|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Amerika'nın bölge ülkelerinin ciddi rahatsızlıklarına rağmen hazırlıklarına giriştiği Irak harekatının amacı Saddam Hüseyin'i devirmek mi, yoksa Filistin'de ilk örneklerini gördüğümüz Ortadoğu'yu yeniden yapılandırma planının önemli adımlarından biri mi? Cenin katliamı ve sonrası uluslararası hukuku işlevsiz hale getiren, katliamı incelemek için bölgeye gönderilen BM heyetine izin vermeyen ABD, Gazze'de 9'u çocuk 15 kişinin katledildiği saldırıdan sonra da İsrail'i hedef alan tepkileri engelledi. Filistin'de yaşananlar ile Irak'a saldırı arasında ne tür bir ilişki var? Filistin ve Irak'taki yönetim değişikliği dayatmasının amacı ne? Ortadoğu Cephesi'nde hangi ülkeler hedef alınacak? Saddam sonrası Irak'ın bütünlüğü korunacak mı? ABD ordusunun "Millennium Challenge 2002" adıyla başlattığı tatbikat ve uygulanan senaryo hangi ülkeyi ve stratejik su yolunu hedef alıyor? "Bush-Şaron Doktrini" olarak tanımlanan "yakın tehlikenin bertaraf edilmesi" politikası hangi ülkeleri potansiyel tahdit olarak algılıyor? İran, Irak, Türkiye hatta Endonezya gibi ülkelerden hangisi ABD ve İsrail için "yakın tehlike" olarak görülüyor? Tatbikata Hazine, Enerji ve Dışişleri yetkililerinin de katılması askeri darbeden sonra kurulacak "şirket hükümetleri" modeli için hazırlık amacı mı taşıyor? Filistin'den Basra Körfezi'ne uzanan hattın yeniden yapılandırılmasında Hazar enerji kaynakları ve Ortadoğu petrolleri açısından ne tür bir ilişki var? Kıbrıs sorunu bu açıdan ne anlam ifade ediyor? Bu sefer İsrail'in askeri gücü kullanılacak
Hedef Saddam Hüseyin'in devrilmesiyle sınırlı değil. Filistin'de başlayan süreç Irak'la yoluna devam edecek ve Doğu Akdeniz'den Basra Körfezine uzanan kuşak denetim altına alınana kadar sürecek. "İran, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin hattı" ABD ve İsrail'in ekonomik, siyasi ve askeri denetiminin dışında. Bu bölge yeni Amerika ve İsrail'e karşı bölgesel muhalefetin merkezi. Ortadoğu cephesi, "ABD-İngiltere-İsrail üçgeni"nin "hegemonya/kaynak savaşı"nın ağırlık merkezlerinden biri. Kafkaslar ve Orta Asya'dan sonra Ortadoğu'da da Doğu Akdeniz'den Basra Körfezi'ne uzanan kuşak üzerindeki bütün yönetimlerin terbiye edilmesi amaçlanıyor. Yani kısa vadede Suriye, Ürdün, Lübnan, orta vadede ise İran ve Türkiye derinden sarsılacak. Irak'ın parçalanması, ABD ve İsrail'e en yakın ülke olan Ürdün'ün de parçalanmasına, daha sonra Filistin'de bir kukla yönetimin kurulmasıyla sonuçlanacak. George Bush'un Filistin Devleti için üç yıl sonrayı işaret etmesinin nedeni de bu. Israrla tekrar edelim: Kafkaslar, Orta Asya, Güney Asya ve Güneydoğu Asya hattı üzerindeki hegemonya savaşının "Ortadoğu cephesi" ile birleştirilip, bütün bu bölgelerdeki enerji kaynakları üzerinde merkezi bir otorite kurulması amaçlanıyor. Orta Asya enerji kaynaklarını dünya pazarlarına ulaştıracak üç önemli nokta var: Afganistan-Pakistan hattı, Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz. Üç bölge de birbirini tamamlıyor. Enerji kaynakları üzerinde merkezi bir denetim kurulabilmesi için de üç bölge üzerinde merkezi bir kontrol kurulması gerekiyor. Orta Asya ve Ortadoğu'dan sonra ise Endonezya eksenli Güneydoğu Asya cephesi dünya gündemine oturacak. "Millennium Challenge 2002" tatbikatının hedefinin de, dünya ticaretinin büyük bölümünü sağlayan Malaka Boğazı'nı kontrol eden, bölgesel enerji kaynaklarının merkezinde bulunan Endonezya olmasının nedeni de bu. Bütün bunlar, İsrail'in etkinliğini Basra Körfezi'ne kadar yayacak. Irak savaşı sırasında Saddam'ın İsrail'e füze saldırıları bu sefer karşılıksız kalmayacak. ABD'nin Şaron yönetimini ısrarla güçlü tutmasının nedeni de bu. İsrail'in bu sefer savaşa gireceği hesaplanıyor. Şaron yönetiminin Irak'a karşılık vermenin ötesinde ABD'ye karşı oluşacak bölgesel muhalefetin kırılmasında da etkin rol alması bekleniyor. Yani, Irak'ın yanısıra, Lübnan, Suriye ve İran merkezli bölgesel tepkiyi kırmak için bu sefer açıkça İsrail'in askeri gücüne başvurulacak. Türkiye ve Ürdün'ü de içine alan ABD-İsrail ekseni, Doğu Akdeniz'den Basra Körfezi'ne uzanan kuşağın direncini kırmayı amaçlıyor. Bu durumda Türkiye ile Arap dünyası arasında yepyeni sorunların çıkacağı muhakkak. Türkiye, İran ve Suriye direnebilir mi?
Irak harekatı, Saddam yönetiminin devrilmesiyle sınırlı olmadığı, küresel savaşın Ortadoğu cephesi olduğu için kapsamlı bir proje. Dolayısıyla bölge ülkelerinin buna direnç göstermesi çok zor. İran, Suriye, Türkiye ve bölge ülkeleri ABD'nin planından endişeli. Ancak Irak saldırısını boşa çıkarmak ABD'nin 11 Eylül sonrası başlattığı küresel savaşı yolundan çevirmek anlamına geliyor. Bu da şimdilik mümkün değil. Bölge ülkeleri arasında bu anlamda bir dayanışmanın olduğundan söz etmek mümkün değil. Avrupa Birliği ve Rusya da bunun farkında. Dolayısıyla, ABD'yi planlarından vazgeçirecek bir direnci bölge ülkelerinden beklemek zor. Bölge ülkeleri ancak savaşın yıkıcı sonuçlarını en aza indirgeme konusunda etkili olabilirler. Ürdün, Kuveyt ve Türkiye, harekatta en etkin rol oynayacak ülkeler. Özellikle Türkiye ve Ürdün "ABD-İsrail ekseni"nde yer almanın getirdiği "yükümlülükle" karşı karşıya. ABD bu iki ülke ile karar aşamasında müzakerelerde bulunmaya gerek görmüyor. Ancak üslenilecek rol ve sonuçlar hakkında danışacak. Ancak Suudi Arabistan'ın durumu farklı. Riyad yönetimi sosyal endişeleri nedeniyle öne çıkarılmayacak. Kürt Devleti, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs...
Saldırı sonrası Kuzey Irak üzerinde bir daha Bağdat merkezli bir otorite tesis edilemeyecek. Yani Irak'ın toprak bütünlüğünün korunacağına Türkiye dahil, hiçbir ülke inanmıyor. Türkiye'nin tek endişesi Kuzey Irak'ta kurulacak Kürt Devleti. Ankara'nın bu endişeleri muhtemelen bazı imtiyazlarla giderilmeye çalışılacak. Mesela, Afganistan'da olduğu gibi Türkiye'nin bölgede jandarma rolü oynaması, Türkmenler ekseninde imtiyazlar elde etmesi mümkün. Kıbrıs da burada gündeme giriyor. Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye tam üye olmadan AB'ye "teslim edilmesi"yle Türkiye'nin çok önemli enerji kavşağı haline gelen Doğu Akdeniz'deki pozisyonu ciddi oranda zayıflayacak. Türkiye'nin politikası harekata direnmekten ziyade yıkıcı sonuçlarını en aza indirgemek şeklinde. İmtiyazlar Ankara'yı ikna eder mi? Hayır... Türkiye, Kürt Devleti'nin kurulmasının getirdiği güvenlik endişeleriyle Saddam sonrasında şimdiki politikasını değiştirebilir. Ancak o zaman geç kalınmış olacak. Senaryolar arasında bölgede güçlenen ve Amerika-İsrail'e yönelen, bölge yönetimlerini korkutan edecek öfkeyi hesaba katan yok. Oysa Ortadoğu'nun yeniden biçimlenmesinde en belirleyici güç, 11 Eylül sonrası "İslam-terör" formülüyle başlatılan küresel savaşın beslediği öfke olacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |