|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugün bir e-mail aldım; okuyucum aynen şöyle soruyor: "Medya-Tayyip Erdoğan yakınlaşmasını sorgulayan, 'acaba karşılıklı bir şey mi alınıp verildi' diyerek bu yakınlaşmanın altında dile dökülmemiş bir pazarlık bulunduğunu ima edenler gerçekte Tayyip Erdoğan'ı mı korumak istiyor?" "Bilmiyorum" diye yanıtladım. Gerçekten bilmiyorum. Her siyasetçi, herkesle, her kurumla, her odakla görüşebilir. Amaç, Türkiye'nin yönetimiyse, karar mekanizmalarında söz sahibi çevrelerle teşrik-i mesai de kurulabilir. Doğaldır. Ama, medyayla ilişki kuran herkesin, medyanın istediği biçimde kişilik yamulmasına maruz kalacağı görüşüne katılmıyorum. Medyayla ilişki kurmak ne "aşağılık duygusu"ndan kaynaklanmaktadır, ne de kendine güvensizliğin eseridir. Doğan Grubu Tayyip Erdoğan'a karşı Frankfurt sonrası tavır değişikliğine gitti. Bu doğru. Fatih Altaylı örneğin, "Teke Tek" programında, eski hırçın, cerbezeli kimliğinden uzak, daha mülayim bir portre çizdi ve konuğunu rahatsız etmeden, ilk kez akıllı uslu bir program yaptı. Ertuğrul Özkök, müteaddit defa, AK Parti'nin bir "meşruiyet sorunu" bulunmadığını yazdı. Güneri Cıvaoğlu ve Hasan Cemal ha keza... Bütün bunları "kartel medyası"nın "artı" hanesine kaydedebilir miyiz? Şöyle düşünülebilir: Tayyip Erdoğan, iktidara yürüyen bir partinin genel başkanıdır. Başbakanlığın da en kuvvetli adayıdır. Doğan Medya, iktidarlarla dirsek teması kurarak "hayatiyetini" sürdüren bir grup olduğu için, geleceğin Başbakanına yatırım yapmakta, iyi geçinmenin yollarını aramaktadır. Bu da doğal. Meselenin Tayyip Erdoğan açısından nasıl göründüğünü ben de bilmiyorum. Bu, sadece ve sadece Tayyip Erdoğan'ın sorunudur. Tayyip Erdoğan bir grubun, bir kliğin, bir cemaatin Başbakan adayı olmadığına göre, nasıl davranacağına, kimlerle teşrik-i mesai kuracağına, hangi odaklarla cepheleşeceğine yine kendisi karar verecektir. Anladığım kadarıyla Tayyip Erdoğan "medyayla sorunlu" olmak istemiyor. Bu da çok doğal. Karşıtlıklardan ve çatışmalardan beslenen siyasetin ne Tayyip Erdoğan'a, ne AK Parti'ye, ne şu cemaate, ne bu gruba yararı var. Fakat yine de merak ediyor insan: Bazı İstanbul Büyükşehir Belediyesi görevlilerinin uçurduğu iftiralar kartel gazetelerinde çarşaf çarşaf yayımlanırken Tayyip Erdoğan korunmaya daha çok muhtaç değil miydi? Bugün Hadim-i Tayyip kesilenler niçin o zaman tepki vermedi? Bir belediye bürokratı (ismi lazım değil), İçişleri Bakanlığı Müfettişi Candan Eren'i makamına çağırıp eski belediye yönetimiyle ilgili güya ifşaatlarda bulunmuş, ardından bir dizi yolsuzluk operasyonu başlamıştı. Operasyonlar çerçevesinde yığınla insan gözaltına alınmış, bir çok "sanık" işkenceden geçirilmiş, kadınlar ve çocuklar rehin tutulmuştu... Amaç neydi? Tayyip Erdoğan'ı yok etmek değil mi?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |