. Bunların Türk basınını, üstelik 'dış politika alanında' temsil niteliği yok. Bütün bunlar 'güçsüz' ve hem de 'liberal' ve üstelik son on yıldır tüm 'neo-faşistler'in diline pelesenk ettikleri, 'derin devlet'e 'muhbirlik' amacıyla kullandıkları terimle '2. Cumhuriyetçiler'... 'Büyükelçi' rütbesinin, bazılarının üzerine oturamadığını ve bu titrin nasıl ucuzlatılabildiğini görebiliyor musunuz? Yazık... Gücünü 'derin devlet'ten aldığını ima ederek kendisine 'güç' vehmeden diplomat eskisi-yeni yetme gazete yazarı aslında Karen Fogg'a gizli bir 'protesto nota'sı veriyor ve demek istiyor ki: 'Niçin bunlarla görüştünüz; benimle ilişki kurmadınız?!..' Kendisinin ciddiye alınmasını istediği öylesine ayan beyan ortada ki, kendisine 'AB karşıtı' denmemesi için 'gardını alarak' ve Gümrük Birliği anlaşmasına atıf yapıp kendi eski meslektaşlarını da kınayarak, yazısını şöyle bitiriyor: "Kapitalist gelenekten gelen Avrupa müzakere etmesini bilir. Bu zihniyetten nasibini almamış olan siyasiler ve 'liberal' yazarların AB üyeliği için yapacakları ise istenenlerin karşılıksız yerine getirilmesini savunmaktır. Sonra bir de 'Müzakere et' diyenleri AB'yi istememekle suçlarlar." Ne kadar da zeki olduğunu sanıyor. Emekli olduktan sonra İstanbul'a yerleşti ve kendisini 'aydınlar' arasına kabul ettirmeye çalıştı. Kerameti kendinden menkul 'Devlet ve Dışişleri teorisyenliği' ve gizleyemediği 'neo-faşist' görüşlerinden ötürü kabul de görmedi, önemsenmedi de. İstanbul'u terkedip Ankara'ya döndü. Bu kez, 'aydın düşmanı' kesildi. Her iki yazısından birinde 'liberal aydınlar'a nefretini satırlara döküyor. Aşamadığı bireysel psikolojik sorunlarını aşabilmesinde bizler yardımcı olamayız. Ama oynamak istediği 'rol'ün teşhis edilmediğini zannediyorsa, yanılıyor. Bir de 'jurnalcilik' yaparak Türk Silahlı Kuvvetleri'nden siyasi ihtiraslarını gerçekleştirebilmek için 'temiz kağıdı' almaya çalışmasına gerek yok. 'Derin devlet' tanımıyla, doğrudan, kendisinin sahip olduğu zihniyeti paylaşanları ve kendisiyle aynı safta, Türkiye halkının demokratikleşme ve refaha erişme özlemlerini hançerleyenleri kastediyoruz. Daha önce vurguladığımız gibi, Türkiye'de 'ayırım çizgisi', artık sağ-sol değil; Türkiye'nin 'ulusal hedefi' olarak AB'yi görenler ile AB ve demokrasi karşıtlarını ayıran sınırda. Biz, ülkenin yüzde 70-80'i ile aynı saftayız...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |