T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Seçim pratiğine teorik çerçeve...

Bu, haftanın son yazısı. Bu köşede bunu izleyen yazı, 30 Temmuz günü yayımlanacak. Yani, 29 Temmuz'da TBMM'nin 'erken seçim tarihi gündemi' ile toplanmasının ardından. Şu andaki 'göstergeler', Meclis'in 3 Kasım 2002'yi 'erken seçim tarihi' olarak kararlaştıracağına işaret ediyor. Dolayısıyla, içinde yer aldığımız dönem, gözlerimizin 'dış dünya'ya giderek kapanacağı, doludizgin seçim girdabına gireceğimiz günler olarak şekillenecek.

Bugünden itibaren seçim gününe 99 gün kaldı. 100 günün altında. Takvim yaprakları birer birer düşecek. Zaman, su gibi akıp gidecek. Artık, Türkiye, 'seçim atmosferi'nde ve 'seçim güzergahı'nda yol alacak. Artık, seçim konuşacağız; seçimle yatıp kalkacağız. İşin gerçeği bu...

Önümüzdeki seçim, Türkiye'nin 'seçim demokrasisi' ya da 'parlamenter demokrasi tarihi'nin en ilginç seçimlerinden biri olacak. Ben, 1954 seçimlerini hayal meyal, 1957 seçimlerini daha net, ondan sonraki seçimlerin hepsini, 1961, 1965, 1969, 1973, 1977, 1983, 1987, 1991, 1995 ve 1999, gayet berrak bir bellekle hatırlıyorum. 1946 ve 1950'yi de epey dinledim. 2002 seçimi, bunların hiçbirine özel olarak benzemeyecek ve pek karşılaştırılamayacak cinsten bir seçim olacak gibi gözüküyor.

2002 seçimini, Ak Parti ve CHP dışında, hiçbir parti 'iştiyakla' istemedi. Ak Parti bile zihninin gerisinde binbir soru işaretiyle bu seçime istekli. Gelgelelim, seçimi istemeyenlerin ve muhtemelen TBMM kapısını bir daha göremeyecek olanların oylarıyla, Türkiye, 3 Kasım 2002'de seçime gidiyor. Bu bile, önümüzdeki seçimi, kendisiyle öncekilerle benzeşmeyen 'ilginç' ve 'özel' bir seçim kılıyor.

Bu seçimi 'kim' istedi de, bunca 'istemez'in oylarıyla, 'istemezler'in 'harakiri' yapması sonucunda seçime gidiliyor?

Öncelikle 'iç' ve 'dış dinamikler' istedi. Bu, 'iç ve dış dinamikler' soyut ve kavramsal bir açıklama. Bu soyut kavramsallığın içine doldurmak gerekirse, 'iç dinamikler'i bir başka 'soyut kavram' ile açıklamak zorundayız: Halk! Tanımı üzerinde mutabakat sağlanamayan ve elle tutulamayan bir kavram bu 'Halk'... Ama öyle. Ankara yani 'yönetim', yönetme iddiasındaki halktan tümüyle kopunca ve zaten bir nebze sahip bulunduğu 'temsil yeteneği'ni hepten yitirince, 'yönetemez' hale geldi. Hükümetteki çatırdama ve partilerdeki parçalanma ve partilerarası 'seyyaliyet'in açıklamasını, bu 'siyaset sosyolojisi'nde aramamız icap ediyor.

Bir başka 'iç dinamik' ise, 'küresel dünya'da 'dış dinamikler'le doğrudan irtibatlı çalışan 'piyasalar'. Bu 'iç dinamik'in yani 'piyasalar'ın 'dış dinamikler'le 'nirengi noktası'nı bir isim sembolize ediyor: Kemal Derviş!

O nedenle, Kemal Derviş, bundan iki ay önce ve hiç beklenmedik bir şekilde, 'Siyasi belirsizliğin ekonominin hayli toparlanan makro dengelerini olumsuz etkileyecek kerteye gelmekte olduğunu, siyasi belirsizliğin ortadan kalkması için bir erken seçimin isabetli olacağını ve ekonominin siyasi belirsizliği ortadan kaldıracak bir seçim tarihi saptanmasına dayanacağını' söylemişti ve kıyamet kopmuştu. Başta hükümet ortakları, bu arada onu arkalayan TÜSİAD vs. 'olmaz' diye haykırmışlar; siyaset esnafı, onu Türkiye gerçeklerini bilmemekle suçlamıştı.

Oysa, aradan birkaç hafta geçti; onun dediği noktaya geldik işte. Çünkü, o 'iç ve dış dinamikler'in 'nirengi noktası' idi. 'Durum'u böyle okuduğumuz için, hatırlarsanız, o tarihlerde 'Kemal Derviş'i izlemenin isabetli olacağını' ve Türkiye'nin 'bir erken seçime kaçınılmaz biçimde yol aldığını' yazmıştık.

Gelelim, 'dış dinamikler'e... En başta, AB geliyor. AB, Türkiye'yi kendine doğru çeken bir 'manyetik alan'. Ancak, mevcut yönetim yapısı ve temsil yeteneğini yitirmiş 'siyasal üst yapısı' ve çalkantılar içindeki 'piyasalar'ı ve Ankara'ya güveni yokolmuş halkı ile, Türkiye, bu 'manyetik alan'a doğru çekilmeye direnmekteydi. Türkiye'nin bu haliyle 'genişleme takvimi' hızla ilerleyen AB'ye doğru yol almasının imkanı yoktu. O yüzden, bir 'erken seçim'i, AB adındaki 'dış dinamik'in 'görünmez elleri' getirdi.

Aynı şekilde, Amerika'nın 'Irak senaryoları' da, bir başka 'görünmez el', yani 'dış dinamik' olarak hükmünü icra etti.

Bu şartlar altında yol alınan bir seçimden kaçmak, imkansız. 'Kötümserler camiası', AB uyum yasaları çıkarılmadan, siyasi partiler ve seçim yasalarında değişiklik yapılmadan, 'mevcut siyasi aktörler'le gidilecek bir seçimin sonucu olarak da 'kötümser senaryolar' üretiyor ve dudak büküyorlar.

Böyle bir 'mutlak şart' yok. Bu seçimin en önemli, anlamlı ve değerli sonuçlarından biri, 12 Eylül 1980'in bozduğu ve 28 Şubat'ın daha da karmaşıklaştırdığı 'siyasi topografya'nın düzeltilmesinde bir adım oluşturması olur.

Bu ise, 'siyasi merkez'in yeniden inşaında önemli bir aşama kaydedilmesidir. Merkezin sol yanı ve sağ yanı, 'büyük organizmalar'da toparlanmadan, 'siyasi merkez' oluşmaz. Parçalanma ve hatta atomizasyonun devamı, 'depolitizasyon' demektir ve Türkiye'nin başına gelebilecek en büyük bela da budur.

Sağın merkezinin bu seçimde 'merkezi konsolide edecek' ölçüde toparlanamayacağı şimdiden sezilebiliyor. ANAP ve DYP'nin bir diğerine, diğerini eritecek ya da en azından bir 'füzyon'u zorlayacak üstünlük kuramadığı ve her ikisinin önümüzdeki seçimde 'baraj mücadelesi'ne tutuşacağı belli. Bu hal, 'merkez-sağ'ın hangisi hangi oranla -bu 'kahir ekseriyet' olmayacağına göre- önümüzdeki seçimden çıksa bile şu aşamada toparlanamayacağına kendiliğinden 'karine' teşkil ediyor.

MHP, 1999'dan sonra ve üstelik hükümete de katılarak 'boşaltılmış merkez-sağ'a doğru yol almaya gayret etti ama olmadı. Ak Parti, 'merkez-sağ' bir söylemle o 'boşluğa' oturmak istiyor ama 'yönetim profili' bunun 'güvencesi' gibi gözükmüyor. Bununla birlikte, Ak Parti'nin Ankara'daki çapaçulluğa karşı geniş bir 'halk itirazı' ve 'halk öfkesi'nin 'adresi' olarak bir rüzgarı arkasına aldığı da farkediliyor. Ak Parti'nin 'sistemde meşruiyet' elde edebilme arzusu ile önemli bir oy yüzdesiyle parlamentoda yer alması, birbiriyle orantılı.

Ne var ki, bu 'hal', merkezin sağını daha da bulanık hale getirecek bir manzaranın ortaya çıkması ihtimalini ortaya çıkarıyor.

Merkezin solunda bir toparlanma ile 'siyasi merkez'in konsolidasyonu şansı ise, 3 Kasım 2002'ye yaklaşılırken her zamankinden daha fazla gözüküyor. DSP, 'erozyon'da; 'YT' ise milletvekili kazanması gereken bir dönemde, milletvekili yitirmeye başladı. Zaten, 'YT' varoluş tarzı itibarıyla 'bölücü' bir işlev görüyor. Onun, 'toparlayıcılığı'na, bir 'alternatif' sunmasına ilişkin tek 'koz', kendisi başlıbaşına bir 'dinamik' haline gelen Kemal Derviş'in orada yer alacağı beklentisi.

'Zaaf' tam da bu noktada kendini gösteriyor. Kemal Derviş, bugüne dek orada 'alenen' yer almadı. 'Alenen' yer almadığı her geçen gün, zaten 'raşitik bir doğum'la dünyaya gelen ve hala 'medya kuvözü'nde yaşatılmaya çalışılan 'YT'nin 'hayatta kalma şansı'nı azaltıyor.

Varsayalım ki, Derviş geldi ve 'YT'ye katıldı; öyle (ve böyle zayıf) bir ihtimalde 'YT' tam anlamıyla 'bir bölen' konumuna gelecek. 'YT' Derviş'le 'derme çatma bir partileşme sığınağı'ndan, bir 'fraksiyon partisi'ne geçiş yapmış olur. Hepsi o kadar. Çünkü, 3 Kasım 2002'ye bu kadar kısa bir zaman kalmışken, Anadolu'yu, herbiri üç yıllık bir iktidar döneminin tüm günahlarını taşıyan 'handikape mensupları' ve bazılarının ardında uçuşacak olan 'yolsuzluk dosyaları'yla ayağa kaldırarak, büyük bir oy yüzdesi sağlamaları, mümkün değil. Bu arada, Kemal Derviş'ten aldıkları güçle bir miktar ayağa kalkar gibi olsalar bile, Derviş'i 'sakalları kesilmiş Samson' haline getirerek, onu güçten düşürmüş ve Türkiye'de oynayabileceği rolün önünü kesmiş olacaklar. Milletvekili Kemal Derviş, size ilginç geliyor mu? Kendisine bile gelmiyor.

Bir başka varsayım, Kemal Derviş'in, 'yenilenmiş bir vitrinli', yeni söylemli, Türkiye'nin en köklü partisi CHP'ye yönelmesi. Şu ara 'barajı aşma garantisi'ne sahip CHP'nin, merkezin solunda oluşturacağı toparlanmayla, aslında 'siyasi merkez'i tahkim edeceğini görebiliyor musunuz?

Seçim kararı alacakların büyük bölümünün olmasını istemediği ama olmasının önüne geçemedikleri ve geçemeyecekleri 'erken seçim'i, niçin Ak Parti ve CHP'nin istediğini, bu yazılanlar ve yazılmayanları, anlarsanız, anlarsınız...


27 Temmuz 2002
Cumartesi
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED