AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Zirve öncesi tezkere saflaşması

Bugün Çankaya'da toplanacak zirve, Türkiye'nin Irak'a asker gönderip göndermeme bilmecesinin çözümleneceği "devlet kararı" için kritik bir önem taşıyor. Üzerinde haftalardan beri egzersiz yapılan ve pozitif-negatif bütün verileri toplanan bu konu hakkında irili ufaklı birçok toplantı yapılmıştı. Her defasında yeni seçenekler üzerinde düşünüldü ve tablo karar verici bütün unsurların zihninde farklı şekillerde de olsa netleşmeye başladı. Zirveye girerken her üyenin kafasında ortak verilerden elde edilen farklı da olsa bazı projeksiyonlar bulunuyor.

"Devlet kararı"nı üretecek bakış açılarını masaya yatıralım…

Cumhurbaşkanı'nın yaklaşımının çeşitli yollarla kamuoyuna sızdığı gibi olduğu anlaşılıyor. Sezer, Türkiye'nin Irak'a asker göndermesi için mutlaka uluslararası meşruiyet anlamına gelecek bir kararı şart görüyor. Mart tezkeresi sürecinde de açıkça dile getirdiği çekincesine sahip çıkmaya devam ediyor. "O tezkere başkaydı, şimdi ise durum farklı" tezine itibar etmeden BM ya da en azından NATO şemsiyesinde Barış Gücü oluşturulmadan asker gönderilmesini istemiyor. Bugünkü zirve öncesine kadar da bu tutumunu hükümet dahil ilgili kesimlere iletmiş bulunuyor. Yani, zirveden asker gönderilme kararı çıkarsa bu, öncelikle Sezer'in ikna edilmesi yoluyla mümkün olabilecek.

Peki, masada Sezer'i ya da Sezer gibi düşünenleri ikna edecek kadar güçlü deliller var mı?

Sorunun cevabı sürecin seyrinde gizli. Aslına bakılırsa hükümet kanadının; sözgelimi Başbakan Erdoğan'ın ya da Dışişleri Bakanı Gül'ün bir kararı empoze etmek için baskı yapacakları söylenemez. Bugüne kadarki tutumları da bulundukları pozisyonu gösteriyor. Tavır, bir karar lehine bastırmak değil aksine, "verilerimiz bunlardır, kararı birlikte oluşturalım" üslubunda gelişiyor. Önceki tezkerelerde temin edilemeyen "devlet kararı" böyle şekillenecek.

Cumhurbaşkanı'nın "uluslararası meşruiyet" ısrarının aksine Genelkurmay'ın bu türden bir şart aramaksızın asker gönderme eğilimi giderek belirginleşiyor. Askerler bu konuda hükümete bir teklif ya da telkinde bulunmadılar ama Irak'a asker göndermeyi istiyorlar. Bunun bir nedeni, Irak'ta asker bulundurmanın Türkiye'nin çıkarları açısından gerekli olduğunu düşünmeleri, diğeri de Amerika ile açılan makası kapatma gayretidir. Genelkurmay, asker gönderme olayını 1 Mart tezkeresinin reddinin faturasının Washington tarafından kendisine çıkarılmasının yarattığı politik yükü hafifletmek için bir formül olarak değerlendiriyor.

Hükümete gelince….

Öncelikle, sürecin yöneticisi baş aktörü konumunda bulunan Başbakan Erdoğan'ın herkes son sözünü söyleyene kadar bir kararı sahiplenmeyeceği anlaşılıyor. Bunda, Türkiye'nin Amerikan askerlerine topraklarını açmamasının dünyada yarattığı pozitif havanın getirilerini de hesaba kattığı için büyüyü bozmayacak bir denge noktasını arıyor. Özellikle, Sonbahar'la birlikte Avrupa Birliği sürecine de girileceği için Erdoğan, uyum paketleriyle güçlü esmeye başlayan rüzgarın etkisini azaltmamak için çaba gösteriyor. Bu, Başbakan'ın Irak'a asker göndermeye karşı olduğu anlamına gelmiyor. O da artıları eksileri masaya koyup bir sonuç çıkartmak istiyor. Ama ne var ki, her kurumun artısı ile eksisi aynı değeri taşımıyor!

Karar sürecinin bir önemli figürü de Dışişleri Bakanı Gül'dür. Gül, son ABD ziyaretiyle bu sürecin siyasi sekretaryasını da bütünüyle üstlenmiş oldu. Gül olaya sadece Ankara ekseninden de bakmıyor. Son ana kadar bir BM ya da NATO şemsiyesi arayışı ve beklentisini sürdüreceği anlaşılıyor. Bununla birlikte Türkiye'nin çıkarının sadece bir uluslararası karara bağlanmaması gerektiği görüşünü de muhafaza ediyor. "Irak'ta olup bitenlere kayıtsız kalamayız" fikrinden hareketle hem içeride, hem de dışarıda kabul görecek bir formüle sıcak duruyor.

Aslına bakılırsa hükümet içinde bazı etkin isimler özellikle ABD'nin PKK/Kadek'i tasfiye etme kararının büyük ölçüde Türkiye'nin Irak'a asker göndermesine bağlı olduğunu düşünüyorlar. Yani, Türkiye asker göndermeyecek olursa Amerika'nın PKK-Kadek eliyle bölgeyi destabilize edebileceği ihtimalini önemsiyorlar.

Masaya sürülecek verilerden birisi de bu olacaktır.


12 Ağustos 2003
Salı
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED