|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Rusya'nın İslam Konferansı Teşkilatı'na (İKT) üye olmak için harekete geçtiği haberini okuduğumda şaşırmadım desem hata etmiş olurum. Rusya ülkesinde 20 milyondan fazla Müslüman nüfus yaşadığını gerekçe göstererek Müslüman devletlerin üye oldukları İKT'ye üye olmak istediğini bildirmiş ve önümüzdeki zirvede taleplerinin görüşülmesini istemiş. Sadece istemekle kalmamış bazı ülkelerden destek talep etmiş ve bu yönde çalışmalar başlatmış. Bunun son derece önemli bir gelişme olduğunu hemencecik not edelim. Gelişmenin birkaç yönü olduğu gayet açık. Öncelikle İKT'na nüfusun çoğu Müslüman olan devletler üye olabiliyor. Bu açıdan bakılınca Rusya'nın üyeliğinin pek gerçekleşme şansı yok gibi görünüyor. Ancak bu ülkede 20 milyondan fazla Müslüman yaşamakta ve bu nüfus İKT'na üye devletlerin en azından yarısının nüfusundan daha fazladır. Bu büyük kitle ile İslam Dünyasının ilgisiz kalması düşünülemez. Zaten teşkilat içerisinde "Müslüman Azınlıklar" adıyla bir departman bulunmaktadır ve Müslümanların azınlık halinde yaşadıkları ülkelerle ilişkiler koordine edilmektedir. Rusya da bu kategoride bir ülkedir. Hindistan'ın üyeliği mümkün olmamıştı... Rusya'nın bu teşebbüsü aklıma Hindistan'ı getirdi. Hindistan, bilindiği gibi yüz milyondan fazla Müslüman nüfusun yaşadığı bir devlet. Bu açıdan bakılınca dünya üzerinde en çok Müslüman nüfusun yaşadığı ülkelerin başında geliyor. Bu büyük nüfus kitlesiyle İKT'na üye olmaması düşünülemez. Ancak sonuç böyle değil ve Hindistan teşkilata üye olamamıştır. 1969 Eylülünde Rabat'ta gerçekleştirilen ilk İslam Konferansı Zirvesi'ne davet edilenler arasında Hindistan da vardı ve bu ülke temsilcileri geniş bir heyetle Rabat'a gelmişlerdi. Fakat çalışmalara katılmaları mümkün olmamış, ciddi görüş ayrılıklarına, tartışmalara ve sıkıntılara yol açmıştı. Özellikle Hindistan'ın bölünmesiyle ortaya çıkan Pakistan şiddetle itiraz ederek Hindistan'ın zirveye katılmasına engel olmuştu. En fazla gözlemcilik yapabilmişlerdir. Bu örnek ortada dururken Rusya'nın 20 milyon Müslüman vatandaşını gerekçe göstermesi üyelik için yeterli olup olmayacağını önümüzdeki günler gösterecek, ama ben pek ihtimal vermiyorum. Konunun stratejik boyutu önemli... Diğer yandan Rusya'nın bu tavrının stratejik boyutu var ki, bence asıl önemli olan burasıdır. Rusya bu çıkışıyla yeni bir global strateji peşindedir. Doksanlardan bu yana uluslar arası ilişkilerde giderek etkinliği geriye düşen ve kendi iç gelişmeleriyle boğuşmak mecburiyetinde kalan Rusya yeni bir çıkış yapmak ve etkinlik kazanmak istemektedir. NATO'ya üye olması, AB ile ilişkileri geliştirmek istemesi buna yöneliktir. Giderek dünyayı tek başına hegemonyası altına alan Amerika Birleşik Devletleri karşısında bir güç olarak çıkabilmesi için Batı dışı dünyayı kazanması gerekiyor. Sovyetler Birliği döneminde "Marksizm/Leninizm" ile Üçüncü Dünyayı kazanmaya yönelmişti. Bugün bunun anlamı kalmadı. Yeni değer din ve manevi dünyadır. Soğuk Savaş yıllarında Çin Halk Cumhuriyeti Batı ve Doğu blokları dışında kalan dünyaya yönelmiş ve Üçüncü Dünya'nın gelişmesine hizmet etmiştir. Bugün bütün dünyanın ABD hegemonyasına geçmemesi için potansiyel global politika takip etme gücü ve hedefi bulunan ülkelerin Batı dışı dünyayı kazanması ve onlarla birlikte hareket etmesi gerekiyor. Rusya'nın bu son çıkışı bu açıdan değerlendirilmelidir. Rusya bununla İslam Dünyasını kazanmak, ilişkileri geliştirmek ve etkinlik kurmak istemektedir. İKT'nin ta başından beri ABD'nin nüfuzu söz konusu olmuştur. Hatta öyle ki kuruluş yıllarında Sovyetler yanlısı İslam devletleri buna karşı çıkmışlardır. Sovyet yanlısı, mesela Suriye, Güney Yemen, Irak, Cezayir gibi ülkeler İKT'nin kuruluşunu emperyalizmin ve ABD'nin yeni bir oyunu olarak görmüş ve karşı çıkmışlardır. "Red cephesi" olarak anılan bu ülkelerin üyeliği daha sonraki yıllarda gerçekleşmiştir. Bugünse Rusya bile buraya üye olmak istemektedir. İKT için Rusya'nın isteğine olumlu cevap vermek kolay olmayacaktır. Bu ancak stratejik bir değişiklikle mümkün olabilir. Zira arkasından Hindistan'ın, belki de Çin'in ve başkalarının da geleceğini tahmin etmek zor değil. Belki de ilk anda "gözlemci" statüsü verilebilecektir. Bakalım Batı hegemonyasına karşı İslam dünyası bir kutup olabilecek mi?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |