T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
YTP: "Kilolu devlet"ten "Sırım gibi devlet"e!

Şu sıralar elimde olan güzel bir kitap Platon'un şu pek güzel sözleriyle başlıyor: "Filozof şeyler hakkında sinoptik (eşgörüm?) bir bakış açısına sahip olan kimsedir." Ne güzel bir tarif; gerçekten de filozofu diğer "bilenler"den ayıran en önemli fark bu değil midir?

İsterseniz, Platon'un bu pek güzel sözlerinde yer alan "filozof" sözcüğünü "siyasetçi" olarak değiştirip tekrar okuyalım. Nasıl, hiç de fena olmadı değil mi? Gerçekten de, "filozof" kadar olmasa da, "siyasetçi"nin tarifi de böyle olmalıdır. Yani "şeylerin", etrafımızda olup bitenin tamamını gözden kaçırmayan bir bakış açısına sahip kimse...

"Siyasetçi"den de beklenen bu tavır, olumsuz bir örnekten hareketle açıklamak gerekirse aşağı yukarı şöyle bir şeydir:

Bildiğiniz gibi bugün ülkenin bütün siyasi partileri ve siyasetçileri başta "gençlerimiz" olmak üzere toplumun her kesimine AB yoluyla ulaşılacak "parıldayan bir istikbal" tablosu çizme yarışı içindedir. Ancak ne var ki "olup biten hakkında sinoptik bir bakış açısı"ndan yoksun olduklarından aralarından hiçbiri ciddi olarak Beykoz Şişe-Cam'da yaşananlardan söz etmemektedir. Dikkat ettiyseniz, Beykoz Şişe-Cam'la ilgili bize ulaşan hemen hemen tek haber, "Polisin fabrika etrafında güvenlik önlemlerini artırdığı" spotundan ibaret. Ve tabii biraz da, gelişmelere uygun "sos" kabilinden Beykoz cam işçiliğinin ta Osmanlı'dan beri nasıl önemli olduğu, "çeşm-i bülbül"lerin vesaire ne muhteşem birer sanat eseri olduğu yolunda "folklorik" bazı bilgiler...

Düşünün, AB'ye ayağını basma mücadelesinde birbiriyle yarışanların Beykoz'da 1000'e yakın işçinin sokağa atılması hakkında tek bir laf ettikleri yok! Beykoz Şişe-Cam Fransa, Almanya, İspanya gibi bir AB ülkesinde kapısına kilit vurulmaya çalışılan bir fabrika olsaydı ortalığın bizdeki gibi böyle güllük gülistanlık olacağını mı sanıyorsunuz?

Benzer bir durumda söz konusu ülkelerdeki toplumsal muhalefetin "yeni"si ve "eski"siyle bütün siyasi partileri önüne katıp kovalayacağından hiç mi hiç kuşkunuz olmasın! Hani Şişe-Cam çok başarılıydı; cam eşya ihracatında dünyanın sayılı kuruluşları arasındaydı; bu kuruluş bugünlerde Attilâ İlhan'ın büyük ölçüde AB karşıtı "sayıklamalar"dan ibaret olan "siyasi yazıları"nı yayımlamakla meşgul olan Türkiye İş Bankası'nın şanına şan katıyordu... Kısa sürede ne oldu bitti de, Şişe Cam'a düzülen methiyeler yerini aniden "Polis fabrika etrafında güvenlik önlemlerini artırdı" spotuna bıraktı? Hadi kolaysa şimdi gidin de Beykoz işçilerine "küreselleşmenin gerekleri"nden, "AB'ye uyum süreci"nden, ekonomik açıdan verimli olmayan kuruluşların kapısına kilit vurulması zorunluluğundan filan söz edin! Hatta bu "aydınlatma" çalışmasına ilişkin bir de önerim var: Bu işi, Radikal'den Enis Berberoğlu'nun "Erken doğum çocuğu" olarak nitelediği Yeni Türkiye Partisi (ve mümkünse Hüsamettin Özkan başkanlığında bir heyet!) yapsın! Fena mı olur, böylece önümüzdeki seçimlerde Beykoz'da da "tulum" çıkarırlar...

Evet, Berberoğlu, geçen günkü yazısında Yeni Türkiye Partisi'nden "Erken doğum çocuğu" diye söz ediyordu. Berberoğlu'nun Mesut Yılmaz'ın AB konusunda görüşlerini almak için çıktığı "liderler turu"nda İsmail Cem'den aldığı cevaba ilişkin yorumuna hiç sözüm yok. Hatta, Cem'in idam ve Kürtçe konusunda hatırlattığı "istismar" meselesine ilişkin şu yorumu harika: "Ama idamın neresini başka kim, neden istismar edecek? Ya da tersini düşünürsek, bu istismarı sınırlamak için Galata Köprüsü'nde birkaç kişiyi sallandırmak mı gerekecek?"

Benim itirazım Berberoğlu'nun Yeni Türkiye Partisi'nden "Erken doğum çocuğu" olarak söz etmesi. Ben bu "çocuk"un hiç de öyle olmadığını, hatta tam tersine bu "çocuk"un yıllar önce Türkiye'de de çok okunan ve Türkçeye "Tanrı Baba'nın Hatıra Defteri" adıyla çevrilen hikayede olduğu gibi haddinden fazla "yaşlı" doğduğunu düşünüyorum! Hatırlayacaklarınız mutlaka vardır; hikayenin çok "yaşlı" doğan kahramanı giderek gençleşecek ve "doğacak"tır.

Madem söz ister istemez YTP'den açıldı, bu partinin niçin "yeni" ve "genç" olmadığı kanaatine nasıl vardığımı da açıklayayım: 23 Temmuz tarihli gazetelerde yer alan "YTP Programı"nı ben de dikkatle okudum. "Yeni" olarak ilgimi çeken tek cümle, Türkiye'deki devlet yapısının bugünü ve yarınına ilişkin şu cümleydi: "Etkin verimli olan, kilolu değil, sırım gibi, insanının yanında duran güçlü bir devlet." (!) Hakkını verelim; "devlet" hakkında bugüne kadar "kilolu" ve "sırım gibi" sıfatlarını kullanan "program" ya da değil, hiçbir siyasi metinle karşılaşmamıştık. Yahu neler oluyor; bir siyasi parti mi kuruluyor, yoksa "kilolu devlet"in bakıma alınacağı "Sağlıklı Yaşam Merkezi" mi açılıyor?

YTP'nin "yeni"liğine dair bende ikinci kuşku, partinin amblemini görünce belirdi.

Onu da hatırlıyorsunuzdur. Hani şu, ABD'de "Genç erkekleri hayata hazırlamak" amacıyla kurulan "sapık ideolojik" (!) bir örgütün ambleminden uyarlanmış parti amblemi. Çömelmiş bir baba küçük kızına (aslında oğluna) istikbali işaret ediyor! Bu amblemi YTP için bulup uyarlayan kişinin Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül olduğunu da öğrendik. ("Yakışır!" dediğinizi duyar gibiyim!) Bir parti amblemi bu kadar "yeni" olabilir... ("Ampul" de büyük bir yenilikti ama şimdi sırası değil.) İsterseniz yazıyı bitirmeden bu amblem konusunda da bir öneri getireyim: Bence YTP bu amblemdeki "kız çocuk" figürünü hemen terketmeli, onun yerine başında kaskı, elinde İngiliz anahtarı ve üzerinde tulumuyla bir işçi figürü koymalıdır. Parti ambleminin bu yeni halinde çömelmiş "Beyaz Türk" baba figürü, önündeki işçiye istikbali işaret ediyor olacak. Ve tabii bu amblemle doğru (mümkünse yine Hüsamettin Özkan başkanlığında bir heyetle) Beykoz Paşa Bahçe'ye...


27 Temmuz 2002
Cumartesi
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED