T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ulusalcı sağ ile ulusalcı solun buluştuğu nokta

Türkiye'de, özgür dünyayla sağlıklı bir ilişkiye geçilmesini, Avrupa'yla bütünleşmesini, demokrasi ve refaha yönelik bir uzlaşma ve hoşgörü ortamının hakim olmasını istemeyenlerle, bu değerlerin ve hedeflerin mücadelesini yapanlar arasındaki saflar giderek keskinleşiyor.

'Solcu' diye bilinen, ama aslında oldum olası 'cuntacılığı' ve 'tepeden inmeci' bir despotizmi savunan İlhan Selçuk'un, eski görüşlerinde herhangi bir değişiklik olmayan MHP ile sıcak diyalogu bunun son göstergesi.

Bu yakınlaşmaya DSP de sahip çıkıyor. Bülent Ecevit'in, Milliyet'te Fikret Bila'nın köşesini kullanarak yazdığı yazıya bakılırsa, bu buluşma ulusalcı sağla, ulusalcı solun buluşma noktasıdır. Hatta, 'ulusal çıkarlarda buluşma noktasıdır.'

Bu sözlerle DSP'nin MHP ile koalisyon kurarak, doğru olan bu yola zaten daha önce girdiği anlatılmak isteniyor.

Ecevit, Bila'nın köşesinde devam ediyor:

"Bu buluşmaya neden olan gelişmeye gelince... Birincisi etnik temele dayalı ayrılıkçı akımdır. Kuvayı Milliye ruhunu reddeden bu akım karşısında ulusalcı sol ve sağın buluşması doğaldır, hatta gereklidir.

İkincisi ise laik Cumhuriyet rejimini ortadan kaldırmayı, yerine din devleti kurmayı hedefleyen akımdır. Bu akım karşısında da ulusalcı sağ ve sol buluşması doğaldır, hatta gereklidir. Ortak paydayı Atatürk çizgisi olarak da ifade edebiliriz. Ulusal bütünlük içinde demokratik, laik Cumhuriyet... Avrupa Birliği'ne bakışta da ulusalcı sağ ve solu birleştiren bu çizgidir. Atatürk'ün bakış açısıdır. Bu da Avrupa Birliği'ne fiilen bölünerek ve teslimiyetle değil ulusal kimlik ve çıkarlar korunarak girilmesidir."

Burada savunulan MGK'nin belirlediği 'milli' çizgidir ve bu 'çizgi'nin etrafında birleşen güçler ise, bazan sağ yaftasını bazan da sol yaftasını kullanıyor olsalar da, 'millici' güçlerdir.

Hedef ise, 'bölücü' olarak nitelenen Kürtler, 'şeriatçı' olarak nitelendirilen 'dinciler' ve 'yıkıcı' olarak nitelendirilen 'globalizm' yanlıları.

Sanki, alınan milyarlarca dolar kredi karşılığında IMF'nin her istediğini anında yerine getiren bu kesimlermiş gibi…

Son olayları bu şekilde değerlendirmek gerekiyor.

Ne Ceza Kanunu'nun 159 ve 312'nci maddelerinin ağırlaştırılarak yeniden düzenlenmesi, ne Fogg'un internet haberleşmesinin ele geçirilerek sokağa dökülmesi, ne Öcalan'ın idamı meselesinin gündeme getirilmesi öyle tesadüfi şeyler değil.

Bunların hepsinin birbirleriyle bağlantısı var.

Amaç da çok açık bir şekilde ortada.

Zaten bu olayları tahrik edenler, düzenleyenler ve savunanlar da bunu gizlemiyor.

Amaç Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olarak girmesi ya da girmemesi meselesi de değil.

Mesele Türkiye'de geçerli olan sistemin değişmesi ya değişmemesi meselesi.

Türkiye insanının ve Türkiye'nin özgürleşmesi meselesi…

Sadece Karen Fogg'la ilgili skandala değil, bütün diğer olaylara da bu gözle bakmak gerekiyor.

İlhan Abi'nin Bahçeli ile sarmaş dolaş olmasını da aynı açıdan değerlendirmeliyiz.

Görüşme çok sıcak ve dostane geçmiş. Kısa geçmesi beklenirken uzamış da uzamış.

Meğerse ne çok konuda iki taraf da aynı şeyleri düşünüyorlarmış!..

Şimdiye kadar birbirlerinden uzak kaldıklarına yazık!..

1980 öncesinde Cumhuriyet ve İlhan Selçuk okuduğu için Bahçeli'nin arkadaşları tarafından kaç kişi öldürülmüştü? Kuşkusuz bunun tersi de olmuştu. Ama şimdi bu cinayetleri hatırlayan bile yok.

Geçmişte niye çatışır görünüp de iki taraftan da onca masum insanın ölününe neden oldular acaba?

Peki bu yapay kavgayı kimin adına yaptılar o zaman? Ya da bu cinayetler hangi güçlerin değirmenine su taşıdı? Bunlar hep tartışılmalı. Bu hesaplar iki tarafa da sorulmalı…

Bu görüşmenin özeti şu: Yeni bir 'Kuvayi Milliye' ruhunun doğduğu ortaya çıkmış.

İlhan Abi'nin sütununda silahlı kuvvetleri, MGK'yı eleştirenlere veryansın ettiğini, AB'ye karşı çıktığını biliyoruz. Son yazılarında ise MHP hakkında çok iyimserdi.

Görüşmeden sonra, iki tarafın AB konusunda da ortak bir görüş içinde oldukları açıklandı. Farklı olsaydı zaten çok şaşacaktım…

Cepheyi görüyor musunuz? MGK, 'Millici Koalisyon'un protokolünü belirlemiş. Bu protokolün içinde kimler yok ki?

'Ne demokratik ne sol olan' DSP. Bu koalisyon tarafından sık sık kullanılan Doğu Perinçek, arkasından yeni ittifak, Bahçeli-Selçuk ikilisi…

Partilerin hemen hepsi. Silahlı silahsız, devletin bütün güvenlik istihbarat güçleri, büyük-orta bürokratlar, Atatürkçü örgütler, devlet politikalarını amentü belleyen gazete yöneticileri ve yazarları, üniversiteler ve yargı organlarının üst düzey üyeleri ve daha niceleri…

Sosyalist bir parti olan ÖDP'nin bile, bu protokolün öngördüğü tartışmalar nedeniyle bölündüğünü biliyoruz.

"Türkiye değişmesin" diyen bu 'Millici Cephe', görünüşte genişliyor.

Taban olarak genişleyip genişlememesi o kadar önemli değil.

Hatta, halkın neredeyse yüzde 70'inin AB üyeliğini istemesi de pek bir şey ifade etmez. Çünkü bu cephenin zaten halkın eğilimi, genel oy gibi kavramları dikkate aldığı görülmüş değildir.

AB üyeliğini istiyor görünmelerine de bakmayın.

En önemli sloganları, 'AB Türkiye'yi bölecek' yalanı…

Türkiye AB'ye girmesin ve en önemlisi de değişmesin diye tezgahlanan her türlü tertibin bu cepheden çıktığını düşünebilirsiniz.

Onlar buna 'Milli menfaatler' diyeceklerdir.

Katiyyen inanmayın…


28 Şubat 2002
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED