|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Irak işgalinin mimarlarından biri olan ABD Savunma Bakan Yardımcısı Poul Wolfowitz, Saddam Hüseyin yönetiminin 11 Eylül saldırıları ile bağlantısının bulunmadığını ve El Kaide ile de ilişkisinin olmadığını ilk kez itiraf etti. Aynı Wolfowitz, daha önce de Irak'ta kitle imha silahları bulunduğu iddiasını, "dünyayı Irak'a müdahaleye ikna etmek için öne çıkardıklarını" itiraf etmişti. Mahammed Atta'nın 2001 yılında Prag'da Irak Büyükelçisi ile görüştüğüne dair günlerce sürdürülen ve resmi ağızların da katıldığı yalan furyasının zihinlerimizi nasıl rehin aldığını hatırlayalım. İşgal öncesi Türkiye ve dünya kamuoyuna sunulan delillerin nasıl yalan çıktığını düşünelim. Ardından da yanı başımızdaki bir ülkenin, 1. Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu'nun paylaşılmasına benzer şekilde nasıl işgal edildiğini. Beyaz Saray'ın resmi açıklamalarını, Wolfowitz ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in Saddam yönetiminin kitle imha silahları, 11 Eylül saldırıları ve El Kaide ile ilişkileri çerçevesinde ortaya attıkları iddiaları, bu iddiaları güçlendirmek için kurulan ve Wolfowitz ile Douglas Feith'in, ürettiği yalan iddialar nedeniyle hakkında soruşturma açılması istenen Özel Planlar Dairesi kanalıyla hazırladıkları senaryoların bir çok başkenti nasıl oyuna getirdiğini yeniden değerlendirelim. Wolfowitz, Oklahoma bombardımanın arkasında Saddam yönetiminin bulunduğunu bile iddia etmişti. Wolfowitz'in, ABD Savunma Bakanlığı'nın internet sitesinde çözümü yayınlanan söyleşisi, Amerikan askeri gücünü ellerine geçiren Hristiyan ve Yahudi siyonistlerin amaçlarına ulaşmak için dünyanın bir bölümünü alçakça yalanlarla nasıl peşlerinden sürüklediklerini ortaya koyan örneklerden sadece birisi.
Bush: Tanrı beni bunlar için seçti
30 Haziran'da yayınlanan "Bush Yönetiminin Savaş ve Terörizm Hakkındaki 40 Yalanı" başlıklı Steve Perry imzalı yazıda, Amerika'nın 11 Eylül'den bugüne kadar "terörle savaş" ve Irak işgali ile ilgili resmi iddialarının hepsinin yalan çıktığı örneklerle anlatılıyor. Oldukça detaylı bilgilerle hazırlanan yazı, aylardır tartıştığımız konuların nasıl birer senaryodan ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Bush yönetiminin "tezler"inden hiç birisinin doğru çıkmadığı, dünyanın resmi yalanlara nasıl mahkum edildiği yazıda madde madde ele alınmış. 'Terörle savaş'tan Irak'ı işgal gerekçelerine, Afganistan'ın vurulmasından bugün Irak'ta direnenlerin Saddam yanlısı Baasçıların olup olmadığına kadar akla gelecek hemen her iddia ve resmi yalanı tartışan yazar, ilginç notlara da yer vermiş. Bu notlardan biri Tanrı'nın Bush'a Irak'ı işgal görevi vermesiyle ilgili. Yazar, neo-con'ların papazı olarak nitelediği Norman Podhoretz'in "Bush Beyaz Saray'a ilk geldiğinde burada ne yapacağını bilmiyordu. Şimdi ise seçilmesinin bir amacı olduğuna, ikinci kez Hristiyan olan bir kişi olarak, Tanrı'nın kendisini yer yüzünde terörizmi yok etmek için seçtiğine inanıyor" şeklindeki sözlerini alıntılamış. Yine aynı yazıda yeralan, Filistin Başbakanı Mahmud Abbas'ın Bush ile yaptığı görüşmeden sonra İsrail'in Haaretz gazetesine yaptığı açıklama, Bush ve ırkçı ekibinin kendilerine ve dünyaya nasıl baktıklarını ortaya koyması açısından şok edici. Bush Abbas'a bakın ne demiş: "Tanrı bana El Kaide'yi vurmamı söyledi, ben de onları vurdum. Sonra bana Saddam'ı vurmayı emretti, yaptım. Şimdi Ortadoğu'daki problemi çözmekle görevlendirildim." Fas'tan Endonezya'ya kadar bütün İslam coğrafyasında İslami hareketlere, kurumlara, yardım kuruluşlarına ve İslami hassasiyeti olan kişilere savaş açan, İslam'ın sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel söylemlerini yok etmeye çalışan Amerikan yönetiminin başındaki kişi kendisinin "Tanrı tarafından seçilmiş insan" olduğunu ve dünyayı kötülüklerden korumakla görevlendirilen bir misyon adamı olduğunu ilan ediyor. Bu söylemin kamufle ettiği bir başka gerçek var ki o daha vahim: Kendilerini "seçilmişler" olarak kabul eden, Hristiyanlığı ırkçı amaçları için istismar eden, bir dünya imparatorluğu kurmak için bütün ilke ve değerlere savaş açan, yeryüzünün ağırlık merkezi olan İslam coğrafyasını tamamen işgal etmeye girişen bir yağma çetesi yeni bir dünya kurmaya çalışıyor.
Kontrolden çıkmış bir gücü kutsamak
Bu aşamadan sonra, ABD'nin küresel işgal harekatına gerekçe olarak öne sürdüğü iddiaların doğru mu yalan mı olduğu konusunda kafa yormanın hiç bir anlamı yok. Ortada bir oyun var ve bizler bu oyunun figüranları olarak bir şeyleri tartıştığımızı sanıyoruz. Oysa haritanın bütünü bambaşka ve bizim bu haritayı görmemiz engellenmek isteniyor. Beyaz Saray'daki ırkçı cuntanın çizdiği ve bir çok ülke yönetiminin de değişik gerekçelerle rol aldığı bu yeniden yapılanma harekatı ile kamuoyunun gündemine sunulanlar birbirinden ne kadar farklı. Doksan ülkede bulunan Amerikan askeri üslerinin, Afganistan ve Irak'ın işgal edilmesinin, daha bir çok ülkenin işgal için sıraya konulmasının, özgürlüklerin yok edilip insanlığın askeri düzene mahkum edilmesinin, askeri gücün belirlediği bir dünya düzeni amaçlanmasının tek bir amacı var: Dünya imparatorluğu. Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra başlayan bir "dünya savaşı" bu. Küresel hakimiyet yolunda kaynaklara nasıl el konulduğunu, direnen güçlerin nasıl yok edildiğini, muhalif söylemlerin nasıl bastırıldığını, kontrolden çıkmış bir gücün nasıl terör estirdiğini hep birlikte izliyoruz. Türkiye'nin Irak'a asker göndermesi, Türk-Amerikan ilişkileri, ekonomik beklentiler, uyduruk meşruiyet formülleri veya kısa vadeli politikalarla sınırlanacak bir durum değil. Yarın bölgedeki bütün ülkeleri derinden sarsacak bir gücün bugünkü işgal ve yağmasını alkışlayıp alkışlamamakla, küresel yağma düzenine itaat edip etmemekle, dünyayı tek başına yönetmeye niyetlenen bir güce iman edip etmemekle, Amerika'nın gücünü kutsayıp kutsamamakla ilgili bir durum. Bizler, hangi dünya görüşüne sahip olduğumuza bakmadan, bu küresel çılgınlığın önünde durmak, resmi yalanların esaretine kapılmamak, özgürlük ve onur adına direnmek zorundayız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |