T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Yazar ve siyasetçi

Zor bir iş yapıyoruz. Bu sütunlar, pek çok değer yargısının kesişme ürünü halinde oluşuyor. Dünya görüşünüz, ülke ve toplum gerçekleri, bugün ve gelecek değerlendirmeleri, jeopolitik-jeostratejik şartlar, sevgileriniz, öfkeleriniz etkili oluyor. Takdir ediyorsunuz, eleştiriyorsunuz. Mayınlı bir alanda yürüyorsunuz.

En büyük zorluğu siyasi tahlillerde yaşadığımızı itiraf etmeliyim. Siyasi tahlillerde ve bilhassa eleştiri ihtiva eden siyasi tahlillerde... Ve bilhassa akraba çevrelerde... "Seni seviyoruz savunan adam" diye yazdığınızda altın adamsınız, bir üslup eleştirisi yaptığınızda "iman"ınıza kadar her şeyiniz sorgulanır. Cezaevine düştüğünde "Seninle Anadolu yollarına çıkarım" diye yazar ve yere göğe konmazsınız, gözünün üstünde kaşın var dediğinizde de derhal kılıçlar çekilir.

Cuma günkü "Frankfurt kriterleri (?)" başlıklı yazım, AKP yönetiminden büyük tepki gördü. Gazete yönetimi dahil neredeyse 7 düvel arandı ve üzüntüler ifade edildi, uyarılmam istendi. Onlara göre "iftira etmiştim!" Daha önce de böyle bir eleştirel yazım sebebiyle Tayyip Bey'le tartışmıştım.

Bu tür itirazlar, daha önce RP – FP döneminde genelde bu iki partinin tabanından gelirdi. Allah var, sayın Erbakan'dan da sayın Kutan'dan da bugüne kadar yazdığım, bazan çok sert eleştiriler karşısında dahi nezaketten başka bir tavra şahit olmadım. Tayyip Bey ve çevresi, eleştiri olarak bile nitelenemeyecek, hatta onlar üzerinde oluşturulmak istenen kuşkuları gidermeye yönelik yazılar karşısında bile olağanüstü duyarlılık sergiliyorlar. Acaba beni çok sevdikleri ve dosttan gelen gülden incindikleri için mi, yoksa çevrede oluşan ve lidere iletilen "Bu yazılar tabanın kafasını karıştırır başkan" yollu kaygı sebebiyle mi?

Doğrusu şaşırıyorum. Doğru bulmuyorum bu tepkileri...

Tayyip Bey Belediye Başkanı olduğunda tebrike gitmiş ve kendisine "Sizinle hiçbir çıkar bağı olmayan bir ekip oluşturun, her ay size dışardan nasıl göründüğünüzü söylesinler" diye tavsiye etmiştim. Bana göre medyadaki ivazsız – garazsız yazıları böyle okumalı bir partinin yöneticileri... Eğer AKP yöneticileri benim yazılarımda bile "garaz" aramaya başlamışlarsa, gerçekten onlar adına üzülürüm. Eğer dost kalemlerden sadece "övgü" bekleme durumunda iseler, gerçekten kendilerine yazık ediyorlar diye düşünürüm. Ve eğer, içlerinde benim de yakın dostum bulunan çevre, benim sonunda soru işareti bulunan "Frankfurt Kriterleri?" başlıklı yazımı, liderlerine böyle öfkeler uyandıracak biçimde takdim ediyor, içlerinde hiçbiri "Başkan bu yazıyı bir de şöyle okuyalım" diyemiyorsa, bu partide de bir "çevre" problemi oluştuğunu düşünür, daha çok üzülürüm.

Ben, bir taraftarın bile partisi ile ilişkide sağlıklı bir "murakabe ve destek" dengesi kurması gerektiğine inanıyorum. Murakabe, yani sürekli bir denetim. Destek yani, partisinin arkasında durmak. Desteğiniz olmazsa, partiniz görüşlerinizi değişik platformlarda güçlü biçimde savunamaz, iktidarsa iktidarını koruyamaz, muhalefetse etkin bir muhalefet yapamaz, denetiminiz olmazsa, partiniz dar zamanlarda rotasından kayabilir. Bir parti, ancak seçmeninin desteğini ve murakabesini arkasında hissettiği, ve bu destek ve murakabeyi önemsediği ölçüde dengeli ve etkili politikalar yürütebilir. Türkiye'de her iki alanda da zaaf vardır. Yönetimler tabanı sadece destek planında önemser, murakabeye kızar. Seçmen de, destekte de murakabede de, bir oyun ağırlığının farkında değildir. Bunun sonucu iktidarlar siyaset dışı güçler tarafından kolayca devrilir, ya da parti ve milletvekilleri kolayca seçmenle sözleşmelerinin dışına çıkar. Bu, Türkiye siyasetinin temel sancılarından biridir.

Hiç olmazsa yazarlar yerine getirmeli bu temel işlevi. Haklı ve zor zamanlarında siyasetçinin ve partinin (herhangi bir partinin) arkasında durmak, yanlışlarda da (kılıçlarıyla olmasa bile) "Bu yanlış" diyebilmek... "Şu üzerindeki gömleğin hesabını ver" diye sesini yükseltmek... (Bu dili AKP camiasının çok iyi anlayacağını biliyorum)

Bu da pek olmuyor Türkiye'de... Taraftarlar ve düşmanlar oluşuyor, herkes birbirini böyle kategorize etmeyi seviyor ve farklı olan yadırganıyor.

Ben, Erbakan'ın yargılandığı zaman yazdığım "Seni seviyoruz savunan adam" başlıklı yazımın RP camiasında o kadar ilgi görmesinin arkasında Erbakan'a gerektiği zaman yapmaktan kaçınmadığım eleştirilerin etkisi olduğunu düşündüm hep. Erbakan'a taraftar muhitlerde pek çok sempati yazısı yazılmış ama o kadar ilgi görmemişti. Gerçek şu: Zamanı geldiğinde eleştirebildiğiniz bir insana, bir başka zaman destek veriyorsanız, bunun etkinliği çok daha fazla oluyor. Hiçbir zaman eleştiremediğiniz, her zaman desteğinizin elde bir göründüğü durumlarda, zor zamandaki desteğin etkisi de sınırlı oluyor.

Kendimizi sade bir seçmen olarak da düşündüğümüzde irademizi hiç kimseye ipotek etmeme gibi bir kıskançlığımız olmalı inancındayım. Bilmeli ki öne çıkan siyasetçi, "Bu ülke seçmeninin desteğini elde etmek zordur, murakabesi çetindir." Ve düşünmeli: "Onun için ben de demir leblebi gibi bir siyasetçi olmalıyım."

Bedelini sadece siyasetçi ödemiyor çünkü siyasi kadroların yaptığı işlerin; tüm topluma ödetiliyor bedeli.

Biraz "Doğrucu Davut" olduğumu kabul ediyorum. Bu, pek sevilmese de, yaptığı her işin bir yerlere yazıldığını, bir gün er geç murakabe masasına yatırılacağını bilenler için yararlanılacak bir duruşu temsil eder, inancındayım.

Eleştirilerden ben de yararlanıyorum, son yazıma yönelik tepkiyi de önemsedim. "Maksadını aşan" bir ifade var mı diye yeniden baktım o yazıya, ve özetle "Düne kadar sizi boğmaya çalışan çevrelerle ilişkiyi geliştirirken, kamuoyunun bunu nasıl algılayacağını da düşünmek gerekir, 'biz ne yaparsak içinize sindirin' demek tartışmaları bitirmiyor" mesajının verildiğini gördüm. Bu mesaj, eğer sağlıklı düşünülürse AKP'ye katkıdır. AKP asıl, bu sütunların "bırakın ne halleri varsa görsünler" gibi bir halet-i ruhiye içine sürüklenmesinden endişe etmelidir. AKP'nin başarılı olmasını, ama topluma ve kendi tabanına bedel ödetmemesini daha çok istiyorum. Ya da asıl başarının bu itiyat payı içinde gerçekleşebileceğini düşünüyorum. Çok yaralandı insanımız çünkü.

Ve ey çevre, sizin için üzülüyorum.


29 Temmuz 2002
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED